T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Yağmuru durduran adam

Ufak-ufak "Kırkpınar ısınmaları" başlıyor diye düşünürken geçen cuma, Çorlu'da "yağlı güreş kazanına" girdik. Güreşlerin Ağası Levent Diktaş ve grubuyla Belediye Başkanı Dr. Rauf Çetiner'i makamında ziyaret ettikten sonra hep birlikte Atatürk anıtına giderek çelenk koyduk. Oradan er meydanına ulaştığımızda yer-gök adeta kudurmuştu, bir bora bir fırtına ki sormayın gitsin! Ağa Levent Diktaş'ın kardeşi Mehmet Diktaş, birara kapışmaların iptalini dahi düşündü ama güreşleri Çorlu Belediyesi'yle anlaşarak tam 8.5 milyar liraya bağlayan "Pehlivan Cambazı" Süleyman Kaplan: "Çantaya giren para bir daha dışarı çıkmaz, şimdi ben yağmuru durdururum" dedi ve dediğini de yaptı, nasıl yaptıysa!

Kuyubaşı denen yörede yüzlerce güreşçi Er Meydanı'na çıktı, her taraf yağmur-çamur, Mehmet Diktaş, Çorlusporlu Taraftarlar Derneği Başkanı Cengo'nun mağazasından bir takım keten elbise satın almış ki, üstünde pek fiyakalı duruyordu ama, kendisine sarılıp da bırakmayan pehlivanlarla zurnacıların ve de pehlivanların hışmına uğradı dememiz gerek, elbisesi bir anda çadır bezine döndü!

Bu güreş başka birşey! Bu ülkede yaşayanların genlerine işlemiş. Günlerden cuma ve işbaşı gerektiren bir hadise olmasına rağmen binlerce meraklı Er Meydanı'nın çevresini doldurmuştu. Ufak-ufak kapışmalar başladı, Şeytana bile pabucunu ters giydiren Süleyman Kaplan, sözünde durmuş, nasıl durmuşsa yağmuru bile durdurmuştu. Organizatör olduğundan meydanın çevresinde sürekli tur atan, Versace marka kravatlı Süleyman, birara Mehmet Diktaş'ın yanına gelerek: "Tam bir milyar lira hakem parası ödeyeceğim" dedi. Söylediği rakam doğruydu, bir o kadar da pehlivanlara verdi, kalanını kuzu postundan yapılma hanoragının iç cebine koyup gözden kayboldu. Bu ülkede yıllar yılı yağlı güreş yapanlar, çeşme, yol, okul, hatta hastane inşaası için Er Meydanları'nda kol bağladılar. Yağlı güreşçilerimiz adım-adım Türkiyemizi imar ettiler ama birkaç yıl önce başgösteren bozuk düzenden sonra belediyelerin atalardan emanet bu güreşleri düzenleyip de çeşme, yol, okul ve hastane için bir miktar para toplamaları artık imkansız! Yağmuru bile durduran adam Süleyman Kaplan, bir-iki şurekasıyla malı götürüyor. Bu işte bütün suç elbette O'nda değil, Belediyeler bir güreş turnuvası için neden organizatörlere gerek duyuyorlar anlamıyorum! Haa sonra Süleyman'a sorulacak olursa "zarar" etmiş oluyor ki, işadamları daima "Yuvarlanıp geçiniyoruz" ya da "Yaradan bu günleri aratmasın" diyerek asla ve asla kârlı bir iş yapmakta olduklarını söylemezler. Para kazanmanın galiba kuralı da bu! Çorlu Güreşleri'nde Ahmet Taşçı, Kadir Ergin, Nail Kurt ve Ahmet Yavuz'un aralarından sıyrılarak birincilik kürsüsüne çıktı. Er Meydanı'ndan ayrılırken bu güreşlerin düzenlenmesinden en çok Süleyman Kaplan'ın memnun olduğunu düşünmeden yapamadık ki, doğrusu da buydu! Her ufak-ufak kapışmanın patronu O'ydu!..

Cuma günü güreş

Müsabakalar bittikten sonra sayıları elliye varan grupla Marmara Ereğlisi'ndeki lokantalardan birine yemeğe gidildi. Ahmet Taşçı ve arkadaşları da davetliydiler. Meşhur Kavasoğlu İbrahim Pehlivan'ın torununun torunu ve 1999 Kırkpınar Ağası Ayhan Sezer, evsahibi Mehmet Diktaş'a dönerek "Cuma günü de güreş mi olur?" dedi.

Mehmet Diktaş'ın cevabı pek anlamlıydı: "Ben, 22 Haziran 1960 tarihinde doğmuşum, bu yılki doğum günün pazartesiye rastlasaydı, güreşler pazartesi günü olacaktı." Böylece herkes Mehmet Diktaş'ın doğum günü kutlamaları içinde olduğunu anladı.

Ayhan Sezer, bu kadim dostuna nasıl bir doğum günü armağanı verdi göremedim ama, böylesine anlamlı bir günde birarada olmaları onlar için en değerli armağanlardan daha değerliydi.

Levent Diktaş

Kırkpınar öncesi düzenlenen en önemli yağlı güreşlerden biri Çorlu Güreşleri'ydi. Ağa Levent Diktaş'la adeta göl haline gelen bir bölümde oturuyorduk, ikide bir bana dönerek: Abi, şuna bir yumruk (bu arada isim veriyordu) atayım mı? "Şunun kolunu-bacağını kırayım mı?" diye mızmızlanıyor, ben de gerçekten yapacağını sanarak O'nu teselli ediyordum. Sonradan bana "Siz, şakanın kitabını yazdınız, Elense-Kafakol, Nostaljik Pehlivan Fıkraları kitabınızı okuduğum için bu konuşmaları yaptım, sonra Ağa, Er Meydanı'nın hakimi değil mi? İstediğini yapamaz mı?" diyerek gerçek yüzünü ortaya koydu. Doğrusu omuz vurarak her söylediğini yapacak sanıyor ve O'nun hesabına üzülüyordum, meğer mızmızlanmaları latifeden ibaretmiş!

19 milyon

Okullar kapandı, tam 19 milyon genç sokaklarda. Türkiye-mizdeki bütün belediyeler halkın hizmetinde olabilselerdi, sorun yoktu. Her beldede yüzme havuzu, tenis kortu, futbol sahası bulunmalı. Halka hizmet böyle olur. Yılda sadece 165 gün okuyan, 200 gün boş gezen yarının büyüklerinin dramına sağır kalmamalı. Çifte tedrisatlı okullara devam eden gençlerin durumları ise daha yürek yakıcı.


27 Haziran 2001
Çarşamba
 
ALİ GÜMÜŞ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED