|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hürriyet'in geçen günkü manşetinde kullanılan 'argo' yakıştırma, okuyanların dikkatini çekmiş olmalı. Başlık: "Demek ki acıtıyormuş" şeklindeydi. Haber, İtalya'da Kuzey'in ayrılıkçı lideri Umberto Bossi'nin fotografı ile birlikte verilmişti. 'Acıtan' her neyse, sanki ayrılıkçı lider Umberto Bossi'yi 'acıtıyormuş' izlenimi verilmek istenmişti. Sonra haberin spotunu ve girişini okuyunca, Bossi'nin, yaptığı bir konuşma ile başkalarını 'acıttığı' ortaya çıkıyordu. Bossi, bir toplantıda, İtalya'dan ayrılmasını öngördüğü zengin Kuzey bölgelerinde kurulması için mücadele ettiği ve Padania adını verdiği muhtemel cumhuriyet adına 'and 'içmişti. Bunun üzerine eski Komünistler ve bazı sol partiler Bossi'yi eleştirmişlerdi. Eleştirirken de güya, "ülkenin bütünlüğü elden gidiyor" diye feryat etmişlerdi. Bunun üzerine gazete de onlara 'hakettikleri' lafı, başlığına taşımıştı. Bunu kimin adına yapmıştı? Bu hırs, bu kin nereden geliyordu? Bu tavır neyin göstergesiydi? Haberin hem yazılış tarzı hem de veriliş şekli, başka anlamlar çağrıştırmaya yönelikti. Haber ve başlık – başlık haberin içinde bulunmuyor- herşeyden önce demokrasi karşıtı, yasakçı ve ihbarcı bir zihniyetin dışavurumu olarak ortaya çıkıyordu. Ve Türkiye'de esas sorunun, yasakçı devlet mantığı ile içiçe geçmiş demokrasi karşıtı büyük medya olduğu gerçeğini ortaya çıkartması açısından çok öğreticiydi. Yasakçılık, farklılıkların reddi, militarizm arası kaba bir çağdışı anlayışın, bu medya kuruluşlarının yazıişlerinde hakim olduğunu en güzel böyle bir haber anlatabilirdi. Neyse ki bu tür bir yayıncılığa bugün kimse gazetecilik demiyor. Şimdi yapılan kışkırtıcılığa ve verilmek istenen mesajlara ve tabii meselenin gerçek dışı yanlarına bir göz atalım: Haber, Kuzey Birliği lideri Bossi'nin, "Padania Cumhuriyeti adına and içerim" yeminini sanki İtalyan Parlamentosu'nda yapmış gibi bir havada verilmiş. Daha sonraki paragraflarda bu lafların, Cumhurbaşkanı Ciampi'nin de katıldığı ayrılıkçı Kuzey Birliği Partisi'nin Pontida'da düzenlediği açık hava kongresi sırasında yaptığı konuşmada sarf ettiği anlaşılıyor. Böylece Cumhurbaşkanı'nın da bu bölücü partinin toplantısına katıldığını öğrenmiş oluyoruz!.. Meclis'te yaptığı izlenimi verilerek, Leyla Zana'nın TBMM'de milletvekili yeminini Kürtçe okumak istemesi olayına gönderme yapılıyor. Her iki olayın da aslında bölücülük olduğu ifade edilmek isteniyor. Böylece bir yandan, Leyla Zana'nın Kürtçe yemin girişimi sonrası yapılan ve başını Hürriyet'in çektiği kışkırtıcı ve ihbarcı yayın benzeri bir yaklaşımla, İtalya'daki olmayan DGM'lere (!) kimsenin dikkate almayacağı bir ihbar mesajı gönderiliyor. Bossi için neredeyse, "Aman dikkat bu adam İtalya'yı bölmek istiyor" deniliyor. Öte yandan da İtalyan solunun, Leyla Zana olayına yaklaşımına ve Öcalan'ın İtalya'ya gidişi sırasında takındığı tavra bu vesile ile veryansın ediliyor. Bossi'ye gelince… Haberde de belirtildiği gibi o, yıllardır bu 'bölücü' faaliyetine devam ediyor. İflah olmaz bir bölücü o… İtalya'da partiler, kamuoyu, sivil toplum örgütleri ve medya bu tartışmayı çoktan bitirdi. Düşünce olarak bölünmeyi savunmanın demokratik bir hak olduğuna çoktan karar verdi. Ama Türkiye'de, bazı odaklarla senkronize olmuş ve bu sayede gazeteleri yöneten kafalar, hâlâ böyle bir 'düşünceyi ifade özgürlüğünün' olmaması gerektiğine inanıyor. Haberin veriliş tarzı öyle. Sonra Bossi zaten yeni koalisyonun ortağı olarak hükümette bulunuyor. Yani bir bakan… Buna rağmen Kuzey'in bağımsızlığını savunabiliyorsa oradaki demokrasiyi bu toleransından ötürü ancak alkışlamak gerekir… Bu görüşlere karşı çıkmak ve eleştirmek de kuşkusuz başkalarının hakkıdır. Nitekim eleştiriliyor. Ama İtalya ayağa falan kalkmış değil. Böyle bir demokratik anlayışa sahip partilerin Leyla Zana olayını anlamasını, Kürt milletvekillerinin Meclis basılarak yaka paça gözaltına alınmasını, düzmece gerekçelerle partilerin kapatılmasını kabul etmesi beklenebilir mi? İtalyan sol partilerinin, "Vatan elden gidiyor" demeleri neyi değiştirir? Oralarda bazı partiler böyle söylüyor diye, polis parlamentoyu basıp Bossi ve arkadaşlarını yaka paça gözaltına alabilir mi? Yoksa Hürriyet İtalya'da da bunu mu istiyor? Ayrıca, onların Zana olayına karşı çıkmaları, Öcalan'a şu ya da bu nedenle siyasi sığınma hakkı verilmesini istemeleri ile Kuzey Birliği liderinin görüşlerine karşı çıkmaları arasında nasıl bir ilinti kurulabilir? Hürriyet bu haberle, bir yandan haksız yere hapse mahkum olan ve hâlâ da yatmakta olan Leyla Zana ve diğer DEP'li milletvekillerine yönelik o zamandan kalma kindar tavrını sürdürüyor. (Olayın baş aktörlerinden eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş bile bu olayın nasıl tertiplendiğini anlatıyorken) Bir yandan bu olayda Zana'yı destekleyen İtalyan sol partilerine kızıyor. Öte yandan onların, Umberto Bossi'nin 'bölücü' sloganlarını eleştirmelerinden yola çıkıp, " Demek ki acıtıyormuş" diyebiliyor. Kimsenin aslında bu tartışmalardan bir yerlerinin acıdığı falan yok da, biz, demokrasi düşüncesi bu insanları niçin bu kadar 'acıtıyor' bir anlayabilsek…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |