T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Kadınlarımız" nâmına savruluşumuzun hikâyesi (I)

Kadın konusunda adam gibi konuşmanın da, yazmanın da çok zor ve o denli de riskli olduğunu bilmez değilim; safdil okurların sızlanmalarını nazar-ı dikkate almayacak kadar aymaz ise hiç değilim; üstüne üstlük bu tür konuları konuşmanın bir işe yarayacağından ümidini kesmiş biri olarak böylesine nâzik ve bir o kadar da sancılı bir yarayı kaşımak mecburiyetinde kalmaktan da şahsen hoşnut değilim.

Bu kadar "değil" biraraya gelince, sonucun da ister istemez olumsuz olması gerekiyorsa da kimi beklenmedik koşullar bazı konuların -bu "değil"lerin rağmına- konuşulmasına yol açıyor. Yaklaşık iki aydır Berlin'de bir üniversitenin anfisinde "yaz sıcaklarının canı cehenneme!" diyen farklı düşüncelere mensup 25-30 kişilik kızlı-erkekli bir öğrenci grubuyla birlikte İsmail Kara'nın Türkiye'de İslâmcılık Düşüncesi'nden sırasıyla metinler okuyup tartışıyoruz. Esasen okuyup tartışmak amacıyla sularına dalmak için seçe seçe böylesine derin bir ummânı seçmemizin temel nedeni, biraz da buralara tâ nerelerden savrulduğumuzu anlamaya çalışmak...

İşbu vesileyle geçen hafta üzerinde uzun uzun durduğumuz bir metni sizlere aktarıp pekâlâ modernist bir İslâmcı'nın, Şeyhülislâm Musa Kâzım Efendi'nin (öl. 1920) bir asır önce "kadınların eğitimi" üzerine yazdıklarına dikkatlerinizi çekmeye çalışacağım. Kimbilir belki böylelikle mevzîyi kaybetmenin mevzûyu kaybetmek demek olduğunu anlamamız biraz daha kolaylaşmış olur.

- "Kadınların yaratılış gayeleri, onların sırf dünyaya çocuk getirmeleri ve o çocukları bir müddet terbiye etmelerinden ibarettir. Binaenaleyh eğer kadınlar dış işlerle meşgul olmaya kendilerini verirlerse kadınların yaratılışına terettüb edecek şu mühim hikmetin ve büyük maslahatın ortadan kalkacağı ve bu hâlin bilahare insan neslinin dünyadan kesilmesine sebebiyet vereceği şüphesizdir. Madem ki kadınların uhdelerine terettüb eden vazifeler sırf ev işlerini düzene koymaktan ve dünyaya getirdikleri çocukları terbiye etmekten ibarettir, şu halde.... (...)

Kadınlar mestûre [kapalı] olmakla medeniyet'in güzel neticelerinden mahrûm olmazlar. İlim ve maarifle kendilerini ve vasıflarını süsleyebilirler. Çünkü beşikten mezara kadar ilim tahsil etmeyi emreden Muhammedî şeriat, kadınları bu emirden istisna etmemiştir; ilim tahsilini erkeklere ve kadınlara farz kılmıştır.

"Şu kadar var ki ilim tahsil etme yeri olan mekteplere devam etmek husûsunda kadınlarla erkekler arasında biraz fark vardır. Erkekler ilk, orta ve lise mekteplerinde tahsil yaptıktan sonra bunların hepsinin üstünde olan yüksek mekteplerde, üniversitelerde tahsil görmeye de mecbûrdurlar. Bu mecbûriyet umumî değilse de bir kısım erkekler hakkında zaruridir. Halbuki kadınlar böyle değildir. Çünkü kadınların yaratılışındaki hikmet, onların bir erkekle evlenerek dünyaya çocuk getirmek ve sonra o çocukları terbiye etmek ve ev işlerini düzene koymaktan ibarettir. Kadınların bu vazifeleri hakkıyla ifa edebilmeleri ise öyle senelerce yüksek mekteplere devam etmelerini gerektirmez. Çünkü bu vazifeleri öğrenmek için ilk, orta, lise mektepler yeterlidir. Ondan sonra bir hanım kızın kendine münasip bir erkekle evlenmesi ve beyhude yere zaman kaybetmemesi gerekir.

"Demek oluyor ki esasen ilim tahsil etmek kadınlara da lâzımdır. Çünkü cahil bir kadın gerek ev işlerini lâyıkıyla çevirmeye ve çocukların terbiyesini meşrû usûl ve sıhhî kaideler dairesinde îfa etmeye muktedir değildir. Fakat insan türünün bekâsına, insan nüfusunun çoğalmasına yegâne sebep olan evlilik meselesi bir kadına düşen vazifelerin en birincisini teşkil ettiğinden ilk, orta ve lise tahsillerini gördükten sonra buna kanaat etmeyip de erkekler gibi üniversitelere devam edecek ve oralardan mühendis, mimar, vs. olarak çıkmaya çalışacak olursa, yaratılışına düşen vazifeyi suistimal etmiş ve bilahare insanlığa ihanet etmiş olacağı şüphesizdir.

"Biz 'Kadınlar üniversitelerde okunan ilim ve fenleri hiç okumasınlar!' demek istemiyoruz. Çünkü ilim tahsil etmek için bir sınır, bir son yoktur. En büyük fazilet de ilim ve marifettir. Fakat erkekler hakkında bile herkesin ayrı ayrı olarak bütün ilimleri tahsil etmesi imkân haricindedir. Bu mümkün olsa bile hikmete uygun değildir. (...) Bütün erkekler için bile yüksek ilimleri tahsil etmek hikmete ve maslahata uygun olmayınca, bunun kadınlar için hikmet ve maslahata uygun olmayacağı öncelikle böyle olur. Binaenaleyh bir hanım kızın kendi aslî vazifeleriyle ilgili olan ilk, orta ve lise tahsillerini ikmâl ettikten sonra hemen bir erkekle evlenmesi medeniyetin gerekleri cümlesinden bulunmaktadır; evlendikten sonra arzu ederse, vakit buldukça kendi evinde yüksek ilimleri tahsil edebilir. Bu fazla, tebcil edilmiş bir meziyettir." (I/126-129; vurgular bana ait. D.C)

Ne dersiniz bu biraz üzerinde durulmaya değer bir metin değil mi?!


10 Ağustos 2001
Cuma
 
DÜCANE CÜNDİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED