|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Usame bin Laden kaseti (bir başka deyimle 'suç ikrarı') beni ne kuşkuya, ne de hayrete sevketti. 11 Eylül'ün hemen ertesinden başlayarak, 'terörist saldırıları'nın 'failleri'nin kim olduğu konusunda kuşkuya kapılıp, tüm enerjimi 'komplo teorileri' üretimine hasretmemiştim ki, şaşırıp kalayım. Bu eylemin ardında Usame bin Laden ve ekibinin bulunduğuna ilişkin yeterince kanıt zaten vardı. Kaldı ki, ben, bu gibi insanların hangi 'zihin kalıpları'na sahip bulunduğunu ve hangi 'ideolojik gerekçeler'den hareket ettiklerini bilecek kadar, o 'alem'i ve o 'coğrafya'yı yeterince tanıyordum. 11 Eylül, milyonlarca insan gibi benim ömrümün de unutulmaz bir günüydü. Üstelik, uçakların İkiz Kuleler'e çarptığı an ekrandaydım. İlk uçağın bir kaza olabileceğini düşündüm. Yorum yapmakta aceleye kapılmadım. İkinci uçağın çarpışını izlerken, bunun bir 'terörist saldırı' olduğunu anladım. Bunu 'kim'in yapmış olabileceği ekranda bana sorulduğunda, herhalde, tüm dünyada sıcağı sıcağına ihtimalleri sıralayan çok az insandan biriydim. Dört ihtimal sıraladım: 1. Filistinliler. Çok kötü şartlar altındaydılar ve büyük öfke biriktirmişlerdi. Üstelik, 70'li yıllarda uçak kaçırma eylemlerini başlatmak gibi deneyimleri vardı. Ancak, bunun en zayıf ve hatta geçersiz bir ihtimal olduğunu derhal söyledim. Gerekçem basitti: 'Filistinliler, son günlerde Kudüs ve Tel Aviv'de sınırlı intihar eylemleri becerisinin ötesine geçememişlerdi. Böyle bir yetenekleri olsa, Amerika yerine kendi 'savaş alanları'nda İsrail hedeflerine böyle bir eylemi gerçekleştirip, İsrail Devleti'nin çatısını başına yıkarlardı.' 2. Amerika'ya rakip ve süperdevlet olma ufukları bulunan, teknolojik bilgiye sahip ülkelerin istihbarat örgütleri. Rusya ve Çin gibi. Bu da çok güçlü bir ihtimal gibi görünmüyordu. Amerika'ya böylesine bir meydan okumak ve saldırmak, kazanabilecekleri kuşkulu bir dünya savaşını göze almakla eş anlamlıydı. 3. Amerika'nın kendi içinden; muhtemelen 'küreselleşme karşıtları' tarafından gerçekleştirilmiş bir eylem olabilirdi. 1996 Oklahoma olayını, Guyana'da toplu intihara yönelen Amerikalıları, Seattle'daki 1999 gösterilerini aklıma getirmiştim. Yapanlar, Amerikalı olabilirlerdi… 4. Usame bin Laden. Geçmiş 'sabıkası'ndan ötürü. Saldırının ardından ilk 15 dakika içinde her söylenen 'spekülasyon'dan öteye gidemezdi. İlk 24 saat, en güçlü ihtimal olarak 'Amerikalılar' zihnimde kaldı. İkinci sırada ise, Usame bin Laden. Aradan geçen 48 saat içindeki tüm 'parmak izleri' ve tartışmasız 'yol işaretleri' Usame bin Laden'e gidiyordu. Benim için mesele aydınlanmıştı. Usame bin Laden'in 'itiraf kaseti'nden sonra, kafaları karışık milyonlarca insan için de aydınlanmış olmalı. Ben, kaseti izlerken kuşku ve hayret duymadım ama öfke duydum. Usame ve ekibinin, Allah adını ağızlarından düşürmezken, İslam'a ve Müslümanlara imaj açısından verdikleri zararın, ancak Haçlı seferleriyle kıyaslanabileceğini düşünerek… Bu kasetten sonra, üç aydır takındıkları tutumu gözden geçirme ihtiyacı duymayacak olanlar yine olacaktır. Bunların bir bölümü, Usame bin Laden ile aynı 'ideolojik dalga boyu'nda olanlar ve 'bağnazlık'la (fanatizm) gözleri kapanmış olanlar. Kaset, bunlar için durumu değiştirmeyecek; bunu