T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Astarı yüzünden pahalı demokrasi

Neresinden anlatırsanız anlatın, milletvekili maaşlarının yetersiz olduğunu ve hele hele artırılmasını gerektiğini bu ülkeye anlatmanın imkanı yoktur. Çünkü, en alta işsizleri koyup yukarıya doğru, asgari ücretli, emekli, memur, işçi hatta esnaf ve küçük tüccarı sıralarsanız bütün bu kesimlerin -ki, nüfusun yüzde 90'ı falan eder- Meclis'teki 550 kişinin aldığı maaşı hayal bile edemeyeceği gerçeği ortadayken; birçok milletvekilinin aslında borç içinde olduğu ve geçim darlığı çektiğini kimseye anlatamazsınız. Doğal olarak, bu konuda yapılacak bir referandumun sonucu da baştan bellidir. Değil, maaşların 400-500 milyon artırılmasına karşı çıkmak, halka "milletvekillerine maaş verelim mi?" diye sorsanız verecekleri cevap yine "hayır" olacaktır.

Cumhurbaşkanı, Anayasa'nın 86. maddesini referanduma götürerek, işte böyle sonucu baştan belli bir kararın yolunu açmıştır. Herhalde bugünkü gazetelerde muhtemel bir referandum maliyetinin kaç yıllık vekil maaşına tekabül ettiğini, halkın önüne sandık koymanın marjinal maliyetini de okuruz. Okuruz da demokrasiyi nasıl astarı yüzünden pahalı hale getirdiğimizi görürüz.

Ayrıca, Meclis'in zaten utana-sıkıla yaptığı bu iş artık cümlenin malumu ve bütün ağızların sakızı haline geldikten sonra, kanunlaşsa bile o parayı cebine koyacak babayiğitin çıkmayacağı da bellidir.

Peki, eski mesleği itibariyle ülkede, "hem hukuk hem de Cumhurbaşkanlığı'nı en iyi bilen kişi!" olan Sezer'in verdiği bu karar, Türkiye'de hukukun önemsendiğine dair bir delil midir? Sanmam. Çünkü, iade gerekçesinde, "TBMM üyelerine yönelik her türlü olumsuz eleştiriyi önlemesi" hususunu belirttikten sonra, maddeyi referanduma sunmak yerine bir daha incelenmek üzere Meclis'e gönderirdi. Anayasa paketini tek tek değerlendirme kuralını bozduktan sonra pekala bunu da yapabilirdi.

Yapmadı ama yine de büyük ihtimalle Türkiye, vekil maaşları gibi gerçekten önemsiz bir konu için sandık başına gitmeyecektir. Sadece, Meclis'in kriz döneminde maaş artırma gibi takdire şayan zamanlama mahareti ile Çankaya'nın hukuk gösterisi arasında biraz daha vakit kaybedilmiş olacaktır.

Yani, olup biten aslında, tam da Türkiye'ye has kendi başına dert açma becerisinin sergilenmesinden başka bir şey değildir.

Zira, bu kararın hukuk adına alındığını söylemek imkansızdır. İyi ihtimal Cumhurbaşkanımız'ın bu meseleyi Şubat krizinde bozulan imajını toparlama fırsatı olarak görmesi, kötü ihtimal ise Meclis'in ve dolayısıyla siyasetin itibarını düşürme operasyonlarının sonuncusuna iştirak etmiş olmasıdır.

Bu belirsizliğe karşın, belli olan bir şey var o da parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı'nın bu kadar yetkisi olamayacağıdır. Başkanlığa benzemeyen, kör topal bir yarı-başkanlık sistemi gibi demokrasi olmaz. "Seçilmişlerin ne yapacağı belli değil. Yarı atanmış sayılan Cumhurbaşkanı ile onları dengeleyelim" korkusu üzerine de sistem inşa edilmez.

Böyle olursa her dönemde açıkça görüldüğü gibi Cumhurbaşkanları ile Meclis arasında inatlaşma, rekabet ve birbirlerini açık düşürme çabası eksik olmaz. Çünkü, iki kurumun yasama gücü, neredeyse birbirine eşit durumdadır.

Böyle bir çatışmadan da Cumhurbaşkanı hukukçu olsa bile hukukun gelişmesi falan çıkmaz.

Mevcut tablo bunun açık bir göstergesidir.

Yıllardır hukuk adına işlenmedik cinayetin kalmadığı bu ülkede referanduma gidecek konu vekil maaşları mı olacaktı?

İdam cezasından başörtüsüne, AB ile uyum yasalarından düşünce özgürlüğünü, parti kapatmadan F tipi cezaevine kadar hangi konuyu halkoyuna sunsanız yeridir. Bunlar dururken vekil maaşlarını ve dolayısıyla siyaseti zaten "bıkkın" ve "öfkeli" halkın önüne atmanın anlamı nedir?

Böyle olunca, halkın görüşünün seçimden seçime değil arada bir başka gerekçelerle de sorulduğu mu anlaşılacaktır?

Sonu baştan belli demokrasi ve hukuk numaralarıyla eğlenmeyi bırakıp, artık Türkiye'nin müzmin sorunlarıyla yüzleşme cesaretini gösterelim.

Bu cesareti Meclis de göstersin, Cumhurbaşkanı da, halk da.

Ayrıca... Vekilleri beş parasız bırakarak bu ülkeye demokrasi getiremeyeceğimiz ortadadır.


17 Ekim 2001
Çarşamba
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED