T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Elli Kelime"

Yarın bayram. Ve ben bugünlerde Nuriye Akman'ın "Elli Kelime" isimli eserini okuyorum. Merhum Başbakan Adnan Menderes'in eşi Berrin Menderes'e Yassıada'dan gönderdiği mektupları ihtiva eden bir eser bu. Şunu hemen ifade etmeliyim ki, bu eserin içinden çıkıp bayram duygusu yaşamak imkânsız. Öylesine sarsıcı bir dünya sunuyor kitap.

"Elli Kelime", karşılıklı mektuplara getirilen sınır. Başbakan, eşine elli kelime ile sınırlı mektuplar yazacak, eşi başbakana. Üstelik "görüldü" damgası yemiş mektuplar, uzun yerleri kesilmiş, kimisi hiç muhatabına ulaşmamış.

Bugün oturun ve eşinize mektup yazın. "Elli kelime"yi geçmesin. Selâm sabahtan sonra tüm duygularınızı dökün oraya. Sevginizi, hasretinizi, hicranınızı, ümidinizi, inkisarınızı, isyanınızı, tevekkülünüzü... Ne oldu? Kaç kelime oldu? Sonra biçmeye başlayın elli kelimeye ininceye kadar... Ne kaldı geride? Hangi duygularınız?

İşte bunu yaşıyor 16 ay boyunca bir başbakan ve eşi... Biri Yassıada'nın özel şartlarında, diğeri dışarda... Biri adım adım idam sehpasına yürüyor, diğeri onu, sonu baştan görmüş gibi içi kavrularak izliyor...

Nuriye Akman "Elli Kelime" içinde tüm bu acıyı, yüreğinizi korkunç bir mengeneye alırcasına yaşatıyor. Yassıada seyrinin zaten kahredici bir fon olarak yer aldığı kitapta, duygulu bir başbakanın "elli kelime" içine sığdırılmış hıçkırıklarına ortak oluyorsunuz. Mektuplar yakıcı, fon yakıcı ve bu resmin içinize yansıyan izdüşümü yakıcı.

Kitapta son güne dair bir hatıra var, Bahadır Dülger'den, onu buraya, duygularımı paylaşasınız diye almak istiyorum:

"Adnan Bey'in infaz günü yanımıza Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu bir yedek subay elinde tomsonla geldi:

-Kimse kımıldamasın, ayağa kalkmasın, pencereden bakmasın!.. emrini verdi.

Bir fevkaladelik olduğunu, derhal anladık. Adaya getirilen vasıtalar hep birden çalışmaya başladı. Telsizler faaliyete geçti. Dışarıdaki koridor makinalı tabancalı erler ve jandarmalarla doluydu. Koğuşun kapısı ardına kadar açıktı. Her şey bir fevkaladeliğin olduğunu gösteriyordu..........Koğuşta büyük bir sessizlik oldu. Dışarısı güneşlik ve aydınlıktı. ....Derin sessizlik içinde dışarıdan gelebilecek sesleri dinlemekle beraber bir çoklarımız ellerinde bulunan Kur'anları açtılar ve okumaya başladılar. Kirazoğlu ve ben yüksek sesle Kur'an okuyorduk. Kur'anı şöyle bir yerinde açmıştık. Kirazoğlu daha yüksek okuyor ve ben de takip ediyordum. ZİLZAL suresinin yedinci ayeti olan

'Femen ya'mel miskâle zerretin hayran yerahu'

('Bir miskal ağırlığında da olsa iyilik yapan onun mukabilini görecektir, demek)

geldiğimiz zaman duyulan 'Allah!...' diye yüksek bir ses kulağımıza kadar geldi.

O zaman telsizler ve motor sesleri durmuştu. Yedinci ayeti okuduk. Saate baktık 13.23 idi. Ortalık birden geceyi andırırcasına karardı ve sağnak halinde şiddetli bir yağmur boşandı. Saat 13.30'da yağmur durmuştu."

Dualar okundu. Berin Hanım bir daha kocasından hiç mektup alamayacaktı. Dualar okundu. Berin Hanım kocasına artık hiç mektup yazamayacaktı. Dualar okundu..." (s. 289)

İşte böyle bir kitap...

Dilerseniz bugünlerde okuyun, bayram şekerinizin tadı değişsin.

Niye bugün yazdım bu kitabı?

Çünkü dün "Bülent Arınç'ın barış çağrısı"nı yazmıştım. Bülent bey de, toplumumuzu sarsan "ukde"lerin çözülmesi için çağrıda bulunmuştu.

Varlık Vergisi tartışmaları henüz bitmedi.

Ve bitmeyen yığınla tartışma var.

Şöyle düşündüm bir an: Öyle bir yakın tarih yaşamışız ki, hangi kesitini alsanız ortaya tahammül edilmez bir dram çıkıyor. Ve ardından geliyor "Şimdi bu konuyu gündeme getirmenin zamanı mı?" itirazları... Çünkü ele almak demek, içten içe kanayan bir yaranın açılması demek.

"Elli Kelime" film olsa, -ki mutlaka olmalı, çünkü neredeyse hazır bir senaryo- diye düşündüm, yüreğiniz mengeneye konulmuş gibi seyrederdiniz. Müthiş olurdu. O kırılgan dünyada duygularınız öğütülür, kıyım kıyım kıyılırdı. "Nasıl yapıldı bu?" diye kahrederdiniz kendi kendinize? İnsanlığınızı sorgulardınız.

Ondan sonra gelsin tartışmalar...

Kemal Tahir'in yakın tarihe ilişkin romanları film olamıyor.

İskilipli Atıf Hoca'yı anlatan Kelebekler Sonsuza Uçar filminin akıbetini biliyoruz.

Korkuyoruz sayfaları açmaktan. Sanki bir günah dosyasını açacakmış gibi. 27 Mayıs'ta 27 Mayısçılık yapanlardan kaçı, "Elli Kelime"yi "keşke o günleri yaşamasaydık, bu utanca ortaklık etmeseydik" demeden okuyabilir?

Nuriye Akman'ı, bu bayram arefesinde bana bir yüreğim olduğunu bir kere daha hatırlattığı için kutluyorum. Bu ülke böyle acılar yaşamasın diyorum ve kitaptan birkaç satırı sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Menderes, her mektubun başına minik bir besmele işareti ile başlıyordu. Ama Yassıada komutanlığınca bastırılan yarım sayfalık kağıtlara hangi duyguyu sığdıracaktı? Üstelik kağıtların sonuna; 'satırlar dışındaki boşluklara yazı yazılamaz' diye not düşülmüştü. 8 Mart'da şöyle yazdı:

"... Her gün yazıyorum. Yirmi dört saatte içimi dolduran his ve düşünceleri bir kaç cümleye sığdırabilmek, iğne ile kuyu kazmak gibi. Birkaç cümleden bir his âlemini sezebilmek sırrına bağlı bir şey; gönlüm dolu, sevgi şükranı sezmek sihri sende var; anlarsın; işte bu duygularla seni kucaklar, ikinizi binlerle öperim, güzel berin'im." (s. 42,)

Bir gün beyaz sayfalı günlere başlama dileğiyle bayramınızı en kalbî duygularla tebrik ediyorum.

* Elli Kelime, Nuriye Akman, Aralık 2001, Benseo yay. Alayköşkü cad. no: 24, Kat: 3, Cağaloğlu/İstanbul.


15 Aralık 2001
Cumartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED