YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Gündem

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 


Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz çoksesliliği savundu
Gelişmenin şartı düşünce özgürlüğü

Diyanet'in yeniden yapılanma çabası içerisinde olduğunu görüyoruz. Bu çalışmalar AB'ye hazırlık mı?

Bu çalışmalar, Türkiye'nin AB'ye girmesi ile ilintilendirilmemeli. Ancak Türkiye AB'ye üye olmayı hedeflemiş durumda. Biz de üyeliğin gerçekleşmesi durumunda DİB olarak neler yapabiliriz konusunu Mayıs ayında düzenlediğimiz 'Avrupa Birlği Şûrâsı'nda ele aldık ve 68 maddelik bir karar metni çıktı. Bunları uygulamaya çalışıyoruz. AB'ye üyeliğin İslam açısından sorun teşkil edeceğine inanmıyoruz. Kültür alış verişi olacak, toplumlar birbirlerini yakından tanıyacaklardır. Ama evrensel değerler açısından hiçbir sorun teşkil etmeyeceği kanaatindeyiz.

"Kendimize çeki düzen vermeliyiz"

Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed Müslüman ülkelerin çoğunun diktatörlükle yönetildiğini söyledi. Türkiye'de durum ne?

Mahathir Muhammed'in değerlendirmeleri ve tespitlerine ben de katılıyorum. Müslümanlar yaşadıkları zamanın şartlarını göz önünde bulundurmalılar. Türkiye olsun diğer İslam ülkeleri olsun bu noktada kendilerine bir çeki düzen vermek zorundadır. Özellikle Batı'da olumsuz bir Müslüman imajı var, bunun değiştirilmesi lazım. İslam, despotik bir idareye yer vermez. İslam'ın özünde meşveret vardır. Ancak İslam ülkeleri içerisinde bence Türkiye dini hayat açısından daha canlıdır. Bir defa söz söyleme hürriyeti var. Ben siyasi konulara girmek istemiyorum. İlmî gelişmenin şartı düşünce özgürlüğüdür. Tabii özgürlüklerin de bir sınırı vardır. Tek bir insanın, bir ailenin söz sahibi olduğu bir ülkede hiçbir gelişme olmaz. Çok seslilik bu açıdan faydalıdır. Türkiye'nin de tabii eksiklikleri vardır ama zamanla bunlar da telafi edilir. İslam'da fikir hürriyeti var ancak her fikir de muhterem değildir. Bunlar zamanla düzelir. Eksiklikler tamamlanır diye düşünüyorum.

"Devlet toplumla barışık olmalı"

İslam'da ruhbanlık yoktur denir. Ruhbanlıktan tam olarak ne anlaşılmalı? Hz. Peygamber'in yönetimini nasıl tarif ediyorsunuz?

Ruhbanlık; bir anlamıyla dünyadan el çekme ve riyazet olarak anlaşılıyor. Diğer yandan teokratik yönetimi elinde bulunduranlara da ruhban deniyor. Yani teokrasi, ruhban sınıfının iktidarı elinde bulundurması ve bu sınıfın yönetimidir. Burada ruhbanların yanında ayrı bir sınıf olarak ruhban olmayan, laik bir sınıf da vardır. Her iki şekliyle de ruhbanlık İslam'da yoktur. İslam'da ulema vardır. Bu da bilenlerle bilmeyenlerin eşit olmadığı ilkesinden konunun uzmanı olmakla ilgili bir ayrım. Vatikan'a gittiğimizde orada gördük; bir yanda kardinaller var bir de laik sınıf var. İslam'da, her Müslüman dinin adamıdır ve teokratik bir sınıf, ruhani bir sulta yoktur. Bir otorite mutlaka olacaktır.

Bir süre önce Vatikan'ı ziyaret ettiniz. Vatikan teokratik, Türkiye laik bir ülke, niçin Protestanlar'la değil de Katoliklerle görüştünüz?

Vatikan'dan davet gelinece biz de icabet ettik. Papa Katolik dünyasının, bir milyarı aşkın Katolik'in lideri aynı zamanda bir devlet başkanı durumunda. Ruhani olmasının yanısıra devlet başkanı sıfatı var. Bu görüşmeden iki ülkenin menfaati var. Teröre, şiddete, ateizme, açlığa karşı ortak mücadele başlatma gibi bir anlaşmamız oldu. Bunlar da yararlı olan davranışlardır. Bunlardan misyonerlik faaliyetlerine göz yumma gibi bir anlam çıkarılmamalıdır.

