|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kalemşoru muhatap almam doğru olmaz da, acaba Aydın Doğan'ın kendisi kabili hitap mı diye çok düşündüm. İstanbul cemiyet hayatına ayak attığı ilk günden beri tanırım Doğan ailesini. Önceleri, Güngör Uras'ın sık kullandığı tâbirle "Saf ve bâkir bir Anadolu çocuğu idi" Aydın. Eşi Sema da, basma entarili, takunyalı, üzerine Gümüşhane'nin havası sinmiş, çekingen, az konuşan çok dinleyen bir kadıncağızdı. Ya ilkokul, ya da ortaokul mezunuydu. Bu yüzden haddini bilir, "Ali topu at, Ayşe sen tut"u aşan ve entelektüel birikim isteyen konulara girmezdi. Aydın da o günlerde egosunu bastırmayı başarmıştı; dönemin basın patronlarına, Kemal Ilıcak'a veyahut Erol Simavi'ye aşırı saygılıydı. Bakmayın bugünlerde "Kemal Ilıcak'a yardım ettim" diye gerinip dolaşmasına, o günlerde, büyüklerin çevresine pek sokulamazdı. Evimize davet ettiğimizde, çok sevinmişti. Ama bana ilk söylediği cümleyi hiç unutamam: "İnsan, sizin evi görünce komünist olur!" Bu sözler, onun karakter yapısını da sergiliyordu. "Allah, ağız tadıyla oturmayı nasip etsin" demek yerine, ilk aklına gelen, haseti çağrıştıran yukarıdaki kelimelerdi... Aydın–Sema çifti, zaman içinde rafine oldular; giyim kuşamları, ikramları değişti. Mamafih zaman zaman "kırmızı smokinli adamın" durumuna düşmediler değil. Ama çevre, bu aykırılığı görmezden geldi. Ne de olsa, paranın hâkim olduğu bir dünyada yaşıyorduk.
Bir vali Numan varmış. Van valisi. Sadrazam'a yağ çekmek için yazdığı mektubun altına şu imzayı atmış: "Hakipayeniz, def-i hacetiniz, Valiyi Van; Numan" Bizim Babıali'de de, cemiyette de, "Van valisi Numan" gibilerine rastlamak mümkün. Onların, sizi yükselttiği mertebede, "Küçük dağları ben yarattım" psikolojisine kapılmak da mümkün. Ama bizim gibiler, insanları doğru terazide tartar.
3'lü ittifak
Koca kâinatta bir nokta bile olmayan Aydın'ın şahsıyla neden ilgileneyim? Neden Meclis kürsüsünde onu hedef alayım? Meselemiz, Radyo Televizyon Kanunu idi. Ve bu kanunun Aydın'ın ısrarıyla gündeme geldiğini herkes biliyordu. Ortada bir ittifak vardı: 1) Aydın, kamu ihalesine girme hakkını kazanacak, iki ulusal televizyonunu meşrulaştıracak, her şeyden önemlisi, ihaleye fesat karıştırdığı ve resmi makamları aldattığı gerekçesiyle yargılanmaktan kurtulacaktı. 2) Derin devlet, televizyonlar üzerindeki denetimini, birtakım antidemokratik hükümlerle pekiştiriyordu. 3) Siyasetçiler de, ağır para cezalarıyla, basın yayın kuruluşlarını ve interneti tam bir suskunluğun içine itme imkânına kavuşuyordu. Özal döneminde "Yalan Yasası'na" karşı, cansiparane mücadele edenler, (patron + fikir emekçileri) çok daha ağır müeyyideler karşısında, bugün, susmayı tercih ediyor. Radyo Televizyon Yasası içine, sadece hakarete değil, yalan habere karşı da ağır para cezaları konuldu. Ceza yasasında, tarifi yapılmayan suçlar, yayın ilkeleri adı altında kanuna dahil edildi. Basın emekçileri, ittifaka boyun eğmek zorunda kaldı.
Milliyet'te sansür
Milliyet'teki son sansür olayını Medyakronik ortaya koydu. 7 Haziran'da Milliyet'te çıkan ve Tantan'ın kıyımını eleştiren, Hasan Cemal'in, Derya Sazak'ın, Melih Aşık'ın ve Meral Tamer'in yazıları, önce makaslandı. Anadolu baskısında, Yılmaz'ı tenkid eden cümleler yoktu. Sonra, ya RTÜK Yasası kabul edildiği için, ya da bu kritik aşamada, Doğan medya grubunun sansürcü yüzü ortaya çıkmasın diye, "kesilen cümleler" yeniden yayınlandı: Şehiriçi baskılarından sansür kalktı. Bu nasıl iş! Basın ahlâkı nerede? Gene Milliyet'in yazarlarından Meliha Okur'un, Berna Yılmaz'ın Sarıyer'deki ev satışına ilişkin haberi de Anadolu baskısında sansüre uğramış; sadece şehiriçi baskılarında yer almıştı.
Aydın'a sorular
Ertuğrul Özkök halâ "maskeli yayıncılıktan", "dinci basının şeffaflığa karşı koyuşundan" bahsedebiliyor. Bence şeffaflık için önce Aydın, şu soruları cevaplandırsın: 1) Ali Balkaner, niçin 17 Kasım 1997 tarihinden 21 Ocak 1998 tarihine kadar, Milliyet'in hisselerini % 715 oranında arttırdı? Bu gayret ile, Milliyet hisselerinin aynı tarihte, Born Holding'e satışı arasında bir irtibat yok muydu? Born Holding, Aydın Doğan'a ait bir aracı kurum. Neden, Milliyet hisselerini alıp ertesi gün Credit Agricole Lazard Financial Products Bank'a satıyor? Credit Agricole Lazard Financial Products Bank kime ait? Veyahut bu banka söz konusu hisseleri kimin adına alıyor? 2) Petrol Ofisi, özelleştirildi. Buna rağmen, acaba devletin kurumlarına akar yakıt satmaya devam ediyor mu? Meselâ Türkiye Deniz İşletmeleri'ne POAŞ kaç paralık akar yakıt sattı? Bu satış bir ihale sonucu mu gerçekleşti? 3) Yasağa rağmen promosyon yaptıkları için, medya kuruluşları trilyonlarca lira para cezasına çarptırıldı. Acaba Aydın, bu cezaları devlete ödedi mi? 4) Merter'deki yeşil sahaya, hangi ilişkilerini kullanarak, imar hakkı kazandırdı? Ve sonradan da burayı Migros'a sattı? Hani kendisini Taksim'de asacaktı, ne oldu? 5) Aydın, porno yayıncılıktan mahkûm edildi mi? 6) Sarıyer Adliyesi'ndeki manipülasyon dosyasından haberdar değil miydi? 7) "İnşaat izni yok" iddiasıyla İlksan aleyhine yayın yapıp, sonra, ilkokul öğretmenlerine ucuza konut inşa edilecek olan Seferusta Çiftliği'ni satın aldı mı? Hani inşaat izni yoktu?
Kemal Ilıcak'a iftira
Aydın, rahmetli olmuş Kemal Ilıcak'a da dil uzatıyor: "Haram para" vs, diyebiliyor. Gitsin, Kemal Ilıcak'ı, onunla beraber çalışan mesai arkadaşlarından, Rauf Tamer'den, Güneri Civaoğlu'ndan, Yavuz Donat'tan, Necmi Tanyolaç'tan, Taha Akyol'dan, yüzlerce isimsiz Babıâli emekçisinden dinlesin. Kemal Ilıcak, yıllarca beraberce çalıştığı arkadaşlarını, (Umur Talû, Yalçın Doğan, Şahin Alpay, Bedri Koraman, Zeynep Oral, Nilgün Cerrahoğlu, Zeynep Atikkan, Duygu Asena, Doğan Heper, Oya Berberoğlu) Aydın gibi habersizce kapıya koymadı. Gidip, mafya ile işbirliği tescilli bir Korkmaz Yiğit'e değerinin kat kat üzerinde (350 milyon dolar) gazetesini, içindeki yazarlarıyla birlikte –daha önce yalanlamasına rağmen- gizlice satma teşebbüsüne geçmedi. Kemal Ilıcak, Abdi İpekçi gibi mesleğin duayeni bir basın mensubunun cinayetiyle ilgili olarak, ifade vermeğe de davet edilmedi.
Babasından sonra oğluna...
Kemal Ilıcak, rekabetten kurtulmak amacıyla, müteşebbis bir gencin gazetesinin dağıtımını durdurmadı. Çünkü Ilıcak'ta hak ve adalet duygusu gelişmişti. Aksine Kemal Ilıcak, Gameda zamanında, diğer patronlar, Dinç Bilgin'in gazetesini dağıtmayalım, yeni bir rakibe fırsat vermeyelim, dedikleri zaman, buna karşı çıktı; direndi. Helâle hiçbir zaman haram karıştırmadı. Aydın, Mehmet Ali'yi birlikte çalıştığı Akşam ekibine bir soruversin. Bakalım nasıl anlatacaklar onu? Dağıtımı durdurarak, Babıâli'den sildiği Mehmet Ali Ilıcak, gazetesini, bina ve makinelerini, Alem radyosunu ve dergilerini, İkitelli'deki arsasını, hiç para almadan, hak ve mükellefiyetleriyle birlikte Mehmet Emin Karamehmet'e devretti. Kimseye borcu yok... Hakkındaki iddialardan da beraat etti. Aydın'ın aksine gayretlerine, Milliyet, Hürriyet, Posta, Gözcü gibi yayınların manşetlerini ve köşe yazılarını Mehmet Ali'nin yargısız infazına ayırmalarına rağmen, yargı, beraat kararı verdi.
Tef çalmak
Tef çalma meselesine gelelim. Bir kere de Cumhur Ersümer'e Meclis'te aynı şeyi söylemiştim. Yolsuzluk sebebiyle istifa mecburiyetinde kaldı Ersümer. Aynı şeyi Aydın'a da söylüyorum: "Sen de keşke sadece tef çalsaydın. Tek kusurun bu olsaydı." Ama, sen, tek bir basın emekçisinin dahi savunmadığı kanunu, şeffaflık adına savunduğunu söyleyebiliyorsun. Elâlemi kör ve sersem yerine koyuyorsun. İrtica ve dinci basın masalıyla, göz boyamağa çalışıyorsun. Hangi ülkede bir kişi, hem ulusal 2 televizyonun, hem gazetelerin, hem de bir bankanın sahibi. Aynı zamanda kamu ihalelerine giriyor. Tek bir örnek dahi veremiyorsun. Yalan Yasası karşısında, neden suskun kaldın; bari onu açıkla? Sana bir tef göndereceğim Aydın. Belki sadece tef çalarsın da şu millet biraz rahat eder.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |