|
|
|
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Saflar ayrışıyor...Medya ile ilgili son haberi duydunuz mu? Radikal gazetesi, bir kaç gündür, manşetinden, 'AB karşıtı' bir lobinin varlığından söz ediyor; AB komiseri Verheugen'in görüşmelerini saptıran, 'Kürtçe tv', 'Kürtçe eğitim', Kıbrıs'ın AB üyeliği gibi görüşülmemiş konuları görüşülmüş gibi gösteren haberleri o lobi çıkartmış... Radikal, "AB karşıtı lobi yalan haberlerle kamuoyunu yanıltıyor" iddiasında... Bu ithamın hedefi olan iki gazete (Hürriyet ve Milliyet) ve bir de gazeteci (Sedat Ergin) var. İşin ilginç yönü, AB karşıtı lobinin dolduruşuna geldiği (veya gönüllü olarak görev üstlendiği) iddiasının hedefi Hürriyet ve Milliyet ile iddiayı ortaya atan Radikal'in aynı yayın grubu (DMG) içinde bulunmaları... Benim özetimden daha sert ithamları sütununa taşıyan Radikal'den İsmet Berkan, suçladığı Sedat Ergin ile, grubun televizyonu CNN-Türk'te haftalık bir siyasi sohbet programı da yapıyor... Bu ayrıntıyı 'tutarsızlık' olarak sunduğumu sanmayın lütfen; tersine, hep beklediğim istikamette bir gelişme bu: Herkes yeni dönemde kendi yerini belirleme gayretinde... Radikal'i çıkartan arkadaşlar gazetenin adına uyan bir radikallikte önalmayla meşguller sadece... Türkiye'de, 'AB karşıtı' güçlü bir lobi bulunduğuna hiç kuşku yok, Radikal haklı. Verheugen ziyareti ardından yapılan yayınlar, o lobinin yönlendirmesiyle manşetlere tırmandı. Ancak, o lobiyi sadece 'AB karşıtı' olarak vasıflandırmak hatalı; ya da dışişlerindeki bir kaç bürokratı ve bazı Batılı ülke büyükelçiliklerini 'lobi' olarak adlandırmak da... Hürriyet ve Milliyet'in Türkiye'yi AB içinde görmek istemeyen yabancılara destek çıkmak için yalan yayın yapacaklarına inanamam... Bazı dışişleri bürokratlarının, akşamlarını barında lâflayarak geçirdikleri Hürriyet ve temsilci Sedat Ergin üzerinde ağırlıkları olabilir; ancak devlet politikasını etkilemeyi amaçlayan yayınlar onları epey aşıyor... AB konusunda yanıltıcı yayınlar dışişleri bürokratları veya büyükelçilikler ile irtibatlansa bile, sözgelimi YÖK konusundaki 'yalan' haberi nasıl açıklayabiliriz? Oysa, Cumhurbaşkanlığı ile YÖK arasındaki gerilimin bu noktaya varmasında en büyük paylardan biri Hürriyet'in... Hürriyet, daha liste Cumhurbaşkanı'na arzedilmeden, "YÖK'ten lâik rektör operasyonu" başlığını kullanmasaydı, işler bu raddeye -muhtemelen- varmayacaktı... Habere şöyle bir göz atalım: "Rektörlerinin görev süresi ağustos ayında sona erecek 22 üniversitede, nöbet devri için ikinci adım da tamamlandı. Önceki gün toplanarak, her üniversite için 6 olan aday sayısını 3'e indiren YÖK Genel Kurulu'nun aday değerlendirmesi, 'Cumhuriyet Operasyonu'na dönüştü. Adayların seçimde aldıkları oyu en son kriter kabul eden 22 kişilik YÖK Genel Kurulu, adayları, 'Türban yasağının uygulamasındaki kararlılık ve cumhuriyete bağlılık, yöneticilik vasfı, akademik yeterlilik, çalışmalar ve seçimlerde aldığı oy' sıralamasına göre oyladı. Cumhuriyet ilkesine bağlılığı esas alan YÖK Genel Kurulu, 'Bu ilkeden ödün verenler, Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerine rektör olamaz' dedi. Genel Kurul'un, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in atamasına sunmak üzere her üniversite için hazırladığı 3'er adaylı listeye eklediği bir raporda, bazı adayların elenme nedenini, isimlerin önüne 'rejim düşmanı' şerhi koyarak açıkladı." (Kamuran Zeren'in haberi, Hürriyet, 9 Temmuz 2000) İzmir/Dokuz Eylül Üniversitesi'nde öğretim üyelerinin yüzde 85'nin oylarıyla ilk iki sıraya yerleşen profesörler, "Cumhuriyetçi, lâik, Atatürkçü ve sosyal demokrat" kimlikleriyle tanınan isimler... Birinin, sonradan öğrenildiğine göre, 'irtica' ile yaftalanamayacak kadar açık bir başka vasfı daha var: Rektör adayı profesör, Süryani asıllı bir vatandaşımız... Hürriyet'in YÖK konusunda yanıltıcı haber yayınlamakta tereddüt etmediği anlaşılıyor. Hürriyet'i hazırlayanlar, daha önceki rektör atama dönemlerinde, aynı muhabir imzasıyla benzer haberler yaptıkları halde hiçbir tepkiyle karşılaşmayıp şimdi 'suçüstü' ithamlarına maruz kalmaktan şaşkın olmalılar... Eminim, "AB lobisinin oyununa gelerek yalan haber yapma" ithamının kardeş gazete Radikal'den yükselmesini de anlamakta zorlanıyorlardır... Oysa, bunda şaşacak bir durum yok. Türkiye, şu sıralarda, hızla, Helsinki Zirvesi ile başlayan '10 Aralık süreci'nin etki alanına giriyor... Her yeni süreç yeni ölçüler dayatır ve yeni bir medya düzeni zorlar... Bunu en iyi bilebilecek durumda olması gereken gazete, kendisi de şimdikine benzer bir sürecin ürünü olan Hürriyet'tir... Hürriyet, uzun yıllar Bâbıâli'de bulunmuş, batırdığı gazete ve dergilerin çokluğuyla ünlü Sedat Simavi tarafından 1948 yılında çıkartıldı. Türkiye 'çok partili' yeni bir sürece girmişti ve köhne basın organları yeni döneme ayak uyduramıyordu. Hürriyet yeni dönemin gazetesi olarak tutundu. Tıpkı, Turgut Özal'ın misyonunu iyi değerlendiren Dinç Bilgin'in 1985'te çıkardığı Sabah'ın 'dönem gazetesi' olarak parlayıp tutunması gibi... Şimdi de saflar ayrışıyor ve Radikal, yaldızı sönen bir odakla göbek bağını koparıp yeni sürecin dinamikleriyle birlikte hareket ederek, 10 Aralık'ta başlayan yeni dönemin gazetesi olmak istiyor... Radikal'i hazırlayan arkadaşları, cesaretlerinden dolayı tebrik ederim.
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|