|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye, siyasetinden ekonomisine (piyasalara), Fazilet Partisi'nin kapatılması davasında gelişmelere kilitlenmiş durumda. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, "ana muhalefet partisi" olabilecek bir "seçmen teveccühü"ne sahip bir partinin kapatılabileceği düşünülemez bile… Türkiye'de bunların olabilmesi, "nevi şahsına münhasır" (kendine özgü-unique) bir ülke olmasından ötürü. "Demokrasisi" de öyle. Bir tür "yarım hamilelik" hali. Yani; demokrasi deseniz, değil; demokrasi değil, deseniz; tam öyle de değil. Türkiye'deki "büyük mücadele" zaten bu zemin üzerinde cereyan ediyor. Tarafları, kabaca ikiyi ayırırsanız; biri Türkiye'yi bu "yarım" konumundan "tam"a çekmeye çalışıyor; "özgürlükçü demokratik" bir ülke olmasına gayret ediyor. Diğer "taraf", ya bu "yarım hali" devam ettirmeye veya idareyi "daha baskıcı" bir konuma yerleştirmeye uğraşıyor. İkincisinin kazandığı her mevzi, aynı zamanda "yolsuzluklar"a ve "hortumlamalar"a bir "devam garantisi" ya da en azından "üstünü örtmek" imkanı sağlayacaktır. Bu, bu kadar önemli ve çok boyutludur. Bu "büyük mücadele"de, kah taraflardan biri, kah diğeri ağır basıyor. Mücadele, heyecanlı bir film izlenirmişcesine sürüp gidiyor. Son günlerin demokrasi ve özgürlük özlemcileri açısından "tarihi kazancı", Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in RTÜK Yasası'nı veto etmesi oldu. Manzara o ki, RTÜK Yasası, bir daha iflah olmaz bir biçimde mezara gömülmüştür. Onunla birlikte, medyadaki tekelleşmeyi yasallaştırma hesapları, büyük medya patronlarının medya gücünü bir "haksız rekabet aracı" olarak kullanıp devlet ihalelerine girme ve kamu malını yağmalama hırsları, siyaseti istedikleri gibi dizayn edebilme projeleri, bir "ölümcül darbe" almıştır. Sezer'in vetosu bir anlamda "Türkiye'de Berlusconi modeli"ne vetoyu ifade ediyor… Çankaya'nın, gerekçeleri dikkatle okunduğu vakit, bir "hukuk devleti zihniyeti manifestosu" niteliğindeki vetosunun, anti-demokratik, tekelci kesimde şaşkınlığa ve bir "hezimet duygusu"na yol açtığı farkediliyor. Veto kararına kadar, amansız bir "kulis" ve "lobi" faaliyeti yapmış olan tekelci kalemler sus pus. Bir istisna, Hürriyet'in hem de Basın Konseyi Başkanı sıfatı taşıyan başyazarı. Dünkü başyazısında ürkek ve titrek bir uslupla, Cumhurbaşkanı'nı eleştiriyor ve vetonun televizyon sahipliğinde "maskeli patron" durumunu devam ettireceğinden dem vuruyor. Onun kastettiği, kendi deyimleriyle "dinci medya"nın patronlarının "gizli" kalacağı. "Şeffaflaşma"dan sözüm ona yanaydılar. Bu "maskeli patronlar" ve "şeffaflaşma" teranesini günlerdir işlediler, sonuç vermedi. "Başyazar"ın tekrar bunlardan ve hem de mahçup bir edayla söz etmesi, "yasak savma" kabilinden. Bir tür "yenilgi itirafı"… Ama konu bu noktada kapanacak gibi değil. Anti-demokratik tekelciler, RTÜK Yasası'nın geçeceğinden, -her zaman olduğu gibi- hükümet içindeki "müttefikleri"nin verdiği güvence sayesinde o kadar emindiler ki, RTÜK Yasası kampanyasını yürüttükleri sırada, bugüne kadar suç işlediklerine dair bir dizi "itiraf"da bulundular. RTÜK Yasası mezara gidince, bu "itiraflar"nın takibatı başlamak zorunda. Medyaya, "mesleki ve demokratik jandarmalık" yapan www.medyakronik.com ve www.dorduncukuvvetmedya.com gibi internet siteleri var. Bunlardan ikincisinde, Ahmet Tezcan, RTÜK Yasası'nın veto edilmesi üzerine "Takiyyeci Medya Hadi Çık Ortaya" başlıklı yazısında bakın neler yazıyor: "… Doğan Grubu'nun başı çektiği "bir kısım" medya, 3984 Sayılı Yasanın 29'uncu maddesini bilerek, isteyerek ihlal ettiklerini, dolayısıyla suç işlediklerini defalarca itiraf ettiler. Hatta daha da ileri giderek televizyon yayıncılığının ne kadar masraflı olduğunu, reklam gelirlerinin bu giderin ancak yarısını karşıladığını, diğer yarısını karşılayabilmek için de "kara para"ya kadar bin türlü yöntem kullanıldığını da açıkladılar. Doğrusu bu da diğeri kadar net bir itiraftı. Doğan Grubu; itiraflar.com sitesine bir hayli malzeme olacak itiraflarıyla başı çektiler. Hürriyet'te Ertuğrul Özkök, bu konıuda biraz da kantarın topuzunu kaçırdı, "kara para" konularına bile yaklaşmaktan çekinmedi. Bu rahatlık, RTÜK Tasarısı'nın mutlaka yasalaşacağına dair hükümet ortaklarından aldıkları teminat sayesinde olabilir. Gerçekten de, tasarının yasalaşacağına o kadar kesin gözle bakıyor olmalılar ki, televizyon hisselerinin hileli olduğunu, gerçek sahiplerinin perde arkasına gizlendiğini, Aydın Doğan'ın da bu gizli patronlardan biri olduğunu açıkça yazabildiler. … RTÜK Başkanı Nuri Kayış; medya patronlarının tarafından 3984 sayılı yasanın 29'ncu Maddesi'nin ihlal edildiğini bir kaç defa Maliye Bakanlığı'na yazılı olarak bildirerek suç duyurusunda bulunduklarını, ancak bugüne kadar hiç bir şey yapılmadığını söylüyor. Yani RTÜK bu konuda yapması gerekeni yapmış, devleti hileli durumdan haberdar etmiş ve gereğinin yapılmasını istemiş. … Koalisyon hükümeti; şimdi bu ayıbının ve medya patronlarıyla giriştiği suç ortaklığının kefaretini ödemek; televizyon kuruluşlarındaki hileli hisse sahiplerinin üzerine gitmek zorundadır." Bu hükümetin bu yola girmesi beklenemez. Ancak, tıpkı "Mavi Akım" ve "banka hortumlanması"nın hükümetten bağımsız takibi gibi, bu yola girilmesi de kaçınılmaz. Önümüzdeki dönem nice "sürprizler"le dolu. Besbelli…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |