T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
FP dâvâsına 'siyasî çözüm'

Önceki gün, bir vesileyle gittiğim Ankara Adliyesi'nde sıramı beklerken, tanıyan bir hanımefendi, kendisinin odağında bulunduğu bir 'geciken adalet' öyküsü anlattı. Annesi, altı yıl kadar önce belden aşağısını felçli bırakan bir kaza geçirmiş; kazayı yapan şoförle ilgili dâvâ o gün bugündür devam etmekteymiş... Konuşmadan çıkardığım, kazanın adlî tâkibinin, mağdur ve yakınları üzerinde, en az kazanın kendisi kadar büyük tahribat yaptığıydı. "Geciken adalet gerçekten adalet değilmiş" dedi o hanımefendi.

Türk toplumu, benzer bir 'geciken adalet' öyküsünü Fazilet Partisi'nin (FP) kapatılma dâvâsında yaşıyor. FP'ye karşı açılan dâvâ, bu partinin 'rejim karşıtı bir odak' haline dönüştüğü veya 'kapatılan bir partinin devamı olduğu' iddialarına açıklık kazandırmayı amaçlıyor. Partilerle ilgili dâvâları üstlenen Anayasa Mahkemesi, eldeki bilgi ve belgelere bakarak, iddiaları yerinde bulup bulmadığına karar verecek. Dâvânın prosedürü zaten uzun, Anayasa Mahkemesi üyeleri de yolu kısaltmak için fazla bir çaba göstermiyorlar. Ülkenin ana muhalefet partisi, iki yılı aşkın bir süredir, kapatılma tehdidi altında.

Her an kapatılabilecek bir partiden normal fonskiyonlarını yerine getirmesini beklemek imkânsız; nitekim FP de, hepimiz görüyoruz, bir ana muhalefet partisinden beklenen cevvâliyeti çoktandır gösteremiyor. Gerçi, anayasaya aykırı olduğuna inandığı yasaların iptali için çalışıyor, ama o kadar... 1995 öncesinin 40 üyeli RP'sinden âşinâ olduğumuz Meclis'i sallayan o etkin muhalefetin izi bile yok...

Dahası, kapatılma tehdidi, parti içinde bir kendini sorgulama süreci başlattı ve bu da partilileri birbirine bağlayan tutkalı gevşetti. Kapatma dâvâsının uzaması, yollarını ayırmaya çoktan karar vermiş insanların zoraki birarada durmalarına yol açıyor. Bu da, siyasi hayatı tuhaf biçimde kilitleyen bir etkiye sahip. İçin için kaynayan, her an kapatılabilecek gergin bir ana muhalefet partisi FP; FP'nin bu özel durumundan kaynaklanan tutukluk, hep doğru kararlar alınmasını gerektiren kriz ortamında yanlışlara çanak tutuyor.

Böyle ortamları kendi küçük hesapları için kullanmakta beis görmeyen 'kurnaz politikacı' tipleri hep vardır; FP, epeydir o tiplerin tasallutuna mâruz. Bazen el altından, bazen de açıkça yürütülen girişimlerde, FP, ucu kendisine de dokunan pazarlıklara taraf haline getiriliyor. Parti kapatma dâvâsının hukukî olmaktan çok siyasî iradeyi yansıtacağı inancı, konuyu pazarlık edilebilir gibi yansıtmaya yarıyor. Hükümetin pazarlık ustaları, kural olarak bağımsız yargının en üst örneği sayılan, kararlarının temyizi bulunmayan Anayasa Mahkemesi orada dururken, FP ile yan pazarlıklar yürütebiliyorlar...

Bu sorunun temelinde, siyasî kaygılarla parti kapatmanın yanlışlığı yatıyor elbette. Demokratik ülkeler, demokrasinin sınırını 'şiddet' ile çizmiş durumdalar; şiddete bulaşmayan, yandaşlarına şiddet tavsiye etmeyen partiler, hangi siyasi akımı temsil ederlerse etsinler, kapatılma tehdidine muhatap olmuyorlar Batı'da... Demokrasi, bu sayede, oralarda, özgür partilerin sağladığı denge üzerinde duruyor. FP'nin (hatta bunu RP dâvâsına da teşmil edebiliriz) kapatılma tehdidi altında düştüğünden beri siyasette fark edilen kilitlenmenin benzerine Batı'da rastlamak mümkün değil.

Anayasa Mahkemesi'nin, şu aşamada, parti kapatmayı güçleştirmeyi amaçlayan anayasa değişikliği hazırlığı sebebiyle çalışmalarını ertelemesi düşünülemezdi; nitekim ertelemeyeceği anlaşıldı. Ancak, iktidarın, bunun mümkün olabileceği görüntüsünden çıkar elde etmenin peşine düşebildiğini hep birlikte gördük. Keşke, imkân olsa da, Anayasa Mahkemesi, dâvâyı bütünüyle reddedecek bir demokratik tavır alabilse. Yakın temas halinde bulunduğu Batı ülkelerindeki benzer kurumlar ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, FP konusunda karar vermeye hazırlanan Anayasa Mahkemesi'ne böyle bir çıkış için yeterinden fazla destek sağlayabilir...

Altı yıl önceki trafik kazasının defterini kapatamayan yargı mekanizması, en fazla bir ailenin hayatını altüst edebiliyor; ancak önce RP ardından FP için başlatılan kapatma süreci bütün toplumun dengelerini derinden sarsıyor... Anayasa Mahkemesi kendisini sistemi sarsan bir yanlışlığa âlet etmemelidir.

Mâdem bazıları FP dâvâsına 'siyaset' gözlüğüyle yaklaşıyorlar, aynı gözlük Anayasa Mahkemesi'ne daha iyi yakışır... Yeter ki, ellerindeki dâvâya, Türkiye'yi küçük düşürmeyecek, yeni tazminatların söz konusu olmayacağı, kabul edilebilir bir uzaklıktan bakabilsinler...


21 Haziran 2001
Perşembe
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED