|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yarın mübarek Ramazan Bayramı'nın birinci günü. Bayram denince akla, "bayramlıklarını" giymiş çocukların neşe dolu, bayram ziyaretlerinde bir mendil içersinde verilen harçlıklarıyla lunaparklarda atlı karıncalara binmeleri, kaydıraktan kaymaları, yepyeni cici bici elbiseleriyle annelerinin babalarının ellerini tutup dolaşmaları gelir. Benim çocukluğumda bayram günleri böyle kutlanırdı. Oğlumun çocukluğunda da böyle kutlandı. Ramazan Bayramı bu yıl hiç de "neşe içersinde" kutlanmıyor. Hepimizin yüreği ezik, hepimizin içi kuşku dolu. Müslüman ülkelerde Ramazan Bayramı "kan ve kurşun sesleri" arasında kutlanıyor. Ülkemizin de içinde bulunduğu bölge "her an her şeye gebe" bir bekleyiş içersinde. Kimi ülkelerde bombardımanlar, atılan füzeler bebeleri öldürüyor. Onlar "bayramlıkları" görmeden, hayata doymadan uçup gidiyorlar. Ya bizim ülkemizde durum farklı mı? 2000 yılı Kasım ayında ekonomi bürokratlarının "beceriksizliği" ve "IMF korkusu" yüzünden patlayan "likidite krizi" önce Demirbank'ı, sonra da diğer birçok bankayı vurarak Türkiye'yi bir "kaosun" içersine attı. Fona atılan bankaların Türk halkına ödettiği bedel, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in deyimiyle "17 milyar dolar" oldu ve bütün sıkıntılarımızın temelini bu açıktan Türk halkının cebinden "çalınan" bu "kayıp para" oluşturdu. Şimdi "10 milyar dolarlık ek kaynak" için IMF'ye verdiğimiz tavizlere bakılınca bu 17 milyar doların değeri daha iyi anlaşılır. Kriz Şubat ayında Başbakan Ecevit'in "tetiklemesiyle" daha bir ağır darbe vurdu. Ağır bir devalüasyon sonucu Türk halkı bir gecede yüzde 60 fakirleşti. İşyerleri kapandı. İnsanlar işsiz ve aç kaldı. Şubat Krizi'ni, dövizin en bol olması gereken Temmuz ayında "Döviz krizi" izledi. Döviz "tavan" yaptı. Dolar 1 milyon 650 bin liranın üzerine çıktı. Bugünlerde "pembe hayaller" pompalanıyor. Ekonominin artık "iyiye" döndüğünün işaretlerinin alındığı vurgulanıyor. Her zaman olduğu gibi "güzel bir gelecekten" bahsediliyor. Hayal içersindeler. Gerçekleri en iyi çocuklar anlatıyor. "Dünya Çocuk Hakları Günü"nde açlıktan ölen 2 yaşındaki Berivan'ın anlattığı gerçek bu bayram hepimizin yüreğine "kurşun gibi" inmeli. Berivan'ı hatırladınız mı. Hani Manisa'da ekonomik kriz nedeniyle işsiz kalan Mehmet Efe'nin, haftalar boyu açlıkla pençeleşen ama minik vücudu bu savaşı kaybeden 2 yaşındaki kızı Berivan'ı. Babası haftalar boyu eve ekmek getiremeyince Berivan açlıktan iğne ipliğe dönmüş, takatini yitirmişti. Günlerdir boğazından tek lokma geçmemişti. Kendisi gibi açlıkla pençeleşen kardeşlerinin önünde bir gün olduğu yere yığılıp kaldı. Komşular tarafından hastaneye götürülürken "açım çok açım" diye sayıklıyordu. Son sözleri de bu oldu zaten. "AÇIM." Koma halinde götürüldüğü hastanede, doktorlar yaşaması için her yolu denediler ama onu hayata döndüremediler. O öldüğünde bütün Türkiye "böyle şey olur mu" diye ayağa kalkmıştı. Berivan'ın babası geride kalan 6 çocuğu için "Onlar sütün tadını bilmiyorlar" diyordu ve hepsinin "açlık" çektiğini anlatıyordu. Berivan öldü ama yapılan yardımlarla ailesinin kurtulmasını sağladı. Ama "Berivanlar" devam ediyor. Daha önceki gün Samsun'da Turizm- Otelcilik mezunu bir baba "bakamadığı", 2 yaşındaki Umut Kaan ve 1.5 yaşındaki Berzan adındaki çocuklarını lokantada bırakıp kaçtı. Baba yakalanınca "10 aydır işsizim. Çocuklarıma bakamıyorum" dedi. Yine Manisa'da bu kez 8 aylık bir yavruyu annesi sokağa bıraktı. Yakalandığında "bakamıyordum, sokağa bırakmaktan başka çarem yoktu" dedi. Bunlar bir iki gün içersinde gazetelere konu olan "çocuk faciaları". Gazetelere geçmeyenleri de bir düşünün. İşte mübarek Ramazan Bayramı öncesi memleketimizden çocuk manzaraları. Ben bu bayramı içim biraz "buruk" kutluyorum. Size hayırlı bayramlar dilerim.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |