| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Kaç sivil olursa farkeder?Anlaşılan, Avrupa Birliği sürecinin kucağımıza bıraktığı ateşten top olan Milli Güvenlik Kurulu'nun yapısı ve etkinliği tartışmaları sayesinde devletimiz hakkında epeyi bilgi sahibi olacağız. Daha şimdiden, konunun en yetkili isimlerinden birisi olan Genelkurmay Başkanı'nın açıklamaları devletin gerçek idari yapısının sınırlarını bir kez daha anlamamız için yeterince malumat sunuyor. Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, "MGK'nın yapısının sivilleştirilmesi, dolayısıyla sivil üyelerin sayısının artırılması konusunda askerin ne düşündüğü" sorusunu şöyle cevaplıyor: "Hiçbir sakıncası yok. Sivil üye sayısını istiyorlarsa artırabilirler. İsterse yüz tane sivil üye olsun. Bize sordular. Ben de arkadaşlarıma 'sakıncası olmaz' dedim..." Belli ki, bu konu siviller tarafından askerlere "Avrupa'ya karşı görüntüyü kurtarmamız lazım. MGK'de sivillerin sayısını artıralım da konu gündemden çıksın..." kabilinden bir taleple iletilmiş. Neden? Çünkü, daha Helsinki Zirvesi öncesinde AB Komisyonu tarafından hazırlanan son raporda ve daha sonra Avrupa'lı temsilcilerin bütün temaslarında bu konu gündeme gelmiş ve Türkiye'den sivil istikamette adım atması açıkca istenmişti. Yıllara göre Türkiye'deki sivil-asker ilişkilerinin değerlendirildiği raporda şu ifadeler vardı: "1998 - Ordu üzerindeki sivil kontrol eksikliği endişe sebebi olmaya devam ediyor. Yansımasını MGK'nın siyasi hayattaki önemli etkisi olarak gösteriyor. 1999 - MGK siyasi hayatta önemli bir rol oynamaya devam ediyor. Askerin MGK aracılığıyla sivil hayattaki rolünün son bularak, sivillerin askerler üzerinde kontrolünün sağlanması gerekmektedir." Avrupa'nın isteğinin bir değeri varsa, bu isteğin MGK toplantısına katılacak kişilerin çogunluğunun üniformalı ya da takım elbilesi oluşuyla bir ilgisi yoktur. Hem AB organlarının hem de Türkiye'nin demokrasi ile idare edilmesini isteyenlerin ortak talebi, askerin sivil otoriteye tabi olması; dolayısıyla da rejim üzerindeki askeri vesayetin kaldırılmasıdır. Asker, sivil otoritenin kendisine verdiği görevin sınırları içerisinde "ülkeye yönelik tehditlerin ve ulusal güvenliğe karşı unsurların tesbiti için" mesai harcayabilirler. Asla, kendi başına tehdit ve önlem belirleyip hükümete dikte edemezler. Şimdi olduğu gibi dikte ederlerse; bu, demokrasi ile de Avrupa Birliği bağlayıcı kriterleriyle de bağdaşmaz. Hal böyleyken, Genelkurmay Başkanı'nın sözlerinin sistemin emniyette olduğu gerçeğine tekabül ettiği açıktır. "MGK'da siviller fazla olsun, farketmez. Orada kararlar zaten parmak kaldırılarak alınmıyor" demekle, sivil irade üzerindeki askeri vesayetin tayin gücünün genişliği ve bu tayin mekanizmasının informel boyutunu ortaya koyuyor. Askeri vesayet MGK, YAŞ, Milli Savunma bakanlığı gibi görünür mekanizmalarda sınırlı olan bir görev tanımı değil, rejimin hayat damarlarında dolaşan bir olgudur. Türkiye'de insan temel hak ve hürriyetlerine, ifade özgürlüğüne hatta çalışma güvenliğine kadar her alanda işlerin nasıl yürüdüğü bellidir. Bu "belli" olan da "kim ya da kimler direnirse dirensin birileri isterse o iş görülür, o karar alınır" gerçeğidir. Kesintisiz temel eğitim ve 312. madde bu gerçeğin bariz örnekleridir. Bazen de kamuoyu dezenformasyonla olan-bitenden uzak tutulabilir. Sözgelimi bugünlerde, bütün ülke "eli kıran başkesen" YÖK Başkanı'nın peşinde koşturup dururken; "devlet memurlarının iki müfettiş raporuyla kapı dışarı edilmesi"ne izin veren bir kararname Bakanlar Kurulu'nda imzaya açılmış bulunmaktadır. Bakanların kararnameyi bir ucundan imzalamaya başlamalarına rağmen Başbakan "benim haberim yok" bile diyebilmektedir. Genelkurmay Başkanı haklıdır. İşlerin bu şekilde yürüdüğü bir ülkede, MGK'da sivil sayısının askerden fazla olması neyi değiştirir? Zaten, yüzlerce kurumdan oluşan devlet mekanizmasında sivil üyeler! asker üyelerden fazla değil midir?
mkaraalioglu@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|