|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yıllar süren İran-Irak savaşı sırasında oralara sefer yapan bir tır şoförü, gördüklerini şöyle yorumluyordu: - Arkadaş, bak beni yanlış anlama! Ben İrancı mirancı değilim. Akşamları çilingir soframı kurar, demlenirim. Camiye bayramdan bayrama uğrarım. Ama bu Saddam'ın yaptığı iş değil. - Nasıyani? - Yani şöyle... Adamlar savaşta esir aldıkları İranlıları sokak sokak dolaştırıyorlar. Gelen geçen onların yüzüne tükürüyor. Çocuklar taş atıyor, tekme atıyor... Sakalından çeken mi ararsın, saçından asılan mı!.. Perişan halde dolaşıyorlar. Yalın ayak, başı kabak... Üstü başı dökülmüş İranlı esirlere yapmadıkları eziyet kalmıyor. - Eee? - E'si azizim, bu iş böyle gitmez! Savaşta esir aldığın adama esir muamelesi yaparsın benim bildiğim. Onuruyla oynamazsın. Eziyet etmeye hakkın yoktur. Hem onlar da din kardeşi hesapta. Öyle değil mi sayın abim? - Öyle. - Bana öyle geliyor ki bugün o esirleri yürüttükleri caddelere günün birinde bomba yağarsa hiç şaşmamak lazım. * * * Tırcı vatandaşımızın yorumu üzerinden çok geçmedi, Bağdat caddelerine Amerika'nın bombaları düşmeye başladı. Şoförümüzün anlayışına göre, insana zulüm yapılan topraklar abad olmaz. Bugün değilse yarın, cezasını bulur. Ve zulüm, sadece cadde ve sokaklarda sersefil dolaştırmak şeklinde olmaz. Bir tarafta sefalet varken, dizboyu yoksulluk yaşanırken, diğer tarafta gırtlağa kadar şatafata, lükse ve eğlenceye batan insanların vur patlasın çal oynasın makamından tepinmeleri de zulmün daniskasıdır, tamı tamına. Ayrıyeten, insanların haksız yere cezalandırılmaları ise apayrı bir zulümdür. Reha Abimiz olsa, tam burada ne derdi? "Alma mazlumun âhını, çıkar aheste aheste!.." Gümüşlü sayfa
Star, dün "Gümüş günü" ve "Gümüşsuyu" diyerek ilk sayfasını ikiye bölmüştü. Bir yanda basketboldaki gümüş madalya sevinci, bir yanda Gümüşsuyu Caddesi üzerinde patlayan bombanın üzüntüsü işlenmiş. 12 Dev Adam, Yugoslavya takımını yenseydi ve altın madalya alsaydı, bomba nerede batlayacaktı o zaman? Altınoluk'ta falan mı? İlgililerin dikkatine
Arkadaşımız İhsan Durdu, durdu durdu sonunda yazmaya başladı. Cumartesi günü bir yazısını okudum. "Koltuğum" başlıklı yazıydı. Muhtemelen, Kaşgar'ın gelecek sayısında yer alacak. Şimdiden, kaçırmamanızı tavsiye ederim. Özellikle "odunlar" ile ilgili bir bölüm var ki, okuyunca beğeneceğinize garanti verebilirim. Bu paket önemli
Tüsiad üyelerinin Ankara'ya çıkarma yapmaları, Taksim'de patlayan hain bir bomba yüzünden gündemin gerisine düştü. Oysa çok önemliydi oradaki talepler. Bombanın tesiri geçtikten sonra, Tüsiad'ın 'düşünceye özgürlük' paketini tekrar gözden geçirmek şart. Yoksa bitmez bu "gözünün üstünde kaşın var, altı aydan üç yıla kadar hapis; kaşının altında gözün var, bir yıldan beş yıla kadar hapis" hikayeleri. Canlı bomba
Taksim'de o kadar çok 'canlı bomba' var ki... Sonunda birisi patladı işte!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |