T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İran seçiminin düşündürdükleri

İran ve Türkiye aynı kaderi paylaşıyorlar; ikisi de dayatmaya dayalı bir toplum mühendisliği projesine muhatap. Fark şurada: İran'da uygulanmaya çalışılan toplum mühendisliği dînî içerikli, Türkiye'de uygulanan ise laik. Söz gelimi baş örtüsü orada din adına dayatılıyor, bizde laiklik adına yasaklanıyor. Her iki ülkede uygulanan proje halkın iradesine, ferdi tercihine yer vermiyor ve bu sebeple de halk desteğine sahip değil. İran'da dayatmacı toplum projesine karşı bir anlamda muhalefeti temsil eden Cumhurbaşkanı Hatemi, geçmiş dönemde çok somut bir başarı ortaya koymamasına rağmen son seçimlerde oylarını artırarak %77 halk desteğini arkasında topladı. Kamuoyu yoklamaları da Türkiye'de bütün çabalara rağmen "irtica"nın gerçek bir problem olarak halkın gündeminde hiç yer almadığını ortaya koyuyor. Bu projeyi hayata geçirme görevi verilen üç partili koalisyon, şimdilerde %20'lerden fazla bir desteğe sahip değil. Suni problemlere seyirci kalan parlemanto halkın külli bir isteksizliğine muhatap. %40'ları aşan bir çoğunluk hiçbirisi diyor.

Bütün bunlar şunu ortaya koyuyor: İnsanlar kendi tercihlerine yer vermeyen ve dayatmacı projeler içeren rejimlere destek vermiyor. İran gibi Şii geleneğin son derece kuvvetli olduğu ve uzun asırlar gaib imamın beklendiği bir ülkede bir anlamda bu imamın temsilcisi gibi görünen mollaların ve dini liderliğin İran toplumu üzerinde etkisinin azalması, Türkiye gibi 75 senedir laiklik konusunda sıkı bir oryantasyon eğitimi geçirmiş bir ülkede bazı dînî uygulamaların hâlâ baskıyla önlenmeye çalışılması bunun çarpıcı bir göstergesi.

Ancak İran'ın şanslı olduğu bir nokta da var. İslam'ın dayatmacı bir model içermediğini ve uygulanan modelin bizzat İslam'a aykırı olduğunu ileri süren ve genel olarak dînî çevreler içinde yer alan güçlü bir grup var. Yani mollalar rejimine muhalefet bizzat kendi içerisinden çıkıyor. Hatemi muhalif kanatta yer alan, ama İslamî değerlere bağlılığı da bilinen bir lider. Nitekim seçimi ikinci defa kazanmasının ardından bir taraftan demokrasi ve insan haklarını güçlendirme hedefine vurgu yaparken diğer taraftan İslam Devrimi'nin değerlerinin korunacağını söylemeyi de ihmal etmedi ve zannediyorum bunu söylerken samimiydi. Keza İran'ın aydınları arasında İslamî hassasiyeti olan, ancak dayatmacılığa karşı çıkan güçlü bir gurup var.

Aynı şeyi Türkiye için söylemek mümkün değil. Gerçi Türkiye'de de laik dayatmacılığa karşı bir muhalefet var. Ama bu muhalefet daha çok dînî hassasiyeti olan kesimden geliyor. Laik kanatta yer alan önemli bir kesim demokrasi mi laiklik mi bağlamında gerek sözleriyle gerekse davranışlarıyla laiklikten yana tavrını koydu. Öte yandan mevcut dayatmacılığı konjonktürel olarak dile getiren siyasi liderler çıkmıyor değil, çıkıyor ama bu ilkeli ve sürekli olmuyor. Bu anlamda Sayın Ahmet Necdet Sezer'in bile beslenen ümitleri boşa çıkarmakta olduğunu belirtmeliyiz. Hâlâ büyük saygınlığı olmakla birlikte Sayın Sezer gittikçe Özal öncesi cumhurbaşkanlarının konumuna dönüşmektedir. Böyle bir konumun veya şekli bir hukuka bağlılığın millete ümid vermesi mümkün değil.

Her iki ülkede de dayatmacılık bir gün sona erecek. Ama kabul edelim bu konuda İran bizden bir adım önde.


12 Haziran 2001
Salı
 
M.AKİF AYDIN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED