|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Milliyet gazetesi "Dul kadın şifresi"ni deşifre ettiği gün Medyakronik'te "Oynatmaya az kaldı!" başlıklı şu yazıyı yayımladım: Alarko Holding ortaklarından Üzeyir Garih bir cinayete kurban gitti... Geride kalan ikinci ortak İshak Alaton, her fırsatta Garih'in ne kadar değerli bir insan olduğunu hatırlatmadan edemiyor. İş ortağı ve dost olarak birlikte geçirilen onlarca yıl... Alaton'un cinayet sonrası yaptığı her açıklamaya, haklı olarak, medyada geniş yer veriliyor. Sadece geniş yer verilmekle kalsa iyi; bu açıklamalar hemen her defasında türlü açıdan yorumlanıyor da... Hem de ne yorumlar! Bugün (7 Eylül) Milliyet'in manşetine taşınan "yorum"u da okuyunca, gayri ihtiyari olarak şöyle dedik: İshak Bey kendisine dikkat etsin, çünkü bu "yorumlar" onun da vakitsiz ölümüne neden olabilir! Milliyet'in manşeti: "Dul kadın şifresi"(!) İnanılır gibi değil... Alaton'un, "Garih dul bir kadının çocuğuna yardım edecekti" şeklindeki açıklaması meğer masonlar arasında "Tehlikedeyiz" mesajı anlamına geliyormuş! Milliyet "Röportajdaki sır" diyor... İnanılır gibi değil, tam bir deli saçması... Milliyet yazıişleri "sırlar âlemi" ile yata kalka aklını kaçırmış olmalı! Peki Milliyet'in bu komik (daha doğrusu "gülünç") manşeti atarken elinde bulunan "deliller" nedir? Haberi yazan her kimse (o da işin farkında olacak ki, adını vermemiş!) açmış önüne "Mason Sözlüğü"nü ve başlamış taramaya... Aaaa evet "şifre" işte burada! Masonlar kendilerini "Hiram Usta"nın dul anasından hareketle "dul kadının çocukları" olarak görmüyorlar mışmış? Bitmedi... "çünkü, masonlar üzerine yazılan kitaplara göre, masonlar tehlike anında sıkça 'dul kadının çocuğuna yardım edin' sözlerini kullanıyor"larmış... Bakın, ilişki ne kadar açık! Evet evet, Alaton'un Milliyet'e yaptığı açıklamada bu "şifre"yi kullanıyor ve Masonların tehlikede olduğu mesajını veriyor... Peki Alaton, bu mesajı kime, kimlere veriyor? Mesajı niçin Milliyet aracılığıyla veriyor? Milliyet yoksa masonların resmi gazetesi mi? Masonlar yoksa Milliyet aracılığıyla mı haberleşiyorlar? Alaton'un bu manşeti görür görmez neler mırıldandığını tahmin etmek güç değil. Bize sorarsanız Alaton, kesin bir karar almalı; bundan böyle Milliyet'e hiçbir açıklama yapmamalı. Şaka değil, bu gazete basbayağı Alaton'un sağlığıyla oynuyor... Bu arada biz de boş durmayıp çalıştık ve Milliyet'in logosunda yer alan "Basında güven" özdeyişinin "sır"ını çözmeye muvaffak olduk. Açıklıyoruz: Bu laf aslında bir "şifre". Basını komik (daha doğrusu "gülünç") düşürmeye çalışanların birbirleriyle haberleşmeleri için kullandıkları bir "şifre"! "Oynatmaya az kaldı/Doktorum nerde?" "Dul kadın şifresi" o günden beri dillerde... Şifreli konuştuğu iddia edilen İshak Alaton, benim ilk gün koyduğum teşhisi koyuyor: "Fıttırdılar!" Arkasından Milliyet-Alaton polemiği başladı... "Kapalı toplum"da yaşamak zorunda kalmak herkesin asabını iyiden iyiye bozmuş olacak ki, en nitelikli muhabirler bile her işi bırakıp içinde "Dul kadın" lafı geçen açıklamaları taramaya başladı. İşte meselâ Radikal'in değerli muhabiri Adnan Keskin! İki gün önce yayımlanan bir haberinde "Beyaz Enerji" davası görülürken bazı sanıkların "söz konusu parayı dul bir kadına yardım için istedim" şeklinde ifade verdiklerinden hareketle soruyordu: "Akıllara, 'Bürokratlar, bu ifadeyi bilinçli olarak mı kullandı, böylece mesaj mı vermek istedi? Eğer mesaj vermek istedilerse, hedef kimdi? Mahkeme ve siyasilere 'durum tehlikeli' mesajı verilmek istenmiş olabilir mi?" Ben bütün bu soruların "kapalı toplum"da yaşamak zorunda kalmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Bu artık "komplocu" filan olmakla açıklanabilecek bir durum da değil; basbayağı endişe verici bir ruh hali! Nitekim, Hürriyet'ten Sefa Kaplan'a konuşan Rıfat Bali'nin yorumu da pek farklı değil. "Bunlar zorlama yorumlardır. İnsanların aklı, Garih'in bu kadar basit bir sebebten öldürüleceğini anlamadığı için bu tür yorumlara başvuruyorlar." Taha Kıvanç'ın son iki yazısı da "dul kadın" meselesine ayrılmıştı. Kıvanç'a göre, İshak Alaton'u kızdıran "mülâkatın çarpıtılması değil"di; "Alarko'nun patronu şifrenin çözülmesinden rahatsız"dı... Kıvanç, Adnan Keskin'in haberine atıfta bulunarak şunları da söylüyordu: "Hiç kuşkunuz olmasın: Duruşmada o cümleleri kullanan bürokratlar, karşılarındaki mahkeme heyetinde bir 'birader' olup olmadığını test etmek veya zaten var olduklarını bildikleri 'biradere', 'Ne yapıyorsun, biz de sendeniz' mesajını iletmek istemiştir." Bu yorumlara (veya "tabirlere") de katılmadığımı söylemem gereksiz herhalde... Ne kadar "ağır aksak" da olsa, ülkenin "mahkeme heyetleri"ni her türlü kuşkudan uzak olarak bu şekilde Masonlara doğrudan bağlamanın bize ne faydası olabilir? Duruşmalarda ve gazetelerde bir takım "şifreler"le haberleşen bu "kapalı cemiyet" bir ülkenin bütün kurumlarını avucunun içine almış da haberimiz yok! Son olarak "Masonluk" da dahil olmak üzere hiçbir "kapalı cemiyet"ten haz etmediğimi de söylemek isterim. Çünkü birer üyesi olduğumuz toplumun zaten yeteri kadar "kapalı" olduğunu ve bir minyatürüne hiç mi hiç gerek olmadığını düşünüyorum! Sonuç olarak: "Oynatmaya az kaldı!" Bu yolda biraz daha ilerlersek, ağzından "Anam iki çocuğuyla dul kaldı" benzeri söz çıkan herkesi "birader" ilan edeceğiz!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |