T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bölük pörçük...

Önümdeki haberden (Cumhuriyet, 14 Aralık) "Kavakçı'ya yargı yolu" açıldığını öğreniyorum. Kavakçı hakkında, Katar'dan yayın yapan El Cezire televizyonundaki bir konuşması nedeniyle Şişli Cumhuriyet Savcılığı'nca açılan soruşturmanın sonuna gelinmiş. Savcılık, Kavakçı hakkında TCK'nın 159. Maddesi uyarınca dava açılabilmesi amacıyla Adalet Bakanlığı'ndan izin istemiş.

Haber çok tuhaf bir gelişmeyi aktarıyor... Bizim bildiğimiz kadarıyla Kavakçı, artık Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmadığına göre, bu dava da neyin nesi? Mutlaka siz de hatırlıyorsunuzdur; Kavakçı'nın TBMM üyeliğinin (yani milletvekili sıfatının) düşürülmesi kendisinin ancak vatandaşlıktan çıkarılması sayesinde mümkün olmamış mıydı? Yani o şimdi artık sadece bir Amerikan vatandaşı değil mi? Peki o zaman bu soruşturma ve dava da neyin nesi? Bir Amerikan vatandaşı El Cezire'de hoşa gitmeyen bir konuşma yapınca bu işi Şişli Cumhuriyet Savcılığı mı takip ediyor? Yoksa biz farkında değiliz ama Kavakçı hâlâ Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı mı? Yoksa biz farkında değiliz ama Kavakçı hâlâ -devamsızlığına rağmen- milletvekili mi? Görüyorsunuz değil mi? Bir "Meclis darbesi"nin nasıl içinden çıkılmaz hukuki problemler yarattığını görüyorsunuz değil mi?

Yeni Şafak, Zaman ve Vakit gazetesi (14 Aralık) çok isabetli bir kararla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kapatılan Refah Partisi'nin temyiz başvurusunu kabul ettiğini birinci sayfadan duyurmuş. AİHM 3. Dairesi'nin 3'e karşı 4 oyla aldığı, Refah Partisi'nin kapatılma kararını haklı bulan kararı şimdi 17 üyeli Büyük Daire'de görüşülecek. Çok önemli bir gelişme ve dolayısıyla haber tabii ki... Ve tabii tahmin ettiğiniz gibi, "büyük basın" bu gelişmeyi nasıl haberleştireceğine bir türlü karar verememiş! Tabii ki küçük bir haber olsun; tabii ki gözden kaçsın; tabii ki haber olmasın... Strasbourg ve Brüksel muhabirleri tatile çıkabilirler! Yani özetle "Sus sus sus! Kimseler duymasın!" ruh hali... Hürriyet'ten Zeynel Lüle, temyiz başvurusunun kabulüne ilişkin olarak "Özellikle 'karşı oy' kullanan 3 yargıç arasında yer alan İngiliz Nicolas Bratza'nın çabasının bu karara yol açtığı kaydedildi" diyor. Öyledir öyledir, Bratza'nın çabası sonucudur!

13 Aralık tarihli gazeteler içinde Radikal hariç hepsi "Sus sus sus! Kimseler duymasın!" ruh hali içindeydi. Radikal de olmasa, Büyük Birlik Partisi tarafından İstanbul'da düzenlenen "Kıbrıs" konulu bir toplantıda (Rauf Denktaş da konuşmacılar arasında) Eski Harp Akademileri ve Kıbrıs Barış Gücü komutanı emekli orgeneral Necati Özgen'in "Bu Rum milleti, gördüğüm, yaşadığım kadarıyla dünyanın en adi milletidir" dediğini öğrenemeyecektik.

Hürriyet'ten (14 Aralık) Emin Çölaşan, "Salkım Hanım" tartışmasının "güreşe doymayan pehlivanları"ndan birisi olarak, "Etyen Bey Ermeni radyosunda" başlıklı anlamlı bir deneme kaleme almış. Erivan Radyosu'nun 10 Aralık günkü yayınında "Etyen'e övgüler" düzdüğünü duyuruyor. Radyonun söz konusu yayınından bir bölümü de (araya tamamlayıcı bilgiler sıkıştırarak) aktarıyor. Söz konusu bölümün sonuna parantez içinde "Aynen PKK ağzı" notu düşmeyi de ihmal etmemiş. "Görüyorsunuz" diyor, "Erivan Radyosu Etyen'den yola çıkıp bize yurtseverlik dersi veriyor!" Peki "Etyen" kim? Çölaşan: "Etyen, Fethullah'ın gazetesinde yazıyor. Erivan Radyosu bu makaleyi herhalde oradan almış. Yayın Etyen'in yazısının okunmasıyla devam ediyor. Erivan radyosuna göre Etyen Kıbrıs için Türkiye'ye veryansın ediyor. Etyen'e hayırlı başarılar diliyorum!" Şaka değil, üç satıra aklınıza gelen bütün kötülüklerin sığdırılabilmesi büyük ustalık ister! "Soykırım", "PKK", "Kıbrıs", ne ararsanız var. "Salkım Hanım" olmadı, buyrun diğerlerinden yakın! Ya da "Pantalon olmadı gömlek verelim!"

"YÖK'ten 13'lük sürpriz" diyor gazete. Gerçekten de "sürpriz" ki ne sürpriz... İstanbul Üniversitesi'ndeki rektörlük seçiminde 1268 oyla birinci gelen Kemal Alemdaroğlu, YÖK'teki oylamada ikinci sıraya girebilmiş. YÖK'ün birincisi, seçimde sadece 13 oy alan Dinçer Uçak'mış... Bu sonuç, özellikle Sezer'in atadığı "muhalif" üyelerin gayreti sonucu çıkmış. Son kararı Cumhurbaşkanı verecek.

Tabii ki kabul edilebilir bir sonuç değil... Alemdaroğlu, şöyledir böyledir o başka bir mesele... YÖK'ün seçimin galibini ikinci sıraya sürerek sadece 13 oy alan bir adayı listenin başına yerleştirmesini kim nasıl haklı gösterebilir? Üniversitelerde yapılan "rektör seçimleri" sonuçlarının "son karar" olmadığını biliyorsak da, bu seçimler hepten bir "oyun"dan mı ibaret? Ne münasebet? İstanbul Üniversitesi'ndeki öğretim üyeleri Alemdaroğlu ile bir 4 yıl daha geçirmek istemişlerse, bu sadece onların bilebileceği bir iş değil mi?


15 Aralık 2001
Cumartesi
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED