|
|
|
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Anadolu'danBir cumhurbaşkanı, "Ben memleketi dolaşıyor, valilerle ve kaymakamlarla görüşüyor, gerekli bilgiyi alıyorum; öyle aç açık kimse yok!" demişti, bir başka sefer de "İslam'ın en güzel temsil edildiği ülke Türkiye'dir, ezanlar okunuyor, camiler açık, kimse namazdan niyazdan menedilmiyor" buyurmuştu. Ben de her Anadolu'ya çıkışımda bu sözleri test ediyor ve gerçeği yansıtmadığını anlıyorum. Son çıkışım bu ayın başlarında oldu, kaplıcaları ile meşhur bir şehire (Kütahya) ve onun bazı ilçelerine gittim, köylü kentli, yerli yabancı birçok insanla görüştüm, kimi zaman kendimi tanıtarak kimi zaman tanıtmadan Anadolu hayatının gerçek yüzünü görmeye çalıştım. Otuz yaş civarında iki genç kadın, kaplıca çıkışında konuşarak yürüyorlar, ben daha hızlı yürüdüğüm için onlara yetişip geçiyorum, bu esnada duyduklarım şunlar: "Benimkileri camiye kabul etmiyorlar, aynı yaşlardaki birkaç komşu çocuğu ile birlikte evde kendim okutuyorum..." Anlaşılan genç kadının, henüz ilköğretim okulunun beşini bitirmemiş çocukları var, bundan birkaç yıl öncesinde olduğu gibi okul tatilinde bunları camiye göndererek Kur'an öğrenmelerini istiyor, çocuklar camiye gelince hoca, "Sizi alamam, yeni mevzuata göre Kur'an öğrenmek üzere camiye gelmeniz yasak" diyor, ana baba çocuğuna Kur'an dersi ve başlangıç din bilgileri aldırmakta ısrarlı oldukları için çareyi, evlerinde okutmakta buluyorlar; ya kendileri de bilmeyenler ne yapacaklar? Tavşanlı'dan bir memurla konuşuyoruz, söz kız çocuklarının okumalarına gelince şöyle diyor: "Kızıma baktıkça içim doluyor, okutmak istiyorum ama başını açmalarına da, hem kendisi hem ben razı değiliz, ne yapacağımı bilemiyorum." Bütün Anadolu bu iç çekişleriyle dolu, ezanlar okunuyor, güvenlik soruşturması problemi olmayanlar da camilere gidiyorlar ama camilere alınmayanlar, oraya gidemeyenler de var! Köylerden geçiyoruz, rastladıklarımızla konuşmaya çalışıyoruz. Kavurucu sıcaklarda köylüler tarla ve bahçelerinde çalışıyorlar, işleri zor, kazançları az, emeği onlar çekiyor paranın büyüğünü aracılar ve tefeciler kazanıyor, evet aç ve açık değiller ama yedikleri, içtikleri, giydikleri, evleri, aletleri yetersiz, eksik; kıt kanaat geçiniyorlar, birçok tabîî ihtiyacı karşılamaktan mahrum bulunuyorlar. Türk insanı "kan tükürüp kızılcık şerbeti içtim" demeye alıştığı için davetliler onların hallerini bilmiyorlar veya bilmez görünüyorlar. Simav'ın bir köyünde, ormandan emekli olmuş bir vatandaş ile konuştum, çok mutlu görünüyor, durmadan devlete millete dua ediyordu, kaç lira emekli maaşı aldığını sordum, ağzını doldurarak "Yetmiş milyon" deyince bir bu paraya bir de onunla mutlu ve iftiharlı köylüye şaştım! Devletin kesesinden safa sürenler, yetmiş milyonu bahşiş verenler, çalgıya çengiye dolar saçanlar, gazinolarda ceket yakanlar, "yetmiş milyonu nasıl harcayacağını bilemeyen, sefaleti refah zanneden" insanımızın halinden ne anlarlar! Siyasi hal ve gidişi de konuştuğumuz oldu, halk her şeyin farkında, sükutu gafletinden değil, geleneğe dayalı tevekkülünden ve zamanını bekleme alışkanlığından kaynaklanıyor; zamanı gelince de bütün ukala sosyal araştırmacıları açık düşüren, mahçup eden tablolar sergiliyorlar. Bu gidişle ya yönetenler adam olacaklar yahut da halk onları değiştire değiştire adama dönderecek; yalnızca seçimden seçime tecelli eden tepkisiyle değil, giderek öğreneceği ve meşruiyet çerçevesinde uygulamaya koyacağı her çeşit tepkisiyle!
hkaraman@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|