| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Konya izlenimleri (2) SilleKonya'ya giderken "Sille"yi daha fazla merak ettiğimi söylemiştim. Neden acaba? Benzer biçimde Ermenek'i, Tosya'yı Erkilet'i de görmek istiyorum. Belki o eski, geleneksel yaşantıdan kalanları düşünüyorum. Bağları, bağ evlerini, çeşmeleri. Yahut; "Şu Sille'nin sokakları sekili" diye başlayan güzelim türküleri, Sille'nin sayısız âşıklarını. Devamî, Sürurî, Figânî, Zehrî (Kör Bekir), Nigârî'nin şiirlerini. Bu şiirlere vücut veren âhengi, kültür birikimini. Öyle ki bunlar arasından Sürurî'nin (Öl. İstanbul 1855) şöhretinin saraya kadar ulaşmış olduğunu, geçen asırda İstanbul'a gelip, sarayda çalıp-söylediğini, belki de bu yüzden bir kıskançlık eseri zehirlenerek öldürüldüğünü biliyorum. Bir şiirinde şöyle diyor: Tekye-i hüsnünde boynum bükerim Hayalin fikredip yaşlar dökerim Cemalin gördükçe ben "hû" çekerim Çıkmadı hiç derûnumdan elif hâ. Sille beni hiç şaşırtmadı. Batan bir günün son ışıkları ile karşılaşacağımı biliyordum. Yine de o güzelim pembe Sille Taşı'ndan, kasabanın girişine bir güzel çeşme yapıyorlardı. Yıkılan, çöken, kaybolan kasabanın her sokak başında, akmasa da bir çeşme kalıntısı gülümsüyor. Ahşap tavanlı, ahşap direkli bir eski camide namaz kılıyoruz. Bahçesinde ıhlamurlar. Yukarıdaki türkünün ikinci mısraı da "Bahçesinde gül karanfil dikili" idi. Etrafta tek, tük boynu bükük gül kalmış yine de. Ama en hüzünlü gül, artık kimbilir ne zamandan beri akmayan Sille Çayı'nın üzerindeki o minyatür köprü. Kimler gelip geçmiş bugüne kadar üzerinden. Çok eski bir yerleşim yeri Sille. Hâlâ ayakta kalan büyükçe bir kilisesi var. Dağ başında etrafındaki evleri kaybetmiş cami de o kadar hüzün verici. Sokakta bir çocuğu çevirip soruyorum: Şu dağdaki camide namaz kılınıyor mu diye. Ramazanlarda kılınıyormuş. Ne kadar harap olsa da, o sokaklar, o evler, o ağaçlar vaktiyle Sille'de görkemli bir hayatın sürüp gittiğini fısıldıyor. Belki de varisi olduğumuz bu hayatın ipuçlarını arıyorum. Bir kapı, bir pencere pervazı, işlenmiş bir taş, bir sokak dokusu, ayvanda oturan asma gölgesine sığınmış kadınların suskun bakışları, buralarda bir vakitler bağlar vardı diyen asma kalıntıları, işte o türkülerle, şiirlerle sarmalanıp beni içine çekiyor. Evet, bütün bunlar bir daha geri dönemeyecek biçimde geçmişte kaldı. Lakin şu yaşadığımız günlerde dahi ayağımızı basacağımız sağlam bir zemin için gerekli değil mi? Maziden âtiye geçerken neye tutunacağız? Apartmanlara, asfaltlara, tüp-gaz bayilerine, hipermarketlere mi? O uyduruk şelaleler ile süslenmeye çalışılmış sun'î parklara mı? Ah Sille Çayı ah... Seni akarken görmek varmış... Kimbilir bize neler anlatacaktın...
mkutlu@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|