|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Batı'nın kendi siyasal dinamiklerini yeniden üretebilmek için ihtiyaç duyduğu "hasım", İslam dünyası olarak beliriyor çoğu kez. Daha kısmi düzeyde, "küresel kapitalizm"in siyasal perpektiflerinin kendini meşrulaştırmak için ihtiyaç duyduğu "öteki" olarak komünizmin işlevsizleşmesinden sonra, inşa edilmeye çalışılan yeni "öteki"nin adresi olarak ortaya çıktı İslam dünyası. Bu sürece karşı İslam dünyası ise benzer yöntemlerle karşılık verdi. Özgün olmayan bir biçimde Batı'yı "ötekileştirerek", kendi durumunu "izah"a yöneldi İslam dünyası. Bir bakıma Batı'nın yaptıklarının "tersinden inşa edilmesi" ve konumlandırılmasıydı bu. Batı'nın ürettiği bu temeldeki "oryantalistik siyaset"e karşılık İslam dünyası da aynı yöntemi ters yönde işleterek "oksidentalistik siyaset"le çıktı sahneye. Ulus-devlet'lerin verili siyasal şartlarına böylece "uyum" sağlanmaya çalışıldı. Fakat küreselleşmenin ulus-devlet'leri yeni dinamiklerle tanıştırmasıyla, "konvansiyonel siyaset" de hem Batı açısından, hem de İslam dünyası açısından "zorlukların" adresi oldu. 11 Eylül sonrasında uç veren "siyasi akıl" ise, tüm gelişmeleri son derece aktif zihinsel süreçlere bağlıyor.. Artık "konvansiyonel siyasi akıl"dan beslenen tüm kavramlar ve stratejiler "hükmen" tarih oldu. "Konvansiyonel siyasi akıl"dan ötesi yeni yeni uç veriyor, ama bunun ne şekilde temelleneceği şu anda belirsiz. İnsanlık adına ilk olarak ortaya çıkan yararı, "neo-liberalizm"e göre dizayn edilmiş dünya sisteminin "işlemezliğinin" ortaya çıkmasıdır. Neo-liberalizmin adaletsizliklerini devam ettirmek üzere seferber edilmiş güvenlik stratejileri çöplük olmuştur artık. Bunun karşısında beliren gelişme ise, çağdaş İslam düşüncesinin yoğun tarih-dışılığının çıplaklaşmasıdır. Felsefi ve ahlaki ideolojik üretimleri, "tarihi bugünde haklılaştırmak" üzere istihdam etmiştir bu düşünce dünyası. Bu düşünce biçiminin, dünyanın "tam da şu andaki" haline çözüm üretmekte içine düştüğü sıkıntı, tüm dünyadaki müslümanları "siyasi varlık" olarak bir "varoluş problemiyle" karşı karşıya getirmiş bulunmaktadır. Son gelişmeler, İslam dünyasının "siyaset-dışı" kalma lüksüne son vermiştir. "Siyaset felsefesi"nin içerimlerinden yoksun bir düşünce üretiminin "siyaset sosyolojisi" açısından kayda değer bir yönü olamayacağını göstermiştir. İslam dünyası, "siyaset-dışı" bir dünya olmanın konforunun artık devam edemeyeceğini, herhangi bir olayda İslam Dini'nin temel ilkelerini dillendirerek siyaset üretmiş sayılamayacağını en çarpıcı biçimde görmüştür. Gelinen noktada "siyaset-dışı" olmakla, "tarih-dışı" olma özdeşleşmiştir çünkü. 11 Eylül sonrasında terörü İslam açısından kınamanın, müslümanların dünyadaki yerleri ile terör arasındaki "mesafeleri" konusunda bir siyaset üretmeye ve "siyasal pozisyon" almaya yetmeyeceği görülmüştür. "Siyaset" yoksa, "tarihsel özne" olmak, ya da "geleceği yönetmek" mümkün değildir, bir kere daha görülmüştür. Bu sefer bunun görülmesinin önüne geçmeye "petrol gelirleri" de yetmemiştir... Batı, eğer, kendi ürettiği terörün, medeniyetin kazanımlarını bir "bumerang" gibi vurmasını engellemek istiyorsa "oryantalistik siyaset"i terketmelidir. İslam dünyası da "siyaset/tarih-dışı"lıktan kurtulmak istiyorsa, "oksidentalistik siyaset"i bir "kaza" hükmünde görmeye mecburdur. Hiçkimsenin bir diğerinin günahlarını ortaya saçmak üzerinden gelecek hakkında söz sahibi olamayacağı, 11 Eylül sonrasının anayasasıdır...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |