|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Her ölüm başlıbaşına bir mesajdır. Sıradan ölüm yoktur çünkü. Ölüm en az doğum kadar olağanüstüdür. Türkiye'de ölümler daha da önemlidir. Çünkü, Türkiye'de sıradan ölüm yoktur. Ölümlere bakarak Türkiye'nin nerede durduğu hakkında fikir yürütebilirsiniz. Bu ülkede insanlar hayatlarını "ölüm"lere bakarak şekillendirir oldular bir süredir. Kimin niçin, nasıl ve nerede öl(dürül)müş olduğu insan tekinin hayatını etkileyecek kadar dehşetli mesajlar yüklü olduğunu algılayacak bir olgunluğa erişmiş bulunuyor artık insanımız. Ölümün soyut mesajı bir yana, "ölme biçimi"nin modern dünyada görülmedik biçimde siyasal, sosyal bir göstergeye dönüşmüş olması, başkalarını şaşırtsa da, Türkiye'de yaşayanlar bu ölüm biçiminin diline vakıf olmaktan dolayı kendilerini ayrıcalıklı ve de mutlu sayabilirler. Bu dile olan vukufiyetleri sayesindedir ki olanca kaotik görünümüne karşın hayatlarına bir düzen verebilmekte, en azından yarınların mahiyeti hakkında fikir sahibi olabilmekteler! Türkiye'de yaşayan insanlar uzunca bir süredir ölümün metafizik mesajı bir yana cinayetlerden hayatlarına ilişkin somut mesajlar çıkarmak gerektiğini kavramış bulunuyor. Her ölüm bir mesajdır artık. Şifreyi çözebilmesinin yolu mesaj içeren ölümle sıradan ölümü tefrik edebilmesinden geçiyor. Üzeyir Garih'in ölüm haberini aldığımda ilk hissettiğim şey ölüm haberinin bir Müslüman'da yapacağı çağrışımlardan öteye farklı bir ürperti, sarsıntı oldu. Bu nasıl bir ölümdü ki, "öte düşüncesi"ni hatırlatmaktan öte, buraya/dünyaya ilişkin bir ürperti bedenimizi ve ruhumuzu sarabiliyor? Bu duyguyu ancak Türkiye'de yaşayanlar anlayabilir. Türkiye'de yaşayanlara özgü bir ölüm ürpertisi bu. Ölüm ve siyaset
Son yıllarda Türk siyasetine, toplumsal hayatına şekil verecek, belirleyecek gelişmelerin habercisi oldu ölümler. Adeta ölümlerle toplumsal hayat yeniden kurgulandı, siyasete ölüm üzerinden biçim verilir oldu. Her toplum mühendisliği girişimi ölüm/ler/le projelerini hayata geçiriyor. Her yeni siyasal dizayn, siyasal müdahale ölümün soğuk yüzü üstüne kurgulanır oldu. Bu yüzden bazı ölümlere daha farklı bir dikkat kesilmek gerektiğinin bilincine, refleksine sahip olmak gerektiğimizi düşünür olduk. Eğer hangi ölümün ne anlama geldiğini ayırt edebilirsek, hangi ölümün gerçekte ne türden planları örtmekte (veya açığa çıkartmakta) olduğunu sezebilirsek geleceğe ilişkin endişelerimiz artarken, bizleri ne türden bir girdabın beklemekte olduğunu da okuma "imkanı"nı yakalamış oluruz. Türk toplumu son on yılda önemli isimleri bu "ölme biçimi"ne kurban verdi. Artık herkes şunu rahatlıkla kavrayabiliyor: Eğer sembolik bir isim öldürülmüşse, bu, ya yeni bir cinayet dalgasının habercisi ya da başlamış olan serinin henüz tamamlanmadığını gösterir. Ölüm/leri algılamak
Son cinayet Türkiye'nin ya da Türkiye'nin de içinde olduğu bir uluslar arası düzeyde yeni bir sosyal/siyasal hesaplaşmanın mücadele alanı içine girmekte olduğuna işaret ettiğin bu yüzden düşünebilmekteyiz.. Bunu söylemek için cinayetle ilgili herhangi bir somut delilimizin olması gerekmiyor. Son dönem cinayetler tarihine bakarak bu kararı artık rahatça verebilecek deneyime sahip olduk ne yazık ki. Komplosuzluk iddiasının en büyük komplo olduğu bir düşünme biçimine formatlanmış durumda çoğu zihinler. Eğer bu ölüm sıradan bir ölüm değil de (örgütlü) bir cinayetse Türkiye'nin yeni bir döneme girdiğini söyleyebiliriz. Ve bu dönemin ilk habercisi Üzeyir Garih'in öldürülüşü ile ilk işaretlerini vermiş olabilir. Yeni dönemin mahiyeti hakkında fikir sahibi olmak için bu cinayeti iyi tahlili etmek gerekiyor. Türkiye'yi siyasal ve ekonomik olarak köşeye sıkıştıranların bu cinayetlerle yeni bir sosyal dalganın/kaosun alevini kıvılcımlandırmak istemiş olmalarından korkulur. Türkiye'de, birilerinin kutuplaşmalardan/çatışmalardan hep karlı çıktıklarını veya öyle düşündüklerini biliyoruz. Türk toplumunun Kürt-Türk, Alevi-Sünni, ya da laik-antilaik gibi çatışma alanlarında tezgaha gelmemesinin tek nedeni toplumun yöneticilerinden de, bu komploları kuranlardan da daha sağ duyulu, daha "akıllı" olmasından, tarih derinliği olan bir bilinç düzeyine sahip olmasından başka bir şey değildir. Türkiye'de ölüm biçimi kadar ölümü algılayış biçimi de önemlidir. Öyle olmasa idi bunca "provakatif ölüm"e rağmen Türkiye'de bir arada yaşayabiliyor olamazdık.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |