| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Çatışma kimle kimin arasında?Siyaset sahnesinin nasıl düzenlendiğine dair Avrupa tarihinden mülhem bir resim vardır zihnimizde. Resmin iki ana unsuruna muhafazakârlık ve liberallik adı verilir. İki yöne doğru muhafazakârlığın ve liberalliğin ötesindeki alanlara uzanırsanız köktencilerle ve aşırı uçlarla (radikaller ve eksremistlerle) karşılaşırsınız. Muhafazakâr ve liberal birbiriyle çatışma halindedir. Çünkü birinin elde tutmak istediğini diğeri elden çıkarmak; birinin davet etmek istediğini diğeri dışarı atmak istemektedir. Muhafazakârlığın ve liberalliğin farklı derece ve kademeleri aynı çatışmanın şiddetindeki derece ve kademeyi işaret eder. Böyle bir resim Avrupa'ya mahsus ilerlemeci, evrimci, gelişmeci görüşün ürünüdür ve uygun durumun Avrupa'daki durum olduğuna inanıldığı oranda Avrupa dışında kalan toplumların yaşadıkları bu resme benzer kılınmaya uğraşılır. Türkiye de bu yakıştırmadan nasibini almıştır. Güya ümmet toplumu geçirdiği evrim sonucu uluslaşmaya (nation) varmış, Halife/Sultan otoritesi yerini halk iradesine bırakmıştır ve saire... Birçok uydurma çözümlemeyi bazı siyasi çıkışları niçin yaptığımızın gerekçesi olarak sergileyebiliriz. Siyasetçilerin işlerine gelen her söyleme fütursuzca sahip çıktıkları bir vakıa. Kendilerini merkezde sayan sağcılar ve solcular, İslâmcılar, Türkçüler, sosyalistler yeri ve zamanı geldikçe üstünlük sağlamalarına fırsat verecek ifadelerin şampiyonluğunu yapmakta gecikmiyorlar. İnsanlar yapıntı mazeretlerine müşteri buldukları sürece mesele yok. Ne ki Türkiye'de yaşadıklarımız hiçbir şekilde muhafazakâr-liberal çatışmasını doğrulayacak belirtiler sunmuyor. Belki onun yerini ilerici-gerici çatışması tutmuştur demek mümkün gibi görünüyor; ama böylesi bir ifade hiçbir gerçekçi ağırlığa sahip değil. Siyasi yönelimlere baktığımızda ilerici olması beklenenlerin şimdi yürürlükte olan toplum tarzının ilerisinde bir oluşum önermediklerini, kendilerine gericilik yakıştırılmak istenenlerin ise geçmişte kalmış yapılara dönme eğilimi göstermediklerini fark ediyoruz. Kimle kimin arasında cereyan ettiğini netlikle göremesek bile Türkiye'de bir siyasi çatışma olduğunu inkâr edemiyoruz. Bu çatışma taraflardan birinin herhangi bir ölçü gözetildiğinde haklı çıkacağı türden bir çatışma değil. Çünkü taraflar kendilerine çıkar sağlayacak gerçeklerin temayüz etmesi uğruna bir etkinliği göze almış sayılmıyorlar. Önce gerçeklerin üzerini örtme hususunda anlaşmış, bu zeminde rahat hareket edebileceklerini kabullenmiş ve sonra birbirleriyle çatışmakta beis görmeyen insanların siyasetine sahne oluyor Türkiye. İki taraf var. Taraflardan biri: "Bir kere oluverse ne zarar getirir?" diye soruyor. Öteki taraf: "Bir kere olduktan sonra, artık çok geç!" diye cevap veriyor. Sıra neyin olması veya olmaması gerektiğini teşhise geldiğinde ise her iki taraf da küskütük sarhoş. Her iki tarafın da rıza gösterdiği ve üzerine kendilerinin birçok şey ilâve ettiği uydurma gerekçeler meydana ayık kafayla çıkmalarına engel oluyor.
iozel@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|