Mutlak ateizm mümkün değil

Ateist olduğunu deklere etmiş kişilerin cenaze namazı kılınıyor. Buna nasıl bakıyorsunuz?

Kim olursa olsun cenaze namazının kılınmasını ister. İstediğine göre de ateist değildir. Zaten ateist olmak da mümkün değil. Bir insanın mutlak münkir olması, vicdanındaki din duygusunu söküp atması mümkün değil. Ne kadar ateistim de dese, yine bir gün Allah diyecektir. Bu anlamda ateistlik mümkün değil. Adam benim namazım kılınmasın diyorsa kılınmasın, zorla kılmanın bir manası var mı? Ancak ateistse ama kılınmasın diye bir vasiyeti de yoksa, biz bir İslam ülkesinde yaşadığımıza göre ve son ânı da bizim için meçhul olduğuna göre inşaallah imanla gitmiştir diye kılınıyor namazı.

Son zamanlarda yeniden yapılanma yönünde yaptığı çalışmalarıyla dikkat çeken Diyanet İşleri Başkanlığı, laik Türkiye'de resmi bir kurum. Devlet, laiklik gereği dinî değerlerin resmî bir geçerliliğinin olmadığını savunurken din alanını da kimseye terketmiyor. Sık sık gündeme gelen DİB'nin tek bir mezhebe hitap ettiği iddiası Sünni kesimi töhmet altında bırakıyor. Diyanet İşleri Başkanı bir süre önce teokratik bir yönetime sahip olan Vatikan'a neden gitti? Ateist olduğunu hayatında açıkça dile getiren insanlara öldükten sonra Türkiye'de niçin dinî tören yapılır? Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz benzer konularda kafalarda oluşan sorulara cevap verdi.

Diyanet İşleri Başkanlığı Şeyhülislamlığın devamı

DİB, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri var olan bir kurum. Bugüne kadar da hiçbir sorun çıkmadı. Laiklik ilkesine niçin aykırı olsun. Elbette herkes görüş belirtebilir, dini konularda düşüncesini ifade edebilir. Bizim sivil kuruluşların faaliyetlerine bir diyeceğimiz yok. Ancak vatandaşın müracaat edebileceği, bağlayıcı olabilecek bir resmi merci olması lazım. Diyanet resmi bir kurumdur ama görüşlerini bir etki altında kalarak bildirmez. DİB'nin görüşlerine ille de uyulacak diye bir şey yok. İmam Ebu Hanife kadılığı kabul etmemiştir ancak öğrencisi İmam Ebu Yusuf kabul etmiş, kadı olmuştur. Yani devletin resmi bir mercii olarak kadılık vardı. Selçuklular'da da Osmanlılar'da da Şeyhulislamlık kurumu vardı. Yani o dönemlerde de böyle müesseseler olmuştur. Din devlet ilişkileri birlikte, elele olmuştur hep ve günümüze kadar gelmiştir. Bu bizim tarihimizde geleneği olan bir müessese.

Diyanet'in mezhebi görüşü olamaz

Diyanette mezhepler, tarikatlar, meşrepler temsil edilmez. DİB, 633 sayılı Kanun'un 1. maddesindeki 'iman, ibadet ve ahlak hakkında halkı aydınlatma' görevini üstlenmiştir ve bu görevini yerine getirirken esas kaynak Kur'an ve Peygamber'in sünnetidir. Bunların yanısıra İslam müçtehitlerinin görüşlerinden de yararlanacaktır. Bu Ebu Hanife'nin, İmam Şafii'nin veya İmam Cafer'in görüşleri olur farketmez. Asıl olan iki ana kaynak; Kur'an ve sahih sünnettir. Mezheplerin ve meşreplerin yer alması zaten Anayasa'ya aykırıdır. Anayasa'da, 'Diyanet her türlü siyasi görüşün üstündedir' deniyor. Diyanet sadece İslam'ı anlatır, bir mezhebin temsilcisi değildir. Diyanetin görüşü sorulduğunda mezhepler arasında ayrım yapmaksızın geçmiş müçtehitlerin görüşlerinden de yararlanır. DİB'de görev alacak kişinin belirli nitelikleri taşıması gerekmektedir. İlahiyat Fakültesi mezunu olmak zorundadır.

Ertuğrul CESUR

 


Kağıda basmak için tıklayın.

 

 

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...