biliyorum. Bu gibilerinin zihin yapılarını ve New York'un simgelediği anlamı, ünlü Perulu yazar Mario Vargas Llosa, İspanyol El Pais gazetesinde, kaset yayınlanmadan birkaç gün önce kaleme almıştı. Ben, Vargas Llosa ile aynı 'dalga boyu'nda olmaktan mutluyum. Sözü ona bırakıyorum: "New York'a yapılan terörist saldırı şeytanca planlanmıştı. Bir fanatik çete göğe meydan okuyan bu kuleleri yıkabildiğine göre, kimbilir daha ne kötülükler yapmazlardı ki? Kabus senaryoları gölge gibi peşimizi bırakmıyor. Manhattan'da kendimi hiçbir zaman bir yabancı gibi hissetmedim ve burada zaman geçirmiş milyonlarca insan gibi Eylül'ün felaketi beni de kişisel olarak incitti… New York'ta kendimi hep dünyanın merkezinde, bir tür modern Babil'de, bu gezegendeki tüm dillerin, dinlerin ve kültürlerin temsil edildiği Borgesvari bir alemde, sanki bir dev yürekten kanın bütün kılcal damarlara, tüm yerküreye her türlü moda ve kötülükle, değerler ve değersizliklerle, alışkanlıklar, adetler, müzik ve görüntülerle, bu şehrin eşsiz karışımından doğan prototiplerle bu şehirden dağıldığı, dünyanın merkezinde hissettim. Bu bir peri masalının kosmopolisinde bir kum tanesi olmak, Julio Cortazar'ın Paris için yazdığı 'Herşey olan bir şehirde tanınmayan biri olmak hiçbirşey olmayan bir şehirde ünlü olmaktan kesinlikle çok daha tercihe şayandır' anlamda depresif ve hem de aynı zamanda heyecan vericidir. New York hiç kimsenindir ve her insana aittir; zor bela İngilizce konuşabilen Afgan taksi şoföründen, türbanlı Sikh'e, Çin mahallesindeki ahçıdan Little Italy'nin (Küçük İtalya) restoranlarında Napoliten şarkılar söyleyen müzisyene… Ve, Ruslar, Ukraynalılar, Kosovalılar, Endülüslüler, Yunanlılar, Nijeryalılar, İrlandalılar, Pakistanlılar, kim olurlarsa olsunlar, gelir gelmez, şehrin içselleştiren büyüsüyle New Yorklu olmaya dönüşürler. Ama şehrin bu içselleştirme özelliğinden nefret edenler de vardır. New York'un kozmopolitizmi fanatizmin her türünü yokedici niteliktedir. Fanatik, tek bir gerçeğin sahibi olduğunu, onun bir başkasıyla uyuşmayacağını düşündüğü ve kendisiyle örtüşmeyen her farklılığın, inancın ve kanaatin herhangi bir yolla yokedilmesi hakkını kendisinde gördüğü için fanatiktir. Bu nedenle, hangi türden olurlarsa olsunlar, çarpık köşeli zihniyetleriyle fanatiklerin; tek bir inanç, düşünce ve eylem biçimine indirgenemeyecek olan, insanlığın çok-ırklı, çok-kültürlü sonsuz çeşitliliğinin minyatür bir yansıması olan bu Babilvari şehirden, bu şehrin rengarenk çeşitliliğinden nefret etmemeleri imkansızdır. Bu gezegeni tek bir dogmanın, tek bir ilahın, tek bir dinin dar ceketi içinde birleştirmeyi, bütünleştirmeyi ve sınırlamayı düşleyenler için, hiç kuşkusuz, New York, yokedilmesi gereken ilk düşmandır. Bazı konularda farklı düşünmemize rağmen, uygarlığın temelinin inançlar, gelenekler ve kültürlerin çeşitliliğinin barış içinde birarada yaşamasını kabul eden geniş dünyadaki hepimiz, tam da bu sebepten ötürü, ikiz kulelerinden yıkılmasından ötürü yaralandık…" Ben de bu 'hepimiz'den biriyim. İnsan olduğum için; hoşgörüden yana olduğum için; demokrat olduğum için. Üstelik, Usame bin Laden ile nüfus kağıdımda aynı din yazılı olduğu için; ben iki misli yaralandım. Ağır yaralandım…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |