|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Fatih Altaylı, köşesinde her gün "Ne zaman adam oluruz?" diye soruyor ve tek cümleyle cevabını veriyor. Kimin umurunda? Ya da şöyle soralım: Kaç kişinin umurunda? Çoğunlukla okuyup geçiyor ve "Hıh!.." diyerek burun kıvırıyoruz. Bu "Hıh"ın bir de devamından gelen cümle var ki, yüksek sesle söylenmese bile, okuyanın içinden geçtiği yüz ifadesinden anlaşılıyor: "Nasıl, ne zaman adam olacağımızı Fatih Altaylı'dan mı öğreneceğiz?!." Ne şekilde anlaşılırmış diye itiraz yanlış olur şimdi. Diyelim ki demiryoluna yakın bir çay bahçesinde - mesela Marmara'da- oturuyorsunuz. Bulunduğunuz yerden demiryolunu ve geçen trenleri görmüyorsunuz ama, tren geçerken çıkardığı ses ve sarsıntı, vaziyeti açık ediyor. Aslında Altaylı o küçük kutucuk içinde o soruyu sormaktan vazgeçtiği zaman, adam olmuşuz demektir. Fakat gidişat şunu gösteriyor ki o sorudan kolay kolay vazgeçilecek gibi değil. Nasıl adam olalım ki?!. Hem niye?!. Geçen akşam geç vakit sigara almak gerekti. Kendi muhitimizden uzak bir yerde, yol üstündeki bakkallardan birine girdim. "Sigara yok abi." Eh olabilir deyip bir sonrakine yöneldik, cevap aynı. Üçüncü büfe, dördüncü market, beşinci bakkal... Hiç birinde yok. Böyle bir şey mümkün mü? Bütün satıcılarda aynı anda tükensin? Tezgahlar, raflar boşaltılmış. Anlaşıldı!.. Zam bekleniyor. "Tiryaki sigarasız kalmaz!" Yıllar önce defterime not ettiğim bu söz aklımda dolaşıyor, ben sağlı sollu bakkalları büfeleri, Tekel bayilerini. Tiryaki sigarasız kalmaz, çünkü devamlı yedeği vardır. Fakat sigarasız kalmadan da tiryaki olunmaz. Her "yok" cevabından sonra, sinir katsayısı yükseliyor. İnsan böyle bir durumda bir paket sigara için silah çekebilir! "Bu bir soygundur! Derhal bir paket sigara ver! Al şu da parası!.." Yahut böyle bir rezalete tahammül edemeyip, ülkeyi terketmeye de karar verebilir. Üçüncü bir şık da var tabii... Sigarayı bırakmak! Badem bıyıklı bakkal, sakallı marketçi, bira kokan top sakallı Tekel bayii, hepsi aynı numarayı çekiyor rahatlıkla. Üç kuruşluk fazla kazanca tamah ediyorlar. Sakal tipi, bıyık şekli, dünya görüşü, farketmiyor. Neyse ki sonuncu bakkal bu düşünceyi eritti. Zamlı fiyattan. Telefonla haber almış da zam miktarını...
Uykucu Ahmet Ağa
Otomobillerin, minibüslerin bugünkü kadar bol olmadığı zamanda, adam atına atlayıp ilçedeki pazara gidiyor. Günlerden Salı. Alacağını alıyor, satacağını satıyor, evine dönüyor. Epeyce yorulmuş. Atı ahıra bağladıktan sonra biraz dinlenmek için evine geçip uzanıyor. Karısı ve çocukları komşu köydeki düğüne gittiklerinden adam evde yalnız. Bir ara uyanıyor ki epey acıkmış. Tel dolapta bulduğu patlıcan kızartmasıyla karnını doyuruyor. Atın da acıkmış olabileceğini düşünüp ona da birşeyler verip yatıyor. Gece yarısı hararetle uyandığında hemen mutfağa koşuyor, suyunu içiyor, biraz peynir ekmek atıştırıyor. Atın kişnemesini duyunca ata da su veriyor ve tekrar yatıyor. Uykusunu almış bir şekilde uyanıyor. İyice dinlenmiş. Kalkıp giyiniyor. Kahveye doğru giderken, minareden sela verildiğini duyuyor. - Selamünaleyküm Hüseyin Ağa, kimmiş ölen? - Aleykümselam, Ahmet Ağa... Ölen falan yok. - Bu sela neyin nesi öyleyse? - Cuma selası. - Git işine ne 'Cuma'sı, bugün Çarşamba değil mi? - Değil. - Deme yahu! Ben kaç gündür uyuyorum o zaman? Üç-dört gündür yoksun, biz de seni köye düğüne gittin sanıyorduk. Sen kış uykusuna mı yatmıştın?
BEN YAZARA YAZAR DEMEM, YAZAR BAŞYAZAR OLMADIKÇA!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |