YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

 

 

Mevsimlik 312 panayırı

Türk insanı olarak nedense tüm meselelerimizi tepkisel çıkışlarla değerlendirme gibi kötü bir huyumuz var. Kamuoyu gündemine bomba gibi düşen bir olay, bir anda ortalığı karıştırır ve medyanın akıl daneleri başta olmak üzere ülkenin ileri gelenleri, temel meselelerimizi tartışmaya açar, ancak bombanın şok etkisiyle flulaşmış bir bakışla sonuçta tepkisel değerlendirmelerle yetiniriz. İki gün sonra gündemin değişmesiyle mevzu birden soğur ve tartışma sil baştan, başka bir bomba patlayıncaya kadar rafa kaldırılır. Sonuçta aklıselimle konuya yaklaşma imkanını hiçbir zaman bulamaz ve mevcut statik yapının idamesine en büyük katkıyı da biz yapmış oluruz.

312. maddenin şansızlığı da, kamuoyunun gündemine işte hep bu tip bombalarla girmesinden kaynaklanıyor. Tartışma, ya Kemal Tahir ya da Erbakan gibi isimlerin etrafında odaklanıyor ve tarafların 312'ye yaklaşımını da işte bu isimler belirliyor. Bir solcu söz konusu olduğu zaman yasakları telin edenler, aynı yasaklar Erbakan'a dokunduğu zaman yasakların en harbi savunucusu olabiliyor. Aynı tutum, tartışmanın beri tarafında da yaşanıyor tabii olarak.

Esasında 312. maddenin gerekçesi, bu ülkenin huzuru açısından oldukça elzem bir anlam taşıyor. İnsan haklarının temel felsefesi, kişilerin inançları, fikirleri ve ırki vasıfları sebebiyle herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmalarına şiddetle karşı çıkar. Bu meyanda, insanların içinde yaşadıkları toplumun, farklılıklar gözetilerek bölünmeye çalışılması ve düşmanlıkların tahrik edilmesi şüphesiz ki, insan haklarına aykırı bir tutum olup, suç kapsamı içinde ele alınması gerekmektedir.

Ancak Türkiye gibi yasakçı zihniyetin hakimiyetindeki ülkelerde, insan haklarını korumaya yönelik yasalar bile, ayrımcılığı tesis etmek ve farklı düşünenleri yargılamak için kullanılıyor. Sivil bir toplumda, toplumun muhtelif kesimleri, tabii olarak kendilerini diğerlerinden ayıran özellikleri dillendirerek savunacaktır. Buna ayrımcılık değil, farklılıkları idame ettirmeye çalışmak denir. Farklılıkları yok etmek, ancak tek tip insan yaratma hevesinde olan dikta rejimlerin hayalindeki bir proje olabilir. Bu sebeple bir kişi eğer, kendi ırkının ezildiğini söylüyorsa veya bir başkası dini vecibelerini ve inançlarını yaşayarak kamusal alana çıkmak istediğini savunuyorsa, bu asla ayrımcılık sayılamaz. Haliyle demokratik bir toplumda Kürtlerin haklarını savunma adına yola çıkan bir partinin veya belli bir inancı yaşamak isteyenlerin çağrılarını dillendiren bir oluşumun, işçilerin veya işverenlerin haklarını savunduğunu iddia eden sendikal bir yapılanmadan zerrece farkı yoktur. Nasıl ki bir sendikanın toplumu işçi - işveren diye tasnif etmesi sadece temsili açıdan bir anlam ifade ediyorsa, aynı şekilde toplumu Kürt - Türk, belli bir dine inanan - inanmayan diye ayırmak da temsili kalmak şartıyla ayrımcılık sayılamaz.

Maalesef bugün Türkiye'deki devlet kafası, bu farkı bilerek veya bilmeyerek görmezden geliyor ve temsili sivil toplum kuruluşlarının üzerine gidiyor. Evet, Türkiye'de resmi bir Kürt ayrımcılığı yok, resmi bir inanç ayrımcılığı olmadığı gibi.

İyi de, öyleyse neden bu kadar çok kişi ayrımcılıktan şikayetçi bu ülkede?


11 TEMMUZ 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Melikşah UTKU

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...