|
Ne olacak şimdi?
Milli Güvenlik Kurulu bugün toplanıyor.
Bu toplantının önemi; bir yandan Başbakan Yardımcısı olarak M. Yılmaz'ın katılımından, bir yandan da Verheugen'in Türkiye'ye ilettiği belgenin MGK'da görüşülecek olmasından ileri geliyor. Ta, cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasından beri iddia ettiğimiz bir husus, işte şimdi iyice netleşti: Mesut Yılmaz'ın tasfiye politikaları tamamen yanlıştı. Bu hükümet içerisinde, yani mevcudun içerisinde, demokratikleşmeyi ve özgürlüklerin genişletilmesini Yılmaz'dan daha fazla savunacak kimse gözükmüyor. İşte şimdi yavaş yavaş bu ortaya çıkıyor. Çokları için günaydın!..
Karton kişilik giydirmek merakı
Türkiye'de siyaset ve fikir hayatına egemen olan öyle bir şarklılık var ki tahmin edemezsiniz. Birisi iyi mi, sonuna kadar iyi!.. Öteki kötü mü, alabildiğine kötü!..
Bizim eski kültürümüzde şarklılıktan gelen, aşiret asabiyetlerinden dinî telâkki tartışmalarına kadar uzanan yanlış bir damardır bu. Sırf bu yüzden, Hacivat'ın ve Karagöz'ün kişilikleri kolay kolay değişmez. Orta oyununda cimriliğiyle maruf Yahudi tipinin, şimdiki halde de Kayserili ve Karadenizli imajının kolay kolay değişmediği gibi.
Aynı şekilde, eski klasik hikâyelerin olumlu âşık tipleri ile; arabozucu, fitneci veya yardımsever kişilikler de kolay kolay değişime uğramazlardı. İyiler sonuna kadar iyi kalır; kötüler de, irtikap ettikleri hiçbir davranış karşısında tereddüt yaşamazlardı.
Eski kültürlerin ve klasik sanatların insan anlayışının ne kadar yanlış olduğunu, eksik olduğunu İslâm kuşkusuz bize hatırlatmış ve öğretmiş idi. Gündelik toplumsal hayatımızda, düşmanlık ve dostlukta aşırıya gitmememiz gerektiğini, düşman bildiklerimizin bir gün müttefikimiz olabileceğini, aynı şekilde dost bildiklerimizin de bizi yarı yolda bırakabileceğini; sırf bu yüzden aşırı gitmemenin, bir ihtiyat marjı bırakmanın faydalı olacağını Hazreti Peygamber'in sünneti hatırlatıp durmuyor muydu?
Hele bugünün sürekli değişken siyasal şartları karşısında!.. Siyasetin her zaman iki cepheli keskin bir zıtlaşma temelinde cereyan ettiği bir ülkede, binlerce haklı sebep de ortada olduğu halde; gerçekten insanın kolay kolay hadiselere dıştan bakabilmesi ve siyasal denklemdeki ciddi yer değiştirmeleri algılayabilmesi o kadar da kolay olamıyor.
Şövalye tarzı siyaset
Bir defa şunu unutmamak lâzım:
Siyaset, Ortaçağ şövalyelerinin yaptığı gibi, tek başına, meydan okurcasına icra olunan bir sanat değil. Tam tersine orkestral bir oyun ve daima, ama daima geniş veya dar bir ortak cephe stratejisi gerektiriyor. Yani siz yalnız değilsiniz!.. Bir politikanın kendini yalnızlaştırması kadar trajik bir hata düşünülemez. İşte böyle bir şart altında, siyasal denge değişikliklerini sürekli kollamak, hareket alanını genişletmeye çalışmak ve maksimum faydayı amaçlamak gerektiği halde; MHP'nin kaldırdığı bir topuza bel bağlayarak "Vur ha, vur ha!.." diye, o kervana eklemlenmenin ne büyük bir vahâmete yol açmış olabileceğini çokları eminim şimdi düşünüyor olmalıdır.
Temelde, yani ilâhî yargı bakımından haklı da olsak, şarklı tarafımıza hitap ederek bizi tahrike, daha bir yalnızlığa ve çaresizliğe mahkûm kılacak sonuçlar üretmeye matuf bu tür tutumlar sanıyorum artık iyice gınâ verdi.
Verheugen'in ülkemizi ziyaret ettiği şu şartlarda Yılmaz'ın Yüce Divan'a gittiğini düşünün bir de!..
Unutmayın ki, Yılmaz Yüce Divan'a gönderilirken adalet yerini bulsun diye, Çiller de onun peşine takılıverecekti. Nasıl bir kaosla yüzyüze kalacağımızı bilmem düşünebiliyor musunuz? Orta yerde hükümet ve parti olarak sırf DSP ve MHP kalmış, DYP ve ANAP ise karışmış, istikrarını yitirmiş, Selçuklu sonrasının Anadolu beyliklerini andırıyorlar.
Çıktım erik dalına
İşte, eğer bu proje gerçekleşseydi FP'yi o zaman görecektiniz!.. Bu projenin devamı, FP'nin kesin kapatılması ve çok geniş siyasî yasaklar getirilmesi ile zenginleştirilecekti. Dolayısıyla Yüce Divan operasyonları görünürde yolsuzlukların cezalandırılması ameliyesinden yola çıkmış olsa bile, burada yatan asıl amacın, DSP ve MHP dışında kalan siyasal alanın, yeniden dizaynına matuf olduğunu, nasıl olup da farkedilmedi bilemiyorum.
Yılmaz ve Yüce Divan yazılarını kaleme aldığımız sıralarda, öyle önemli telefonlar aldım ki tahmin edemezsiniz. Çünkü bir oyun bozuluyordu!.. Hicap ettiğim için bunları burada kaydedemiyorum.
Bana denen, henüz bu iş bitmedi!.. Sonbaharda devamı var. Bekleyip göreceğiz.
Ne var ki eğer öyle olsaydı, Türkiye şimdi siyasal kaostan ve genel seçim tartışmasından başka birşey konuşamaz olacak, demokratikleşme talepleri de çıkmaz ayın son çarşambasına tehir edilmiş olacaktı. Verheugen'in ziyareti de aynı şekilde!..
Ne yaparsınız ki politika bazan böyle!.. Düşmanınızı yardan aşağı yuvarlarken, siz de onunla beraber gidebilirsiniz. Ya da bindiğiniz dalı kestiğinizin farkına varamayabilirsiniz. Ama sivil siyaseti güçlendirmenin yolunun bu olmadığı o kadar âşikar.
Dolayısıyla o denemenin, aynen Küskünler Harekâtı'na benzediğini yazmakla, şu anda hiç pişmanlık duymuyorum.
26 TEMMUZ 2000
|