|
|
|
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Bunalımı kârla aşmak...YÖK bekleneni yaptı; yıllar boyu üniversiteleri şirket anlayışıyla yönettikten ve rektör atamalarını şirket şubelerine müdür atama mantığıyla yerine getirdikten sonra, bu düzene meydan okunmasına tahammül etmesi beklenemezdi. Çoğu Kemal Gürüz'ün tercihi olarak genel kurulda görev alan üyeleriyle, YÖK, rektör atama tasarrufunu kimseyle paylaşmak istemiyor; bu, baştan belliydi zaten... Ancak, alışkanlıkları sebebiyle beklenen bir davranış türü sergilese bile, YÖK'ün, hazırladığı listede ısrar ederek karşı çıktığı kişinin anayasal sistemin merkez kabul ettiği Cumhurbaşkanı olması işleri biraz karıştırıyor. Çünkü, YÖK, üyelerinin bazısını doğrudan, diğerlerini dolaylı yönden atama yetkisine sahip Cumhurbaşkanı'nın ilgisine emanet edilmiş bir devlet kurumu. YÖK'ün, tasvip etmediğini uzunca bir mektupla kendisine bildiren Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'le takışmayı göze alması hayra alâmet sayılamaz... Birileri, rektör atamasından, 'tutucu' kesimin elini güçlendirecek bir 'devlet bunalımı' çıkarma peşinde... Demokratik bir sistemde, YÖK'e düşen, Cumhurbaşkanı Sezer'in hassasiyetlerine cevap verecek tarzda davranmasıydı. Nasıl her üniversiteyi ayrı bir kararname konusu haline getirmekte zorlanmadıysa, çok oy aldıkları halde üzerleri çizilerek önleri kesilen adayları olmaları gereken yere yerleştirmeliydi YÖK. Bunu yapsaydı, sorunu bir 'devlet bunalımı' haline dönüştürecek yanlış yolu daha baştan kapatmış olurdu. Meydan okuyucu tavır, Kemal Gürüz zihniyetinin işbaşında bulunduğu döneme uygun düşüyor. YÖK, son yıllarda, Kemal Gürüz'ün neredeyse tek başına yönlendirdiği bir devlet kurumu olarak çalıştı. Gürüz'ün, rektörleri tehditle istifaya zorladığı, boyun eğmeyenleri görevden aldırdığı kimsenin meçhulü değil. Bütün tasarruflarında, YÖK genel kurulu, bir kaç istisna dışında, bir bütün halinde onun yanında yer aldı; eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de her tasarrufunda Gürüz'e destek çıktı. Gürüz'ün arzu ettiği sonucu almada ardına sığındığı kilit kavram 'irtica tehlikesi' oldu hep. Üniversiteleri 'çağa uygun' birer eğitim yuvası haline getirme çabası yerine, mevhum 'irtica' kavramı ile savaş arenası haline dönüştürmeyi yeğledi. Sonucu hep beraber görüyoruz: Bir zamanlar dünya çapında eğitim yapılan gözbebeği üniversiteler, son yıllarda, birer orta öğretim kurumu düzeyine indi; akademik çalışmalar durdu, fikir özgürlüğü kısıtlandığı için tartışma ortamı yok oldu. 'İrtica' suçlamasının keyfî yönetimi gizleme bahanesi olduğu yadsınamaz örneklerden anlaşılıyor. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde 'rejim düşmanlığı' ve 'Cumhuriyet karşıtlığı' iddiasıyla üzerleri çizilen iki rektör adayının 'sosyal demokrat' eğilimli öğretim üyeleri olduğu artık biliniyor. Benzer bir olay iki yıl önce Mersin'de yaşanmış ve en çok oy (yüzde 46) alan adayın adı Çankaya'ya gönderilmemişti; o öğretim üyesi de 'sosyal demokrat' eğilimliydi. Gürüz yönetiminin örnek uygulamalarına sahne olan İstanbul Üniversitesi'nde, Atatürkçülüğü, lâikliği, Cumhuriyet bağlılığı müsellem öğretim üyelerine de kök söktürülüyor... 'İrtica' ithamı dinî vecibelerini yerine getiren öğretim üyeleri için ise 'kelle koparıcı' etkiye sahip. Hiç de az olmayan sayıda öğretim üyesinin üniversiteyle ilişkisi bu itham yüzünden kesildi. Saçma uygulamalar, son olarak, "Osmanlı dönemi bilim tarihine ağırlık veriliyor" gerekçesiyle, İstanbul Üniversitesi'nde 'bilim tarihi' kürsüsünün kapatılmasına kadar vardırıldı. Kemal Gürüz'ün satırı çok taraflı kesiyor... Cumhurbaşkanı Sezer, eğitim sisteminin emanet edildiği devletin merkezî şahsiyeti olarak, listedeki uygunsuz sıralamaya itirazına meydan okuyucu bir tavırla cevap veren YÖK'ü herhalde yeniden değerlendiriyordur. Listeyi iade etmesi olayı, Cumhurbaşkanı Sezer'e, kamuoyunun (partilerin de) arkasında olduğunu fark ettirmekle sınırlı kalmadı, YÖK'ün bir devlet kurumu olarak halk gözünde ne kadar antipatik bulunduğunu da gösterdi... Kendi makamına emanet edilmiş, devlet için önemli bir kurum olan YÖK'ü, böyle bir durumdan kurtarmak, hiç kuşkusuz, Ahmet Sezer'in görevidir. Bunalımı kârla aşmak onun elinde. YÖK, iade edilen listede ısrar ederek alışkanlıkları istikametinde tavır almış oldu; şimdi gözlerimiz Cumhurbaşkanı Sezer üzerinde. Bakalım, o, kendisinden beklendiği gibi mi davranacak?
fkoru@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|