T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Taliban sonrası...

Gelişmelerin sürati başdöndürücü. Afganistan'da Taliban ve El-Kaide merkezleri üzerindeki bombardıman devam ederken, hatta önceki gün başlangıcından beri en şiddetli haline alırken; 'Taliban sonrası Afganistan'hazırlığı başladı bile.

Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın İslamabad ziyaretinde Pervez Müşerref ile yaptığı görüşmelerin 'ana tema'sını da 'Taliban sonrası Afganistan' oluşturdu. Bu arada, 1933-73 arasında iktidarda bulunduktan sonra devrilen ve onca yıldır Roma'da sürgünde yaşayan 86 yaşındaki Afgan Kralı Muhammed Zahir Şah'ın gönderdiği bir heyet de İslamabad'da Pakistan Dışişleri Bakanı Abdus Settar ile görüştü. İlginç. Zira, Zahir Şah iktidarda bulunduğu vakitlerde, Pakistan'la yıldızı barışmamıştı. Tıpkı Pakistan'ın bugün Kuzey İttifak'ını meydana getiren anti-Taliban'la yıldızının hiç barışmamış olması gibi.

Zaten, onca yıldır Taliban'ı Pakistan'ın büyütüp beslemesinin sebebi de, komşu Afganistan'da kendisine yakın, Paştu ağırlıklı bir yönetimi egemen kılmak içindi. Afganistan, Orta Asya ile Alt-Kıt'a arasında önemli bir 'jeopolitik halka'dır.

Pakistan'ın 145 milyonluk nüfusunun Afganistan'a bitişik Kuzeybatı Eyaleti Bölgesi'nde yaşayan (Peşaver, Quetta gibi şehirlerde) kesimi, Afgan halkının yarısına yakın çoğunluğunu oluşturan Paştular ile aynı 'etnik özellikler'e sahiptirler. Pakistan'da onlara Pathan deniyor. Taliban, Pakistan'ın Peşaver kentinde yetiştirilen ve Afganistan içinde esas olarak Kandehar'ı 'taban' alan Paştu kökenli bir yapıya sahip. Pakistan istihbaratı ve silahlı kuvvetleri, Amerika'nın 'yeşil ışığı' ile Taliban'ı yetiştirip büyütürken, Kabil'de iktidarda Mücahidin iktidarı vardı. Önce, ulemadan Prof. Sibgatullah Müceddidi, daha sonra Prof. Burhaneddin Rabbani. Savunma Bakanı ise Ahmet Şah Mesud idi. Bu isimlerin hepsi, Sovyetler'e karşı 'cihad'ın liderleriydi. Yalnız, Afganistan nüfusunun yüzde 25'ini oluşturan Tacik kesimine mensuptular. Bu yüzden, Hizb-i İslami'nin lideri Gülbeddin Hikmetyar, hükümete girene dek Kabil'i kuşattı ve Hikmetyar'ın gönderdiği füzeler ve topçu ateşiyle Kabil'de 25 bin; evet 25 bin kişi öldü. Hikmetyar, Suudi Arabistan-Pakistan desteği altındaydı ve Paştu idi.

Yine ilginç. Şu günlerdeki Afganistan bombardımanına 'Müslümanlar kardeştir' terbiyesi ile tepki duydukları öne sürülen İslami çevrelerin, Hizb-i İslami lideri Paştu Hikmetyar'ın çeşitli İslami kuruluşların ortak Mücahidin hükümetine karşı yürüttükleri 'iç savaş'ta 25 bin Müslüman'ın kanına girmeleri esnasında, 'Afgan halkının çilesi'ne ilişkin özel bir duyarlılığı işitilmemişti.

Her neyse... Afganistan'da 'etnik kimlikler' ile İslami eğilimler çatışmasında birincisi genellikle ağır basmıştır ve çevre ülkeleri de bu 'Afgan karakteristikleri'nden alabildiğine yararlanmışlardır. Pakistan, 'Paştular'ın hamisi' rolünü oynarken, İran, nüfusun yüzde 15'ini oluşturan Hazaralar'a sahip çıkmış, aynı dili konuştuğu Tacikler'le irtibatta olmuştur. 'Düşmanımın düşmanı dostumdur' mantığı ile Hindistan, Afganistan'da Paştular'ın dışında kalan grupları toparlayan anti-Taliban Kuzey İttifakı ile yakınlık içinde olmuştur. Tıpkı, Tacikistan üzerinden Rusya'nın ve ayrıca İran'ın da olduğu gibi.

Bu karmaşık 'etnik ve siyasi mozayik', Taliban sonrası Afganistan'ın nasıl 'dizayn' edileceğine ilişkin özel bir zorluk arzediyor. Ancak, Amerika ile Pakistan'ın, Taliban sonrası Afganistan'ın 'münhasıran' Kuzey İttifakı'na 'teslim edilmemesi' konusunda aralarında anlaştıkları da belli.

Afganistan'da muhtemelen Zahir Şah'ın simgeleyeceği, Paştu aşiret reislerinin geleneksel meclisi Loya Jirgha'nın tekrar oluşturulacağı ve Kuzey İttifakı'nın da iktidardan pay alacağı, ama Kabil'deki iktidarın çok kuvvetle 'merkezileşmeyeceği', buna karşılık Kandehar, Herat ve Mezar-ı Şerif'in adı konmamış bir 'özerklik' elde edeceği bir yapı tasarlanıyor. Bu yapıda, Taliban'dan kopacak Paştu unsurlara da yer verilmesi söz konusu. Nitekim, Celalabad'daki Taliban unsurlarının, Molla Ömer'in mensup olduğu Taliban'ın Kandehar kolundan kopmakta olduğu haberleri yayılıyor.

'Askeri harekat'ın bu 'siyasi hazırlıklar'la irtibatlı ve bunlara paralel bir seyir izlediği farkediliyor. Örneğin Amerika'nın, Kuzey İttifakı'nın, 'Taliban sonrası Afganistan'a ilişkin 'siyasi hazırlıklar' ikmal edilmeden Kabil'e saldırılmasını istemediği artık sır olmaktan çıktı. Bu yüzden, hava harekatında Kabil çevresindeki Taliban mevzilerine dokunulmadığı haber veriliyor. Buna karşılık, kuzeyde Mezar-ı Şerif çevresindeki Taliban tank ve top yığınakları amansız ateş altında ve bu sayede Afgan Özbek General Raşid Dostum komutasındaki kuvvetlerin Mezar-ı Şerif'i kısa sürede ele geçirmesi ihtimal dahilinde.

Bütün bunlardan çıkan sonuç şu:

Taliban'a Afganistan'da 'istikbal' yok. Taliban'ın bir rejim olarak ayakta kalması mümkün olamayacak. Daha şimdiden 'cenaze'nin nasıl kaldırılacağı görüşülüyor. Ardından Birleşmiş Milletler devreye sokulacak. Bu da belli.

İKÖ'nün geçen hafta Katar'da yapılan Dışişleri Bakanları toplantısının 'sonuç belgesi'nde 'Afganistan'ın toprak bütünlüğü ve İslami kimliğinin korunması' talebi dile getiriliyordu. İKÖ, BM'nin 'gözlemci' üyesi. 11 Eylül'den beri 'yeni dünya oluşumu'nda ortalarda görünmeyen ve 'yeni dünya'nın 'kaybedecek adayları' arasında sıraya giren Türkiye'nin hiç değilse bu konuda ön alması imkansız mıdır?

Türk askerinin 'yeni Afganistan'da konuşlanması da bir 'itiraz konusu' mudur?

Not: Dünkü yazı üzerine bir 'bombardıman' halinde okurlardan gelen destek ve dayanışma mesajlarına çok teşekkür ediyorum. Beni çok duygulandırdılar. Yazdıkları her satırı değerlendireceğimden emin olsunlar.


17 Ekim 2001
Çarşamba
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED