|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Siyasi hayatımıza yeni bir kavram girdi: KURULLAR DEMOKRASİSİ! Son yıllarda ekonomi ve toplum hayatının faklı sektörlerinde en yüksek seviyede yetkili pek çok kurul oluşturuldu. İlk anda hatırlanacak olanlar şunlar: Bankacılık Denetim ve Düzenleme Kurulu; Radyo ve Televizyon Üst Kurulu; Enerji Kurulu; Telekomünikasyon Kurulu; Yüksek Öğretim Kurulu... İlk bakışta belli alanlarda kurulların oluşturulması, geniş yetkilerle donatılması ve bunların siyasetten arındırılması olumlu bir gelişme gibi görülebilir. Oysa ki gerçek durum hiç de böyle değildir. Temelde son yıllarda iyice su yüzüne çıkan siyasetin marjinalleştirilmesi, alanının daraltılması ve toptan siyasetsizleştirme senaryosunu yatmaktadır. Tabii ki durum bu olunca da toplumun yönetiminde siyasetten özerk kurulların öne geçirilmesi demokratikleşme uğraşısı içerisinde olan Türkiye için ciddi bir sorun olarak önümüze geçmektedir.
Bürokrasi – Siyaset rekabeti...
Türkiye'nin uzun denebilecek bir demokratikleşme tarihi var. Ta 1800'lerini başından bu yana yaşanan gelişmeler temelde demokratik kurumları tesis etme çabalarına yönelik olmuştur. Bu zaman içerisinde kaydedilen gelişmeler bizleri tatmin etmiyorsa da küçümsenecek gibi değil elbette. Genel olarak ne ekonomiyi ne de siyaseti istediğimiz seviyeye getirebilmiş değiliz. Hele başkalarıyla kendimizi kıyasladığımızda nasıl bir başarısızlıkla yüz yüze olduğumuz daha bir net şekilde ortaya çıkıyor. Bunda pek çok faktörün rolü olduğu kesin. Burada bunları tartışmak istemiyoruz. Ama bir şeye dikkat çekmek elzemdir. Çok partili döneme geçtiğimizden bu yana yaşanan dört ayrı darbenin bu başarısızlıkta rolü çok büyük olmuştur. Bu darbelerin arkasından yeniden düzenlenen devlet yapısında hep siyaset, yani vatandaşın oylarıyla oluşturulan temsil kurumları ve bu kurumların ülke yönetimindeki etkinliği giderek daraltılmış buna karşılık vatandaşla temsil ilişkisi içerisinde olmayan bürokrasinin rolü kontrol edilemez şekilde genişletilmiştir. Siyaset-bürokrasi ilişkisine bakıldığımda Türkiye'de dinamizmin temel kutuplarında bu iki yapının olduğu anlaşılır. İlginçtir tüm toplumsal ve siyasal mücadeleler bu iki yapı arasında seyretmiştir. Kazanansa devamlı bürokrasi olmuştur. Bu şu demektir bürokrasinin alanının genişlemesi ve etkinliğinin artması demokratikleşmeyi daraltmaktadır. İşte bu iki yapı arasındaki ilişkilerin son şekli yukarıda belirtilen kurulların oluşturulmasında ortaya çıkmaktadır.
Özerk kurulların mahzuru ne?
Şu söylenebilir: Özerk kurulların oluşturulmasının ne mahzuru var? Siyasetten arındırılmış, rasyonel ilkelere göre işleyen özerk kurullar ülkenin biraz daha ileriye gitmesinde daha etkin olamaz mı? Aslında bu sorunun arkasında şöyle bir refleks yatıyor: Siyaset her alandan dışlanmalı, hiçbir şey siyasetle ilişkili olmamalıdır. Çünkü siyaset doğası gereği kötüdür! İlkesizdir! Siyasetin kendi içerisinde sorunları ve olumsuzlukları olduğu elbette doğdurur. Ama ekonomiyi ve toplumsal hayatla ilişkili düzenlemeleri siyasetten uzaklaştırdığınızda orada asla demokrasiyi kurma, işletme ve doğru dürüst bir hukuk devletini gerçekleştirme imkanı yoktur. Buradaki sorun kurullarda değil, kurulların teşkil biçiminde ve bunların siyasetten bağımsızlaştırılmasındadır. Demokratik ülkelerin pek çoğunda benzer kurullar var. Ama bunların teşkilinde siyasetin dışlandığı, siyasetten bağımsızlaştırıldığı hiçbir ülke yoktur. Sadece bir örnek ne dediğimizi anlatmaya yeter sanırım. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)'nun teşkilinde Meclis yetkilidir. Üyeler hükümet ve muhalefet partilerinin önerilerine göre atanmaktadır. Bunun dışında hiçbir kurul üyelerinin atanmasında siyasetin yani Meclisin, temsil kurumlarının yetkisi bulunmamaktadır. Sayın Cumhurbaşkanının veto ettiği RTÜK yasasında Meclisin tekelinde olan bu yapı bile değiştirilerek bürokrasiye bırakılmıştır. Bir ülke düşününüz ki Yükseköğretim Kurulu'nun, Anayasa Mahkemesinin ve diğer kurulların üyelerinin atanmasında siyasetin, Meclisin ve temsil kurumlarının hiçbir rolü bulunmamaktadır. Böyle bir ülkede halkın iradesinin üstünlüğü olabilir mi? İşte sorun burada! 1982 anayasasıyla hep şu söylenirdi; siyasetin elinde sadece ekonomi bırakıldı, bunun dışındaki tüm konular başta MGK olmak üzere başka yüksek kurullara verildi. Şimdi son teşkil edilen kurullarla siyasetin elinden ekonomi de alınmıştır. Siyasetçiler bunun farkına varmadıkça ne kendi saygınlıklarını arttırabilir ne de ülkenin demokratikleşmesine bir katkı sağlayabilirler. Bu yeni durum KURULLAR DEMOKRASİSİ değil ancak siyasetin tasfiye edildiği bir YÖNETİM OLİGARŞİSİ olabilir!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |