T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Laeken dedikoduları-Brüksel ufukları

Türkiye'den görülen AB ile Brüksel'deki AB, bir hayli farklı. Brüksel'in kuzey banliyösü Laeken'da yapılan son AB Zirvesi, muhtemelen 1999 Helsinki Zirvesi'nden bu yana, Türkiye açısından en önemli zirve idi. Ancak, bayrama denk gelmesi; bayram dağınıklığı ve rehaveti ile Türkiye'yi birdenbire kaplayan şiddetli kış şartlarının çeldiği dikkatler, 'Laeken sonuçları' üzerinde gereğinde durulmasının önüne geçmişe benziyor.

Laeken, AB'nin kendisi açısından ise 'en kötü anılı' zirveler listesinde herhalde başlara oturacak. Avrupalı liderler, belki de hiçbir zirvede Laeken'da olduğu kadar birbirlerine girmemişler ve yüksek sesle birbirlerine bağırıp çağırmamışlardı. Brüksel, Noel hazırlığı içinde, tam tatil atmosferine girerken; Avrupa Komisyonu'nun bürokratları arasında hâlâ Laeken Zirvesi'nin gergin son gecesi konuşuluyor.

Ortalığı birbirine katan İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi. AB'nin yeni kurullarının hangi ülkede kurulacağına ilişkin bir kavga söz konusu olan. Daha doğrusu, Avrupa Gıda Güvenliği Ajansı'nın merkezinin nerede olması gerektiğine ilişkin bir kavga...

Berlusconi, Parmesan peyniri ve prosciuotto (proşutto) adlı jambonuyla ünlü Parma'yı önermiş. Jacques Chirac ise 'Avrupa'nın merkezi' olarak tanımladığı Fransız şehri Lille'i. Finliler ise Helsinki'yi. İşte bu Berlusconi'yi çok kızdırmış. Finlilerin prosciuottonun ne olduğunu bile bilmediğini ileri sürerek kıyameti koparmış. Zirve'de bağırarak söyledikleri şöyle: "Parma, iyi mutfak ile eşanlamlıdır. Finliler daha prosciuottonun ne olduğunu bilmiyorlar. Bunu kabul edemem."

Chirac'ın buna tepkisi de gayet ilginç. Şu karşılığı vermiş: "Çok güzel kadınları olduğu için, İsveç'in manken eğitimi merkezi olmasına mı karar vermemiz gerekecek?"

AB Dönem Başkanı olarak toplantıya başkanlık eden Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt ise "Bir bölgenin gastronomik cazibesi bir AB ajansının orada kurulmasına gerekçe teşkil etmez" demiş ve bağırış çağırış üzerine "Tamam" diye gece geç vakit toplantıyı kesmiş. Tartışmaların dışarı taşarak AB'nin prestijini bozacak boyutlara ulaşmasından çekinmiş.

Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, Berlusconi'ye 'azarlayan' bir tonla "Ben Parma'yı çok severim ama bu şekilde tartışmakla hiçbir yere varamazsınız" diye hitap etmiş.

İsveç Başbakanı Goran Persson'un derdi de, enformasyon teknolojisi merkezinin İspanya'ya gitmesini garipsemesiymiş...

Bunlar, Laeken'den birkaç kilometre ötede, şehir merkezindeki Avrupa Komisyonu binasına sızan 'zirve dedikoduları'...

İş, bu kadarıyla kalsa sorun değil. Ama, AB'nin 15 üyesi arasında bu seviyede kanlı bıçaklı tartışmaların çıkması, AB genişlemesinin getireceği sorunlara ilişkin olarak gözleri açıvermiş durumda. Bazı AB üyeleri, 2004'le birlikte başlayacak ilk dalga AB genişlemesine pek sıcak bakmıyorlar. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin katılımıyla birlikte, AB'nin 'bilinen AB' olmaktan çıkacağından kaygılanılıyor. Hele AB'nin 15 üyesi arasında bile bu tür tartışmalar çıkıyorsa; AB'nin geleceğini kimbilir ne tartışmalar bekliyor...

Herşeye rağmen, 'AB genişlemesi' üstelik Türkiye'yi de içine alacak biçimde artık hayatın bir gerçeği kabul ediliyor. Laeken'in Türkiye bakımından önemi, 'Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlayabileceği'nin ilk kez telaffuz edilmesi. Bundan bir süre önce, düşünülmesi söz konusu olmayan bir ifade, Laeken sonuçlarında yer alıyor. Bu, başlıbaşına, AB'nin Türkiye'ye bir 'AB üyelik perspektifi' sunması olarak kabul ediliyor.

Bunu, Kıbrıs konusundaki gelişme ve AGSP'ye ilişkin 'uzlaşma formülü' mü sağladı? Brüksel'de Avrupa Komisyonu binasında buna verilen cevap, Türkiye'nin söz konusu iki alanda yaptığı çıkışın 'ortamı son derece olumlu etkilediği'; ama tek neden bu değil. Avrupa'nın Türkiye'yi 'dışlamamak kararlılığı' da bunda bir etken.

AB'nin bu 'bakış açısı', 11 Eylül'ün bir 'yan ürünü' mü? Buna 'hayır' cevabı vermek mümkün değil. Ama, bu 'bakış açısı'nın 11 Eylül'den önce de Brüksel'de bulunduğuna dikkat çekiliyor.

Türkiye ile 'tam üyelik müzakereleri'nin başlamasının ilanı, 2002'nin ilk altı ayı içinde, İspanya'nın dönem başkanlığı sırasında söz konusu olabilir mi?

Hayır. Muhtemelen, bir sonraki yani Danimarka'nın dönem başkanlığına denk gelecek. 2002'nin ilk yarısı, Türkiye'nin demokratikleşme ve insan hakları sicilinde, bunun 'ilanı'nı kolaylaştıracak adımların atılması beklenen bir dönem olarak tasarlanıyor. Tabii, bu zaman zarfında Kıbrıs'ta bir 'çözüm'e ilişkin ilerlemenin kaydedilmesi de şart olacak.

Hesaplar, 2002 Eylül'üne ayarlı. Gerek Kıbrıs sorununda bir 'çözüm formülü'ne ulaşılması bakımından; gerekse o tarihte Almanya seçimlerinin yapılacak olmasından ötürü.

Brüksel, Noel'e doğru gevşerken, Türkiye'ye bir 'yeni yıl hediyesi' vermiş olmanın da rahatlığında...


21 Aralık 2001
Cuma
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED