T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Alemdaroğlu, siyaset ve beklentiler

Alemdaroğlu yeniden İstanbul Üniversitesi rektörlüğüne atandı. Doğrusu, yarışta, Cumhurbaşkanı'nı köşeye sıkıştıracak akıllı bir taktik sergiledi. Kendisini, 28 Şubat ile özdeşleştirdi. Uyguladığı başörtüsü yasağı yüzünden "irticacıların" onu yıkmak istediklerini hatırlattı ve yeni yılda "PKK marşı mı, 10'uncu Yıl Marşı mı çalacak?.. Rektörün atanmasıyla bu meydana çıkacak" propagandasını yaptı.

Alemdaroğlu ve intihal

Bazı köşe yazarları da Alemdaroğlu'nu 28 Şubat ve "militan demokrasi" adına savundular. Öyle ki, Laparoskopik Cerrahi adını taşıyan çalıntı eserin üzerinde bile durmadılar.

Alemdaroğlu, Oktay Ekşi'nin sütununa gönderdiği açıklamada sadece, yabancı kitaptaki resimlerin bir kaçını kullandığını ve diğer iki arkadaşının bu yüzden kitabın editörleri arasına ismini koyduğunu anlatıyordu. Oysa aynı kitapta, Alemdaroğlu'nun da bir makalesi vardı. Ve bu makale, hemen hemen kelime kelime New Developments in Laparoscopy'den intihal edilmişti.

Ama burası Türkiye. Hürriyet gibi bir gazetenin başyazarı, gerçeği araştırma gereğini duymadan, Alemdaroğlu'nun açıklamasını sütununa alıverdi. Eski Cumhurbaşkanı Demirel'den yadigâr kalan YÖK Başkanı Kemal Gürüz de, intihal olayını dikkate değer bir mesele gibi görmedi. Sonuna kadar Alemdaroğlu'nu desteklediğini ifade etti. Meclis YÖK Komisyonu'nun "soruşturma açılsın" talepleri de, zaten, aynı himaye sebebiyle Yüksek Öğretim Kurulu tarafından "Soruşturmaya lüzum yok" gerekçesiyle geri çevrilmişti.

Öğretim üyelerinin ciddi çalışmalar yapmaları, bilimsel araştırmalarla Türkiye'nin yüzünü güldürmeleri pek bir anlam taşımıyor ülkemizde. Alemdaroğlu örneğinde görüldüğü gibi, çalıntı esere imza atanlar dahi üniversitelerde zirveye tırmanabiliyor.

YÖK'te Cumhurbaşkanı Necdet Sezer'in atadığı isimler, tercihlerini Alemdaroğlu'nun rakibi Mesut Parlak için kullandılar. Ama Mesut Parlak'ın İstanbul Üniversitesi'ndeki seçimde Alemdaroğlu'ndan neredeyse 400 oy az alması, YÖK'ün değerlendirmesinde de düşük puanla 3'üncü sıraya yerleşmesi, Sezer'in tercihini mecburen Alemdaroğlu'ndan yana kullanması neticesini doğurdu.

Bu durumda, 10'uncu Yıl Marşı'na ve militan - militarist demokrasiye devam!

Hükûmetin kaderi

Peki bu hükûmet devam edecek mi?

Birileri MHP'ye telkinde bulunuyor. Aklın gereğini tavsiye ediyorlar: MHP - DYP koalisyonu çıkış yolu olabilir. Aksi takdirde MHP ilk seçimde barajın altına düşecektir.

Böyle bir koalisyon, başka partilerden transferlerle, Meclis içinde zemin bulabilir.

28 Şubat ortamında Refahyol'un ayağını kaydıracak yoğun transferler yaşanmadı mı? Tersine bir dalga pekâla gerçekleşebilir. Bu defa, seçilme şansını kaybedeceklerini anlayan milletvekilleri, can havliyle daha şanslı partilere koşacaklardır.

MHP, ancak sırtındaki yüklerden (Anap ve DSP'den) kurtulursa, Ecevit Hükûmeti'nin olumsuz icraatından pay almayabilir ve halkın tepkisinin, öfkesinin muhatabı olmaktan kurtulur.

Ya DYP? Ekonomi Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı DYP açısından muhtemelen yeterli görülecektir.

Ama acaba Devlet Bahçeli, kendisini özgürleştirecek yola doğru adım atacak mı? Son açıklamaları bunun aksini gösteriyor.

Şimdilik DYP'nin internet sitesi, ince ince Bahçeli ile dalgasını geçiyor: Bahçeli, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde, kendisini sorgulayan milliyetçilere, taviz vermediğini anlatıyormuş:

"ABD ile müzakerelerde daima son sözü ben söylerim."

-Öyle mi? Ne dersiniz?

"Yes sir" (Evet efendim) derim.

Devlet Bahçeli'yi hedef alan lâtife, DYP'nin sitesinde (www.dyp.org.tr) yayınlandı. DYP'nin sitesinde, muhtemel siyasi gelişmeler de ele alınıyor.

Meselâ "bu hükûmet daha ne kadar sürer?" Veyahut, bir başka tarzda soralım: "Hükûmet, hangi yöntem takib edilirse yıkılır?" suallerine cevap aranıyor.

Hüsamettin Özkan'ın üzerine gidilebilse, hükûmetin çözüleceği düşünülüyor. Zira Özkan Ecevit'in payandası.

Nuh Mete Yüksel'in Özkan hakkındaki suç duyurusu, Meclis'e intikal ettirildi mi acaba? AK Parti, Saadet Partisi veyahut DYP bir soruşturma önergesi ile Özkan hakkındaki iddiaları Genel Kurul gündemine getirse, gizli oy yöntemi olduğuna göre, o da hesap vermek zorunda kalmaz mı?

Özkan, Ecevit'in de, hükûmetin de yumuşak karnı.

Eskiye fatura

2002'ye baktığımızda, şimdilik böyle bir değişim göremiyoruz.

11 Eylül'den sonra Türkiye'nin stratejik önemi arttı. Arkasında halkın desteği bulunmayan Avrupa ve ABD'ye muhtaç bir hükûmet, Batı için cazip bir imkân. Irak'a saldırı olsa, bu durumda, Türkiye itiraz edebilir mi? Doğrusu çok şüpheliyim. IMF'den gelen, ilâve 10 milyar dolarlık borç, zaman kazandırıyor. Ya sonrası? Esaret sürecek.

Aydın Doğan ve Dinç Bilgin medyası ise, ekonomide, dış politikada olumlu bir hava estirerek, halkın boşluğunu telâfi etme çabasında. İflâs etmiş bir Arjantin'den daha iyi durumda olduğumuzu söyleyerek, bu hükûmete yeni bir avans tanıma gereğini zihinlere çakmaya uğraşıyorlar. Mazeret hazır: "Biz" diyor hükûmet üyeleri, "birikmiş çarpıklıkların bedelini ödüyoruz."

Peki çıpalı kuru benimseyip, 2001 için enflasyon hedefini % 10 olarak belirlerken, Kamu Borçlanma Gereği'nin kabul edilebilir seviyelere düşeceğini söylerken, "kötü mirasın" farkında değil miydi Ecevit'in ekonomi takımı?

Bir kitap

Eskiye fatura çıkarmak seçim meydanlarında işe yarar mı sorusu bir yana, acaba 2002'de seçime gidilebilecek mi? Editörlüğünü ABD'nin eski Türkiye Büyükelçisi Abramowitz'in yaptığı "Türkiye'nin dönüşümü ve Amerikan politikası" isimli kitap geçenlerde yayınlandı. Çeşitli makalelerden oluşan kitapta Heath Lawry, günümüze kadar Türkiye'nin demokratik deneyimine kılavuzluk eden merkez sağ ve sol partilerdeki çöküntüye değiniyor: "1991'de merkez sağ (Anap - DYP) ve merkez solun (DSP - CHP) toplam oy oranı % 82.5 idi. Bu oran Nisan 1999'da % 56.4'e düştü. En ürkütücü olanı, merkez sağ partilerdeki aşınmadır. DYP 1991'de aldığı % 27 oranından 1999'da % 12.5'e, Anap ise % 24'ten % 13'e düşmüştür. Seçmenlerle yapılan görüşmeler onların bu geleneksel partileri yolsuzluklara bulaşmış ve liderlerin pek çoğunu (Ecevit hariç) şahsi menfaatleri uğruna hareket eden kişiler olarak değerlendirdiklerini göstermektedir. Ecevit ve Bahçeli'ye verilen destek, dürüst imajlarından kaynaklanmıştır. MHP'nin statükoyu eleştirmesi ve PKK terörüne şiddetle karşı çıkması oy kazanmasına yol açarken, Apo'nun yakalanması da DSP liderinin oylarını olumlu istikamette etkilemiştir.

Ecevit'in son başbakanlık tarihi 1978'dir. Dolayısıyla ona oy veren seçmen başarısızlıklarını hiç hatırlamamaktadır. Bahçeli ise zaten hiç denenmemişti."

Yeni bir seçimde dengelerin çok değişeceğini söylemek için kâhin olmak gerekmez. Zira, dürüstlük imajı zedelendiği gibi, ekonomi de dibe vurdu. Yoksulluk arttı.

Bence bu yüzden yeni oluşumlar seçime şanslı girecek, çünkü vatandaş şiddetli bir biçimde değişim istiyor.

Dinç Bilgin'e sorular

Dinç Bilgin'in "Kaleşi" ateşe devam ediyor. Bilgin'in borcunu, bu borcun katlanarak büyüdüğünü ve Sabah patronunun borcunu ödemediğini hatırlattığım için, şahsımıza yönelik bir küfürname dizmiş gene. Galiba milletin hakkını aramayalım diye gözümüzü korkutmak istiyor.

Peki ben "Dinç Bilgin dürüst adamdır, bankayı da içini boşaltmak, kendi şirketlerine hesapsız kredi vermek amacıyla değil, sırf bankacılık yapmak için aldı" desem, buna kim inanır? Yasak olmasına rağmen, kredileri çok büyük bir oranda kendi şirketlerine kullandırdı; geri ödemedi. Sonunda Etibank battı.

Konunun Meclis'te takipçileri var. Belki onlar da, Meclis'ten atılır da "Kaleş" rahat eder.

İşte Ergün Dağcıoğlu'nun Bakan Derviş'e soruları:

"12.05.2001 tarih ve 4672 sayılı "Bankalar Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasını Öngören Kanun, el konulan bankaların alacaklarının tahsili esasını düzenliyor. Bu çerçevede: 1) El konulan bankaların sahiplerinin ayrı ayrı yurt içi ve yurt dışı mal varlıklarının dökümü nedir? 2) Yurt dışı mal varlıklarının tesbiti için nasıl bir faaliyet izlenmektedir? 3) Bankaların eski sahiplerinin, alacakların tahsili bakımından çok büyük önem arz eden bir çok işletmeleri vardır. Bu işletmelerin eski sahiplerin elinde hem para ve kâr kaçırma aracı olarak kullanılabileceği, hem de banka batıran kişiler tarafından iyi bir şekilde işletilemeyeceği endişesi mevcuttur. Bu işletmelerin yönetimine, BDDK, kanuna göre el koyacak mıdır? 4) Alacakların tahsili konusunda, kanunun öngördüğü müddetler var. El koyma tarihinden 6 ay içerisinde bazı işlemler yapılmazsa, mükelleflerin mükellefiyeti kalkacak mıdır? BDDK, Bilgin Grubu ile Etibank dolayısıyla yapmış olduğu ödeme planında, bu gruba ait Sabah gazetesinin İstanbul Samandıra'da bulunan baskı tesislerini 57 milyon dolar karşılığında kabul etmiştir. Sabah'ın bu tesisi, İSKİ'nin Ömerli Barajı koruma havzasında bulunmaktadır ve yıkım kararı vardır: 5) BDDK'nin hakkında yıkım kararı olan bu tesisi kabul etmesi makul mudur? BDDK haczettiği bu tesisin kullanma hakkı için bir bedel almakta mıdır? 6) Bilgin Grubu'nun devlet bankalarından almış olduğu kredilere karşılık alınan teminatlar bina, arsa, teminat mektubu v.b. olarak nedir? Genel olarak bu kredilerde, hangi kriterler uygulanmaktadır? Özellikle Halkbank, Ziraat Bankası ve Vakıfbank'tan kullanmış oldukları kredilerin teminatları nelerdir, kredilere uygun ve kredi alacaklarına karşı yeterli midir? 7) Sabah Yayıncılık'ın 2001 senesinin ilk 6 ayında 151 trilyon zarar ettigi, Sabah Pazarlama'nın da zararının 1,5 trilyon oldugu, bu şirketlerin Borsa'ya gönderilen bağımsız denetim raporlarında açıklandı. Dinç Bilgin'in ve Sabah Grubu'nun Etibank ile ilgili borçlarının ödenmesi için bu müesseseler kefil gösterilmişti. BDDK, mevcut yönetim tarafınd

an iyi işletilemeyen ve her geçen gün değer kaybeden bu müesseselerin, mülkiyetleri ve yönetimleri hakkında ne gibi tedbirleri almayı düşünüyor?"

Ateşe devam "Kaleş". Ama, bilesin ki, it ürür kervan yürür.


21 Aralık 2001
Cuma
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED