| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Hayret bir şeyim!Yaz geldi geçti, gidip beş yıldızlı otellerden birinin havuzunda şöyle birkaç saat güneşlenmedim bile! Laf aramızda güneş bana biraz dokunuyor zaten; azıcık güneşte kalınca rakamlarla harfleri birbirleriyle çarpmaya bölmeye başlıyor ve matematik bilincimi tümden kaybediyorum. Mesela şöyle bir çarpma sonucu sizin için bir şey ifade ediyor mu: "3M765P89YC21" Etmiyor olmalı! Sizin için hava hoş! Ama yukarıdaki garip toplam benim güneş geçmiş beynimde ev kiramın karşılığı oluyor. Herneyse, konumuz bu değil! Konumuz gazetelerin magazin eklerinin yaz boyunca yapmamızı önerdikleri şeyler ve benim bütün bunları yapmaktan nasıl kaytardığım... Esasen gidip havuz başlarında güneşlenmeyi, pazar sabahlarının favori brunch mekanlarını ziyaret etmeyi, antika müzayedelerinde boy göstermeyi ve Camel Trophy'nin herhangi bir etabına katılmayı ben de çok istiyorum ama, nedense bir türlü bu "seçkin" programa ayak uyduramıyorum. Benim her sabah yataktan kalktığımda kendime özgü kadim programım zaten beni bekliyor oluyor. Serinlemek için bulduğum herhangi bir ağacın altında ayaklarımı uzatıp oturmakla yetiniyorum. Ara sıra da gidip çeşmede bol klorlu suyla elimi yüzümü yıkıyorum. Pazar sabahları, diğer bütün sabahlarda olduğu gibi evimde kahvaltı ediyor, teybe de uygun bir kaset atıyorum. Kahvaltıdan hemen sonra, gazetelerin benim hayatıma benzemeyen hayatlar hakkında yazdıklarını okuyor ve eğer o sırada kaşınmakta iseler kafamı, ayaklarımı, burnumu ya da sırtımı kaşıyorum. Antika müzayedelerinde boy göstermeye hiç halim yok! Olsa olsa antika pazarına takılabilirim. Yine de antikalık katsayım, o müzayedelere katılanların antikalık katsayılarının altına düşmez pek. Bu konuda iddialıyım! Camel Trophy'ye de iki nedenle ısınamadım bugüne dek. Birincisi, ben sigara içmiyorum. Yeşilay Trophy diye bir şey olsaydı katılırdım. İkinci nedense, bu pek heyecanlı olduğu söylenen müsabakanın bana pek sıradan gelmesi... Bir Camel Trophy etabının, İstanbul ya da Ankara'daki herhangi bir dolmuş serüveninden ne farkı var? Heyecan istiyorsam gider bungy jumping (Umarım doğru yazamamışımdır!) yaparım. Hayır tabii ki yapmam! Şu nedenlerle: 1)Ben yüksekten korkarım! 2)Çok yüksek bir yere çıkıp kendini aşağıya atıyorsun... Bunu insan dışında hangi canlı türü yapar ki!.. Çok saçma! 3)Ülkemizdeki iplerin sağlamlığına ve esneme kâbiliyetine kesinlikle güvenmiyorum! Sonuç olarak ben tam bir "Hayret birşeyim!". Gazetelerin magazin servislerinin uzun araştırmalar sonucu bulduğu okuyucu prototipine zinhar uymuyorum. Yazı onların önerdiği şeyleri yaparak değil, kafama eseni yaparak geçiriyorum. Yani boşa geçiriyorum. Yaz hayatı 'sektör'üne memleketimizin şu güzel atmosferinden bol bol hava aldırıyorum.
gozcan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|