| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Karakartal içinBeşiktaş camiası üst üste iki büyük kayıp verdi. Yusuf Tunaoğlu ve Cenk Koray'a Cenab-ı Allah'tan rahmet, yakınlarına ve camiamıza başsağlığı diliyorum. Bu iki ad, çocukluğu benim gibi yetmişli yılların başına denk gelenler için büyük önem taşır. Beşiktaş 20 takımla, çift devreli yapılan ilk "Türkiye 1. Ligi"nde (1959-60) şampiyon olmuştu (1959'da deneme mahiyetinde gerçekleştirilen "Milli Lig" iki grup üzerinden oynandı ve B Grubu birincisi Fenerbahçe finali de kazanarak şampiyonluğu aldı). Beşiktaş'ın ikinci şampiyonluğu 1965-66'da, bendenizin dünyaya gözlerini ilk açışından kısa bir süre önce geldi. 1966-67'de zirveye yazılan ad yine Karakartal'dı. Aklımın erdiği günden beri Beşiktaşlı'ydım, ama 1966 ve 1967'deki bu iki şampiyonluk benim için hep "düşsel" bir yan taşıdı. Sanki o günleri ana kucağında değil de İnönü Stadı'nda geçirmişim gibi anlatır, daha üç dört yaşındayken önüme çıkan herkese şampiyon kadromuzu ezberden sayardım. "Kalede Necmi," diye başlar karmakarışık giderdim: "Yusuf, Sanlı, Suat, Ahmet, Şahin, Fehmi, Yavuz, Coşkun, Süreyya, Kaya." Beşiktaşlılığım çocukluğu Akaretler'de geçen ve hep koyu bir taraftar olan rahmetli annemden gelir. Babamla bugün bile her konuda anlaşırız da iş Beşiktaş-Fenerbahçe meselesine gelince tatlı tatlı didişmeyi bir yana bırakmayız. Oysa Beşiktaş konusunda babama da çok şey borçluyum: "Madem bu oğlan Beşiktaşlı oldu, gitsin İnönü'de maç izlesin" dediği günden beri! Kendini bildi bileli Beşiktaşlı olanların "Karakartal sevgisi"ni gerçek anlamda içselleştirmeleri için özel bir deneyim yaşamaları gerekir: İnönü Stadı! İşte ben de daha küçücük bir çocukken, babamın sayesinde, İnönü Stadı'nın büyülü havasını soluma şansına kavuştum, bakımsız çimlerin üzerinde ter döken Yusuf ile Sanlı'yı gördüm. Camiamızın zorlu bir döneme girdiğini nereden bileyim? Yeni bir şampiyonluk için ta 1982'yi beklememiz gerekti, bütün çocukluğum Fenerli ve Cimbomlu arkadaşlarımın tacizleriyle geçti (Neyse ki araya Trabzon fırtınası girdi, onların burunları da azıcık sürttü). İşte o günlerde tutunduğumuz üç beş efsane addan biriydi Yusuf Tunaoğlu. Çocukluğumuz onun gibiler sayesinde rahat geçti. Yusuf'un yokluğu üst üste şampiyonluklarla büyümüş yeni kuşak Beşiktaşlılar için ne ifade eder bilemem, ama benim canımı acıtıyor. Cenk Koray'a gelince: Çocukluğumuzun "büyülü kutu"sunda çok yakın, çok tanış bir addı bize. Cenk Koray, Güneş Tecelli, Altan Erbulak, Orhan Boran, Halit Kıvanç, hepsi içimize işledi. Ama biz Beşiktaşlılar için Cenk Koray bambaşka bir yerdeydi. Medyada hep azınlıkta kaldığımız, sesimizi bir türlü diğer iki büyük kulüp kadar yükseltemediğimiz gerçeğini kim yadsıyabilir? İşte biz Cenk Koray'ın tam bir Beşiktaşlı olduğunu bilir, onun en olmadık yerde bile takımımıza sahip çıkacağına güvenirdik. Ne zaman "Beşiktaş" dense belleğimizin bir köşesinde "Cenk Koray" adı da neşeyle uyanıverirdi: Artık hüzünlü bir uyanışa bıraktı yerini! Beşiktaş bugün Levski'yle oynuyor. Futbolcularımız sahaya Yusuf Tunaoğlu ve Cenk Koray için çıkacaklar. Sırf onlar mı? Şeref Bey, Hakkı Yeten, Şükrü Gülesin, Çengel Hüseyin, Refik Osman Top, Voleci Şeref Görkey, Frikik Doktoru Recep, Beton Mustafa ve daha nice ad için! Haydi çocuklar, önce Levski'yi, sonra Lokomotif Moskova'yı paralayın, bizi Şampiyonlar Ligi'ne taşıyın!
harslan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|