|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türk milleti 11 Eylül sürecini nasıl değerlendiriyor? "Türk milleti" lafzı, burada, daha çok fenomenolojik bir değere işaret ediyor. Bir dünya görüşüne, bir tarih felsefesine değil... Yanlış mı Ali abi? "Türk milleti Batı'ya köle olmaz, asla Amerika'nın güdümüne girmez" derler. Gelişmemiş, yeterince semirmemiş, kafaca tekamül etmemiş kara kalabalıklar... Görünüşte, Müslüman'ın Müslüman'ı kırmasına karşıdır. Bizi Amerika'ya "lejyoner" yazacak her türlü oldu-bittiye karşı "Kuva-yı Milliye" ruhunu ve Afganistan'ın Millî Mücadelemiz'e yaptığı nakdî yardımı hatırlatır. "NATO PKK terörü için neden 5. maddeyi işletmedi" der ve çoğunlukla haklı çıkar. Oradan birileri de, "Mesela biz Reha Bey" der, "Apo'yu asamıyoruz, ama onlar Ladin'i yakalarsa asacak..." Sükut hasıl olunca, bas perdeden bir ses yükselir: "Tamam, savaşa katılalım... Ama Amerika da borçlarımızı silsin..." Hani Müslüman'ın Müslüman'ı kırmasına karşıydın, hani Türk milleti NATO'ya lejyoner yazılmazdı? Teres... Böyledir bunlar. "Kimin sesi yüksek çıkıyorsa, haklı odur" ilkesinin geçerli olduğu aptal tartışma programlarında rastlarsınız onlara. Bir kısmı "kanaat önderi" geçinir... Yeteneksiz köşe yazarı, işsiz sosyolog, vatansever general, keçi sakallı psikiyatrist, çeşit olsun için bir adet emekli pilot, bir adet Berhan Şimşek, bir adet Bedri Baykam ve casting kuruluşlarından "muayyen" bedelle kiralanmış "kadrolu" tribün konuğu. Bunlar da nedense (neden acaba) Perinçek'çi olurlar. Üçü beşi aynı anda konuştuğu için, lafın ortada kalma riski yüksektir. "Kanaat önderi" şöyle der: "Türkiye'deki İslamcılar El-Kaide örgütü ve onu himaye eden Taliban rejimiyle kendi anlayışları arasında bir benzerlik bulunmadığını ısrarla ve tereddüte yer bırakmayacak biçimde ortaya koymalıdırlar..." Hemen bir itiraz yükselir: "Kendini 'Türkiye'nin Müslümanları' kategorisi dışında özerk, tanınmış, tampon bir alana mı ait hissediyorsun? Var mı böyle bir alan? Varsa, rasyonalitesi nedir?" Ardından, o "ömür törpüsü" diyalog başlar: - Terörü kararlı bir şekilde kınıyor musun? - Kınıyorum. - Ne zaman kınadın? Ben niye görmedim? - Dün kınamıştım ya... - Yetmez... Her gün kınayacaksın. - Her gün mü? - Her gün, her saat, her dakka... - Olur... - Şimdi sen El-Kaide şebekesi dışındaki hiçbir örgütün 11 Eylül saldırısını yapabilecek kapasite ve motivasyona sahip olmadığını da bilmiyorsundur. - Bilmiyorum. - Demek ki sen hâlâ Selefî referansları kullanıyorsun! - Ne ilgisi var kardeşim! - Bırak trübünlere oynamayı. Reha Bey susturalım bu arkadaşı, bana Usame Bin Laden'le farklı bir yerde durmadığı izlenimini edindiriyor... - Anlayamadım? - Bak hâlâ konuşuyor. Ben sana Taliban'la arana kesin bir çizgi çekmeden cevap verme demedim mi? - Ayıp oluyor ama... - Tamam ulan bozdum mutabakatı. 28 Şubat'taki bütün sevişmelerimizi, cilveleşmelerimizi tek yanlı olarak feshediyorum. Zaten buraya da bunu ilan etmek için gelmiştim. Derken, şişman ama sevimsiz bir adam peydah olur sahnede, "Hani benim alkışım!" diye ünlerken, perde kapanır. Antrakt...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |