|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Cem Karaca'ya yapılan ayıbı anlatmayacağım, hayır... Bir ayıptır nihayetinde ve eminim ki sağduyu sahibi her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını aynı ölçüde rahatsız etmiştir. Kendisinde "ayıp işleme" yetkisi/hakkı gören insanların zihniyet dünyası, nazarı dikkatimi celbeden. Fethullah Gülen'in şiirini okuduğunu, okuyabileceğini, haddizatında bunun normal sayılması gerektiğini söyleyen Cem Karaca, Aziz Nesin Gecesi'nden tardedilmekle kalmadı, "hıyanet-i vatan"a varan bir dizi suçlamayı da göğüslemek zorunda bırakıldı. Savunduğu fiil cari yasalara göre "suç" değildi ama, "devleti ele geçirmeyi hedefleyen" birinin (Fethullah Gülen'in) şiirini okumakta beis görmediğini açıklamıştı ya... Büyük suç! Bu iddiayı seslendirenlerin (Fethullah Gülen'le ilgili birtakım hayalî iddiaları ısrarla gündeme getirenlerin) devleti ele geçirmiş güruhtan olmaları ise, ayrı bir hoşluk... Doğrudur: Bu ülkede siyasi partilerin, derneklerin, vakıfların, odaların, sendikaların, cemaatlerin, grupların nihai hedefi devlete nüfuz etmek, "siyaseten tardedilmiş" yandaşlarını devletin kaynaklarından daha çok yararlandırmaktır. Çünkü Türkiye'de siyaset, "devleti ele geçirmek" esasına göre örgütlenmiştir. Son ikiyüz yıldır böyledir bu... Eski Adalet Bakanı Mehmet Moğultay'ın itiraflarını hatırlıyor musunuz? Adalet Bakanlığı kadrolarına yerleştirdiği beş bin civarında "solcu yandaş"tan bahsediyordu. Bu itiraflar, hiçbir zaman cezai takibata uğramadı. Fethullah Gülen ve Cem Karaca'ya yönelik linç kampanyasında başı çeken sivil toplum kuruluşu da bugün devleti ele geçirmiş durumda ve bu da yüce devletlu açısından sorun teşkil etmedi/etmiyor... Devlet, son tahlilde "ele geçirilmesi gereken" bir şey. Sorun, galiba, kimin ya da hangi ideolojik grubun ele geçirdiğinde odaklanıyor. Halkın tarih ve kültür geçmişiyle kavgalıysanız, birtakım moral ve ahlak değerlerinin geçersiz olduğunu savunuyorsanız, sizin devleti ele geçirmenizde sakınca yok demek ki? O zaman gelin, devlete yakın olmayı "avantaj" olmaktan çıkaralım ve şu gereksiz kavgaya son verelim. Devlet rant dağıtan bir mekanizma olmaktan çıkarıldığında, siyasi partiler, dernekler, vakıflar, cemaatler, sivil toplum örgütleri de bu dağıtımın ana ve ara bayii olma hevesinden vazgeçeceklerdir. Nasıl bir devlet? Asayiş, hukuk ve sağlık alanında hizmet veren; adil, hukukun üstünlüğüne inanan, demokrat ve akçalı işlere bulaşmayan bir devlet. Tahakküm etmeyi değil, hizmet üretmeyi şiar edinmiş bir devlet. Farklılıkları ve karşıtlıkları meczetmiş, her vatandaşına eşit mesafede olan bir devlet. Böyle bir devlet teşekkül ettiğinde Türkiye'de kavga bitecektir. Sağ-sol, alevi-sünni, laik-antilaik tersleşmesinin anlamı kalmayacaktır. Belki o zaman, Cem Karaca gibi, toplumsal barışın tesisine katkıda bulunmuş soy sanatçılar da "ihanet" terimleriyle yargılanmayacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |