T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Geçmiş, bugün, gelecek...

Edebiyat derslerinde divan edebiyatı yerine çağdaş edebiyat okutulacağı haberi üzerine gazetelerde başlayan tartışmalar en fazla milli eğitim bakanı ve bakanlık bürokratlarını şaşırtmış olmalı. Gecikmeli bir tartışma da ondan. Ortaokul Türkçe, lise edebiyat kitaplarına şöyle bir göz gezdiren ne demek istediğimi hemen anlayacaktır: Bu derslerde çoktandır 'çağdaş' yazarlar okutuluyor...

İlköğretim 6. sınıf (Ortaokul 1) Türkçe kitabında, Çetin Altan, İlhan Selçuk, Umur Talu gibi adları duyulmuş meslektaşlarımıza ek olarak, Ataol Behramoğlu, Muzaffer İzgü, Ertan Ünal, Necati Güngör, Fikret Otyam, Bülent Habora, Leyla İsmier, Hasan Kıyafet de, yazılarıyla, 11 yaşındaki çocukların karşısına çıkartılıyor. Lisenin ilk iki sınıfında divan edebiyatına ayrılan sayfa sayısı, kitap yazarının eğilimine göre, 15 ile 30 arasında değişiyor; ancak görebildiğim hiçbir kitapta, bu bölüm, bütünün onda birinden fazla bir yer tutmuyor.

Sözün kısası, "Ortaokul ve liselerde divan edebiyatı okutulsun mu?" tartışmasının, bugünün gerçekleri ışığında fazla bir kıymet-i harbiyesi bulunmuyor. Okullarda epeydir divan edebiyatı fiilen okutulmuyor; yazıları ve şiirleri öğrencilere tanıtılan ediplerimizin -birkaç istisna dışında- hemen hepsi belli eğilimden... Keşke, o eğilimin bir anlam taşıyan, okuma ve yazmayı teşvik edecek nitelikte ürünleri okutulsaydı! Görebildiğim kadarıyla, yazarların çoğu önemsiz, edebi değeri olanların da temsil özelliği bulunmayan yazıları örnek seçiliyor.

Gecikmiş olmasına rağmen, tartışma, yine de önemli. Anadili sevdirmede, gençleri okumaya özendirmede, yazma sanatıyla tanıştırmada izlenecek yöntem elbette hepimizi ilgilendiriyor. Türkçe dersinde eserlerinden örnekler verilen yazarların kitapları bile birkaç binden fazla satmıyorsa, tartışmayı önemsiz sayabilir miyiz?

Eski edebiyatımız ağırlıklı bir eğitim savunulamaz. Ancak, hemen her kültür dâiresinde yer alan klasiklerin bizdeki mukabillerini gençlerimize öğretmeden yapabilir miyiz? Birkaç yüz sözcük içerisinde dönüp duran, renksiz, kokusuz, yavan bir anadil, ifade zenginliğini sergileyecek örnekler gözardı edilerek öğretilirse, yabancı dillere ilgiyi artıracaktır. Geçmişiyle bütün bağlarını eğitim düzeyinde koparmış bir kültür, kaçınılmaz olarak, başka dillerin çekim alanına kendini kaptırır. Kültür alanında ne durumda olduğumuzu anlamak için ülkemiz üniversitelerinin yarısında İngilizce eğitim verildiğini hatırlamamız yeterli.

Gerçek bir kültür adamının geçmiş edebiyatımızdan kendini mahrum bırakması düşünülemez. Öztürkçe akımının en hızlı taraftarlarının başında gelen Nurullah Ataç'ın denemelerine baktığınızda, dil sevgisinin geçmiş edebiyatımızın üstadlarından kaynaklandığını göreceksiniz; edebiyat zevki de öyle. Fuzuli, Bâki, Nedim, Necati gibi bugün "Öğretelim mi, öğretmeyelim mi?" diye tartıştığımız divan şâirlerini anlayıp sevmeyenin, günümüzde iyi bir edebiyatçı, yazar olamayacağını aklımızdan çıkarmamamız gerek.

Sorun, aslında, divan edebiyatının önemsiz, ya da basit oluşundan kaynaklanmıyor; aklı başında hiç kimse böyle bir iddiada bulunamaz zaten. Sorunun kökünde, dilde yaşadığımız sâdeleştirme sürecinin, o edebiyatın mükemmel örneklerini anlamamızı engellemesi yatıyor. Bugünün dağarcığıyla, söz sanatlarının her türlüsünü sözcük oyunlarıyla edebi metinlere döken geçmişin şaheserlerini anlamamız imkânsız.

İyi eğitim almamış bir İngiliz, bir Amerikalı, Hamlet'i, Macbeth'i Shakespeare'in kaleminden çıktığı biçimiyle anlamada zorlanır. Ortaçağ'ın dev eserlerine göz atabilmek için şimdi ölü bir dil olan Latince'yi bilmek şarttır. Divan edebiyatı da üretildiği dönemin diline âşinâ olmayı gerektiriyor; oysa bizde 'Osmanlıca'nın varlığı inkâr ediliyor, kabullenildiğinde de küçümsenip hafife alınıyor...

Keşke, liselerimizde Latince de yeniden okutulsa, Osmanlıca zorunlu ders haline getirilse. Latince ve Osmanlıca ile beyinleri yoğrulan, bu iki dilin kaynaklık ettiği eski-yeni eserleri kavrayabilen gençlerin, başka yoldan kolayca öğrenebileceklerinden yabancı dille eğitime yüz vermeyeceklerini tahmin etmek zor olmaz. Türkiye Osmanlıca öğretmemek için Latince'yi de müfredat programından çıkartan bir ülke; bu yüzden Doğu kültürünü de, Batı kültürünü de derinliğine sunamıyor gençlerine. Dil bilinci olmadan yetişen genç de okumuyor, yazmıyor işte...

Herhalde anladınız: "Okullarda divan edebiyatı okutalım mı?" tartışması, aslında, "Türkiye, geleceğini tehlikeye atacak kadar geçmişinden korkmalı mı?" sorusunun bir türevidir.


21 Aralık 2001
Cuma
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED