|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gazetecilik mesleği gitgide anlaşılması güç bir konuma geldi. Haber değerlendirmeleri acaba nasıl yapılıyor? Evvelki gün, Hürriyet gazetesi manşetini, İzmir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina'ya ayırmıştı. Ondan övgüyle bahsediyordu. Bu methiyenin sebebi, DSP'li başkanın cenaze arabalarını yeşil yerine beyaza boyamasıydı. "Böyle bir haber sekiz sütuna manşet çekilir mi?" diyecekesiniz. Haklısınız. Haberin muhtevası da şu: Hıristiyanlar cenaze arabasını siyaha boyuyor; Müslümanlar yeşile. İşte bu yüzden Piriştina'nın beyaz cenaze arabası Ertuğrul Özkök'ü etkilemiş. Acaba Özkök, "dinde reform yapılmalı" ısrarının kısmen yerine getirildiğini düşündüğü için mi, Piriştina'yı bu kadar alkışlıyor? Yoksa başka bir gerekçesi mi mevcut? Çünkü İzmir Belediye Başkanı'nın, bir gün önce de, Doğan Hızlan'ın sunduğu "Karalama defteri" programına, CNN Türk'e çıkmıştı. Bu tarz programlara katılmayan Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Özkök de yanıbaşındaydı. "Öküzün altında buzağı" aramayacaktım da, Hürriyet gazetesinin Refah'a ilişkin haberi veriş şeklini görünce dayanamadım. Birinci sayfadan tek sütunluk bir yer ayırmış. Acaba bir siyasi partinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden aldığı "temyiz kararı", Piriştina'nın cenaze arabalarından daha az mı önemli? AİHM'nin kararı
Refah davası zaten 4'e karşı 3 oyla kaybedilmişti. Halbuki bu aşamada, 17 yargıçlı bir mahkeme, Refah'ın kapatılmasının haklı olup olmadığını araştıracak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, "demokratik sistem için laiklik ilkesinin önemini göz önüne alarak", Refah'ın kapatılmasında kamu güvenliği, milli güvenlik, düzenin korunması gibi meşru bir amaç olduğu hükmüne varmıştı. Bu kararı eleştiren Mustafa Erdoğan, meşru amaç olduğu varsayımına itiraz ediyor ve "Laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelmek, Sözleşme'de örgütlenme hakkının kısıtlanmasının sebebleri arasında sayılmamaktadır" diyor. Erdoğan'ın itiraz ettiği ikinci nokta, "bir siyasi partinin gizli amaç güdebileceği" argümanı. Çünkü böylece bir partiye, resmen deklare etmediği ve sahiplenmediği görüşler atfedilebilecektir. Bunun hukuk devleti açısından büyük sakıncası vardır. Kararın 72'nci paragrafında, RP'lilerin başörtüsü kullanımını cesaretlendirmeleri, devlet dairelerinde mesai saatlerinin Ramazan ayına göre ayarlanması, tutuklu bir belediye başkanını RP'li bir bakanın ziyaret etmesi ve muhtelif İslâmi grupların yöneticilerine Erbakan'ın Başbakanlık'ta iftar vermesi gibi olayların "Türkiye'deki laik rejim için" yakın bir tehlike teşkil etmediği kabul edildikten hemen sonra, bunlar, partinin gizli amacının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bu çelişkiye azınlıkta kalan üyeler de dikkat çekmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin muhalif üyeleri, gizli amaç iddiasına karşı çıkarak, şu görüş etrafında birleşmişlerdir: "RP'nin, devletin laik niteliğine zarar vermeyi amaçlayan veya din devleti kurulmasını öneren ne bir program hükmü, ne de tüzük hükmü mevcuttur. Ne programında, ne de tüzüğünde bu partinin demokrasiye düşman olduğunu, amaçlarına demokratik olmayan yollarla ulaşmaya çalıştığını veya Türkiye'deki demokratik ve çoğulcu siyasi rejimi yıkmayı veya değiştirmeyi amaçladığını gösteren hiçbir delil yoktur." Üç unsur
İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararında, Refah'ın laikliğe aykırı davranışı 3 unsura dayandırılıyordu: 1) Refah çok hukuklu sistemi savundu; 2) Şeriat uygulamasını istedi; 3) Cihad çağrısı yaptı. Oysa, çok hukuklu sistem, sadece Anayasa müzakereleri sırasında Erbakan tarafından bazı konularda özel mukavele yapılmasına izin verilmesi için dile getirilmiştir. Bunun yanı sıra, çok hukuklu sistemi açıkça savunan ve bunun kitabını da neşreden sadece Refah milletvekili Bahri Zengin'dir. Kaldı ki, Mustafa Erdoğan'ın da vurguladığı gibi, "Çok hukukluluk arayışı demokrasiye değil, merkeziyetçi milli devlet anlayışına aykırıdır. Bu modelin kendisi kusurlu olabilir, ama arkasındaki temel fikir liberal demokratik modelden üstündür. RP'ye atfedilen model, esas itibariyle özel hukuk çoğulluğuna dayanmaktadır. Sivil alanda kişilerin tercih yapma imkânlarını arttıran, ama farklı özel hukuklara tâbi olmalarına rağmen, herkesin, temel insan haklarını tanıyan bir kamu alanı oluşturmak, teorik olarak imkânsız değildir." Erdoğan, mahkemenin Şeriat tartışmasına girmesini de eleştiriyor: "Mahkeme, Şeriat'a dayalı siyasi bir rejim kurmayı RP'nin gizli amacı olarak teşhis ederken, Şeriat ile demokrasinin bağdaşmadığını da ileri sürüyor. Sözgelimi, 1876 Anayasası, Şeriat'a bağlı bir rejim öngörüyordu, ama aynı zamanda demokratik kurumlara ve insan haklarına da yer veriyordu. Şeriat'ın çağdaş insan hakları anlayışıyla her bakımdan uyuştuğu söylenemez fakat, İslâm inancı, hukukun evrensel ilkeleri önünde bir engel teşkil etmez." En azından bu husus Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarının kavrayamayacağı, onların kültürünün bir parçası olmayan hassas bir tartışmadır. Meşru amaç ve orantı
Mahkeme, Refah'ın bugüne kadar meşru yoldan siyasi mücadele yürütmüş olduğunu kabul etmekle birlikte, cihada ilişkin konuşmaların partinin başarıya ulaşmak için kuvvete başvurabileceği kuşkusunu yarattığını söylemiştir. Refah Partisi'nin Parlamento'da, o tarihte güçlü bir konumda bulunması, onun projelerinin kamu düzeni bakımından açık ve halihazırda mevcut bir tehlike teşkil ettiğinin kanıtı sayılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bütün kararlarında, haklara yapılan müdahalenin güdülen meşru amaçla orantılı olup olmadığını da tetkik eder. RP'li bazı üyelerin sözleri, mahkeme tarafından tehlikeli olarak değerlendirilmiş, bu sözlerin yol açtığı kapatma kararı, radikal ve ağır (yani orantısız ve ölçüsüz) bir tedbir olarak görülmemiş, bu kararın, zorunlu bir sosyal ihtiyacın gereği olduğu belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararını irdeleyen Mustafa Erdoğan, Türkiye'nin resmi laiklik uygulamasının, mahkeme tarafından benimsenmesini eleştiriyor ve bu kararın Türkiye'nin otoriteryen bürokratik elitine cesaret verdiğini söylüyor: "Son bir ay içinde baskıcı ataklar yeniden gündemimize girmiş, demokratikleşme taleplerini ihanet gibi gören odaklar, yeniden daha gür sesle bağırıp çağırmaya başlamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı, dindar yurttaşlara karşı, hiçbir anayasal ve yasal temeli bulunmayan yeni hak kısıtlama girişimlerini cesaretlendirmiştir." İsabetli gelişme
Özetle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, RP'nin laiklik karşıtı bir parti olduğunu, çünkü Şeriat'a dayalı bir yönetimi arzu ettiğini, bunu açıkça ifade etmese bile, bazı belirtilerin "gizli niyetini" ortaya koyduğunu, RP'nin, Parlamento'da güçlü ve kalabalık bir kadroyla temsil edilmesinin açık ve mevcut bir tehlikenin işareti sayılabileceğini, örgütlenme hürriyetine müdahalenin meşru amaçla orantılı ve demokratik toplum gerekleriyle uyumlu olduğunu kararlaştırmıştır. Mahkeme kararının yeniden, daha geniş bir heyetle ele alınması, hem Türkiye açısından, hem de hukukun üstünlüğü açısından isabetli olacaktır. 7 kişilik mahkeme heyetini etkileyen siyasi rüzgârların, 17 kişilik heyete ulaşamayacağı kanaatini, en azından umudunu taşıyoruz. DİP NOT: Yazıda Mustafa Erdoğan'a ait görüşler Liberal Düşünce dergisinin 23'üncü sayısında yayınlanan makalesinden alınmıştır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |