|
|
|
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
'Toprağın tuzu'Bazı kişiler vardır, ortalıkta görünmekten müthiş bir haz alır ve bu haz onun adeta gıdası mesabesindedir. Onsuz yaşamaktan hayattan bir zevk alamaz. Ancak vitrinde olmak ve gündemin ucundan inmemek onu doyurur. Bazı insanlar da vitrinde görünmekten ateşten kaçar gibi kaçar ve kuytu bir köşede kendi dünyasını yaşar. Dünyaları bile değişmeyeceği kendi dünyasını. Geçenlerde yitirdiğimiz Nuri Arlasez kendi dünyasında mutlu bu ikinci grup insanlardandır. Gerçi Kemal Sunal'ın ölümünün ardından medyanın bu ünlü komedyene gösterdiği ilginin yüzde birini bu faniye ve yine aynı günlerde ölen Çinuçen Tanrıkorur'a göstermemesi gündemimizi daha doğrusu gündemsizliğimizi göstermesi bakımından bir ölçü olarak kabul edilebilir. Ancak bizimki de aynı gündemden ya da gündemsizlikten farklı değildir. Geride sade bir "hece taşı" bırakan Nuri Arlasez, hayatını okuyarak ve Osmanlı mirasının yağmalandığı bir zamanda bu mirastan kurtarabildiği kadarını kurtararak ömrünü tamamlamış bir fanidir. Varını yoğunu ne varsa harcayarak bir ömür boyu topladığı elyazması kitap, ferman, vakfıye, levha ve işlemelerle olağanüstü zenginlikteki bir koleksiyonunu Süleymaniye Kütüphanesi ve Topkapı Sarayı Müzesi'ne bağışlamıştır. Kendisine tahsis edilmiş ömrü köşesinde sessiz ve sade bir şekilde tamamlamıştır. Allah rahmet eylesin. Ben burada, Beşir Ayvazoğlu'nun Dergah dergisinin eski sayılarından birinde Nuri Arlasez'le yaptığı bir konuşmayı ve bu konuşmada geçen önemli bir anekdotu sözkonusu etmek istiyorum. Bilindiği gibi Arlasez, İngiliz tarihçisi Arnold Toynbee'nin sık sık görüştüğü yakın bir dostudur. Sözkonusu konuşmada Toynbee ile birlikte Antalya'ya 70-80 kilometre bir köye giderler. Bir kahvehane görürler ve içeri girerler. Gerisini kendisinden dinleyelim: "Nur yüzlü bir ihtiyar. İçimden geldi, çok samimi olarak gidip elini öptüm. "Babacığım, dedim, çok açız, çaresine bakabilir misiniz?" İhtiyar, "Oğul, dedi, yeter ki sen fukaranın olanına katlan! Nemiz varsa senindir. Yalnız Rabbim yoktan var eder. Onu bizden bekleme!" Tercüme ettim, Toynbee şaşırdı. "Hakiki bir filozof, hikmet âşıkı bir adam!" dedi. İhtiyar çok güzel yiyecekler getirdi. Bütün ısrarlarımıza rağmen para kabul etmedi. "Taa nerelerden bu kuş uçmaz, kervan geçmez yere geldiniz, gönlümüze ferahlık verdiniz. Bir de para mı vereceksiniz? Ne parası?" dedi. Ama ben ısrar ettim. Bunun üzerine, "Bak oğul, dedi, misafirimizsin. Daha fazla ısrar edersen paranı almak zorunda kalacağım. Neşemizi bu kahpe para için kaçırmağa değerse ver!" Artık ısrar edemezdim. Toynbee'ye söylediklerini aynen tercüme ettim. Büyük İngiliz'in gözleri yaşardı ve şunları söyledi: "Lütfen söyleyeceklerimi aynen tercüme ediniz. Bize insanlık sahasında kelimenin en kuvvetli manasıyla ebedi ölçüde bir insanlık dersi verdi. Bu borcu hiçbir zaman eda edemeyeceğiz. Dünyaları ayakta tutan, her memlekette gizli kalmış bu gibi kahramanlardır. Bunların yüzü suyu hürmetine memleketler ayakta kalır. Bunlara İncil'de "Toprağın tuzu" denilmiştir. Biz sanayileşirken büyük hatalar yaptık. Maddi servet pahasına bütün bu değerleri kaybettik. Siz de aynı tehlikeyle karşı karşıyasınız, bizden ders alın. Hayatta sizi her zaman minnet ve şükranla hatırlayacağız."
hdurukan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|