T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Arnavut sorunu ve Türkiye

Eski Yugoslavya'nın dağılma sürecinde sancısız biçimde bağımsızlığını kazanan ülkelerden biri de Makedonya idi. Her ne kadar diplomatik alanda Yunanistan'ın ambargosu ile karşılaştı ise de bağımsızlığını kazanmak için Bosna örneğinde olduğu gibi savaş, etnik temizlik gibi bir dramla karşılaşmadı. Yugoslavya dağılma aşamasına geldiğinde şu anda bağımsızlığına kavuşan federe cumhuriyetlerden sadece ikisi ayrılmaya karşı çıkmışlardı; bunlardan Aliya İzzetbegoviç'in başında bulunduğu Bosna Hersek diğeri ise Makedonya idi.

Çünkü her ikisi de etnik ve kültürel anlamda çoğulcu bir yapıya sahipti. Makedonya'nın yaklaşık yarısı Makedon olmayan Müslüman unsurlardan oluşuyordu.

Yaklaşık on yıllık bir gecikme ile Makedonya diğer cumhuriyetlerin başına gelen sancılı sürece girmiş gibi görünüyor. Demokratik yollarla haklarını alamayan Arnavutlar silaha sarılarak durumlarının düzeltilmesini istiyor. Çatışmalara ülkenin başkenti Üsküp'e 10 km.'den daha az bir mesafeye kadar gelmiş bulunuyor.

Arnavut ve Makedonlar'dan oluşan hükümet her an dağılabilir. Sivil halk arasında tırmanma eğilimi gösteren şiddet muhtemel bir iç savaşın habercisi olabilir. Şimdiden Kosova'ya sığınan Arnavut Müslümanlar'ın sayısı 30 bini aşmış durumda.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta Makedon milliyetçilerin sadece Arnavut unsurlara değil Türk, Çingene, Boşnak olmak üzere tüm Müslüman sivillere yönelik bir terör estirmeye başlamış olmasıdır. Kundaklanan tarihi camilerin sembolik anlamları düşünüldüğünde, Bosna'da sistematik biçimde Osmanlı ve İslam kültür varlığını katletmeye yönelik bir linç psikolojisinin hakimi olduğu söylenebilir. Ayrıca Makedon milliyetçilerinin Makedon kimliğinin merkezi olarak gördükleri Manastır'da provokasyon kokan eylemleri bahane ederek bu bölgede şiddeti yoğunlaştırmış olmaları gelişmelerin sadece Arnavut gerillaların askeri faaliyetlerine bir tepki olarak yorumlanamayacağını göstermektedir. Gelen haberler arasında devlete hakim olan Makedon güçlerin gizlice sivil Makedonlar'ı silahlandırıyor olması gelişmelerin hangi boyutlara gebe olduğunu göstermeye yetiyor.

Türkiye'nin tavrı

Yugoslavya'nın dağıldığı dönemdeki uluslararası dengeleri belirleyen parametrelerle bugünkü konjonktür arasında önemli farklılar oluştu. İlkin şunu tesbit etmekte yarar var, Balkanlar'da genel olarak bir Arnavut sorunu yaşanmaktadır. Kosova, Arnavutluk, Makedonya ve Yunanistan'a yayılmış bulunan Arnavutlar Kosova krizi sırasında Balkanlar'ın belli bir köşesine sıkıştırılmak istendi. Kosova'dan temizlenecek olan Arnavutlar'ın Makedonya'da tutunabilmeleri mümkün olamayacağı için sadece Arnavutluk'a hapsedilmiş etnik bir unsur haline getirilmek istendi. Bu plan başta Yunanistan olmak üzere Sırbistan ve Makedonya'nın da işine yarayan ve bazı Avrupa devletlerince de desteklenen bir operasyondu. Ancak Amerika'nın yeni Balkan stratejisi, gereği Bosna'dakine benzer biçimde uygulamaya imkan vermedi. Böylece Arnavutlar'ın Arnavutluk ve Türkiye'ye sürülerek Balkanlar'ın demografik ve siyasi yapısını değiştirmeye yönelik plan engellenmiş oldu. Makedonya'da ortaya çıkan durum sorunun Arnavutluk unsuru ile sınırlı olmadığı; diğer Müslüman unsurları da doğrudan ilgilendirmekte olduğunu ortaya çıkarmış bulunuyor. Ve bu durum başından itibaren de Türkiye'nin stratejik ve kültürel anlamda doğrudan ilgi alanına girmektedir.

Bölgedeki Arnavut, Türk ve diğer Müslüman unsurların aleyhine oluşacak bir gelişme doğrudan Türkiye'nin Balkanlar'daki varlığını etkileyecek boyuttadır. Bir yanda Osmanlı bakiyesi unsurlar tümüyle tasfiye edilmiş olacak diğer tarafta kaderini Türkiye ile bağımlı gören unsurların çekilmesiyle Türkiye Balkanlar'da fiilen edilgen bir çevre ülkesi haline gelecek demektir. Onun için gerek Bosna'da gerekse Kosova ve bugün Makedonya'da etnik temizliğin yanında Osmanlı kültür mirasına yönelik sistematik saldırılar bu çerçevede anlamlandırılabilir.

Makedonya'daki çatışmalar konusunda Türkiye'de gözden kaçan bir başka husus da Doğu Makedonya'daki Türk varlığının durumudur. Jeostratejik ve jeoekonomik olarak Makedonya'nın en önemli bölgesi olan Vardar Vadisi'nde yoğunlaşan çoğunluğu Müslüman Arnavutlar'dan oluşan bölgede varlığını sürdüren Türk unsurlar görece ekonomik ve sosyal olarak iyi bir durumdalar. Oysa Makedon nufusun yoğun olduğu Doğu Makedonya'da da önemli bir miktarda Türk nüfus yaşamaktadır. Ve bunlar ekonomik mahrumiyetle birlikte yoğun bir kültürel asimilasyona tâbi tutulmaktadırlar. Son saldırılardan bir kısmının burada ortaya çıkması tehlikeli bir gelişmedir.

On yıl öncesine göre Balkanlar'da çok daha aktif durumda olan Amerika'nın Balkan stratejisi ile Türkiye'nin Balkanlar'daki çıkarları daha çok örtüşmektedir. Türkiye, Balkan dengelerini kollarken bu örtüşmenin avantajlarını kullanabilirse uzun süre sessiz kaldığı bölgelerde kârlı çıkabilir.

Bir yanda Makedonya ile iyi ilişkilerin avantajını kullanırken NATO üyesi olarak bölgede asker bulundurmanın avantajıyla kaderini kendisine bağlamış nüfusun desteğine sahip olarak bölgede çok daha etkin olabilir. Yunanistan'ın Makedonya ile tarihi ihtilafına rağmen bölgede öne çıkması, Türkiye'nin dolduramadığı boşluğu iyi bir zamanlama ve diplomasi ile değerlendirilmesinden ibarettir.

Her ne pahasına olursa olsun Türkiye bölgedeki Osmanlı bakiyesi unsurların varlığının korunmasını garanti edecek bir strateji izlemek zorundadır. Aksi takdirde bölgeden varlığı silinen Müslüman unsurlarla birlikte Türkiye'nin Balkanlar'daki etkinliği sıfırlanmış olacaktır.


12 Haziran 2001
Salı
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED