|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yanılmadığımı sanıyorum; "Oyak" meselesini ilk kez İdris Küçükömer'den dinlemiştim. Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) 1969'daki Olağanüstü Kongresi'ndeydi. Küçükömer, yazdıklarına aşina olanların tahmin edeceği bir üslup ve içerikle artık epeydir kimsenin "ilgisini çekmeyen" bu meseleyi enine boyuna incelemişti. Düşünüyorum da, demek ki o yıllarda bugünün bazı "tabu" konuları basbayağı gözden geçirilebiliyormuş. "Nostalji yapacağımı" sanmayın; bugünün birçok tartışma konusunun da o günlerin "tabu" meseleleri arasında olduğunu tabii ki ben de biliyorum! TİP'in "o dönemi" başkaydı şüphesiz... Partinin Sovyet totalitarizminin peşine henüz takılmadığı o yıllarda TİP kongrelerinde "diyalektik materyalizm" dolayımıyla Heisenberg'in kuramı bile ciddi tartışmalara neden olurdu. Öğreti o zaman için de çok zengin değildi, ama "sol" ve "kültür" arasındaki köprünün kaçınılmazlığı o zaman çok daha fazla kabul görüyordu. Neyse... Geçen gün "Oyak Bank"ın bir reklamıyla karşılaşınca hatırladım bütün bunları. "Güçlü günlerin güçlü bankası/sizi pırıl pırıl bir geleceğe davet ediyor" diyordu reklamın temel çağrısı. Bu çağrının hemen altında da şu satırları okuyorduk: "Tertemiz geçmişi... Adını gururla taşıdığı kurumun* güvenilirliği ve gücü... Bankacılıktaki çağdaş vizyonuyla Oyak Bank, Türkiye'de yeni bir dönemin öncülüğünü yapmaya hazır." Evet, "Oyak Bank/Pırıl pırıl bir banka..." Dikkat ettiyseniz, "kurumun" sözcüğünün üzerine bir asteriks (bir yıldız) yerleştirilmiş. Her yıldız yerleştirildiğinde olduğu gibi, sayfanın altına da bu yıldızla söylenmek istenen şeyin açıklaması yapılmış: "Oyak Bank bir Ordu Yardımlaşma Kurumu kuruluşudur." Bu reklam doğru bir reklam... Gerçekten de her gün yenisiyle karşılaştığımız kamuoyu araştırmalarında "Türkiye'nin en güvenilir kurumu" olarak her zaman "Ordu" ile karşılaşmıyor muyuz? İşte, bu reklamın yaptığı da, kamuoyu araştırmalarının ortaya koyduğu bir hakikatin bankacılık sektörüne taşınmasından ibaret... Ben bu reklamla Milliyet'te karşılaşmış ve gazetenin aynı sayısında yer alan bir "Oyak Bank" haberine de ona iliştirmişim. İsterseniz şimdi de bu haberi gözden geçirelim: Bu haberden Oyak Bank'ın epeyce tereddütten sonra Sümerbank'ı almaya karar verdiğini öğreniyoruz. Habere göre, Oyak Bank Sümerbank için 100 milyon dolar teklif ediyormuş. Grubun bu parayı da üç yıl ödemesiz, toplam 10 yıla yayılan bir ödeme planı içinde karşılayacağı düşünülüyormuş. Oyak Bank'ın Sümerbank dışında Demirbank, Esbank ve Türkbank ile ilgilendiği yolunda bilgiler de var. Haberde bana ilginç gelen bir bilgi daha var. Sümerbank ile, Oyak Bank'ın yanısıra Polis Bakım ve Yardım Sandığı da ilgileniyormuş. Bu "Sandık" da atılım içindeymiş. Oyak'ın "AXA Oyak"ı olması gibi bu "Sandık"ın da elinde Ankara Sigorta ve Ankara Hayat Sigorta adlı şirketler varmış. Sandık Başkanı Feruh Özcan şöyle diyor: "Üyelerimizin hepsini bankaya ortak edip, sermayeyi tabana yaymak istiyoruz. İştiraklere talip değiliz, biz sadece banka için teklif vereceğiz." "Bankacılık" meselelerinden uzak olduğum için bu bilgiler beni epeyce şaşırttı. Anladığım kadarıyla görülen o ki, ülkenin iki silahlı gücü sigorta ve banka sektöründe ağırlıklı bir yere sahip olmak istiyor. Başka ülkelerde de bu olağan karşılanan bir durum mudur doğrusu bilmiyorum. (Ne kadar bilmesem de, "teorik" olarak bunun böyle olmaması gerektiğini düşünüyorum. Ama tamamen "teorik" olarak!) Bu manzara üzerinde biraz düşününce aklıma bazı sorular da takıldı. Sizinle bu soruları da paylaşmak isterim: Herşeyden önce, bu uygulamalarla ortaya "haksız rekabet"i teşvik edecek koşullar çıkmayacak mı? Ne bileyim, tam da Oyak Bank reklamında karşılaştığımız gibi, bu kurumlar kamuoyu araştırmalarının kendilerine tanıdığı "güvenilirlik" derecesini kullanarak bankacılık sektörünün diğer kuruluşları karşısında bir çırpıda avantajlı bir duruma gelmeyecekler mi? Haksız mıyım? Bu şekilde "dizayn" edilmiş bir bankalar "yelpazesi"nde siz paranızı (eğer öyle bir alışkanlığınız varsa) Oyak'ın ve Polis'in bankaları dururken gidip de bir başkasına yatırır mısınız? "Borsa" problemini de unutmamak gerekir. Bu bankaların borsada işlem gören hisselerinin ülkedeki gelişmelere göre değer kaybedip ya da kazanmasının önüne nasıl geçilecek? Mesela diyelim ki 28 Şubat benzeri bir gelişme oldu; bu durumda Oyak Bank'ın borsada işlem gören hisseleri otomatik olarak yükselmeyecek mi? Ya da diyelim ki bir "polis yürüyüşü" ile tekrar karşılaştık; bu gelişmenin Polis Bank'ın borsadaki hisselerini nasıl etkileyeceği acaba düşünüldü mü? Söylediğim gibi, "bankacılık" sektörüne uzak olduğum için, benim aklıma çoğunuzun belki de "naif" bulacağı bu tür sorular geliyor... Çok mu "naif"im dersiniz? Bir araştırayım bakalım, belki İdris Küçükömer'in "Bütün Eserleri" içinde bu Oyak bahsini de bulabilirim...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |