T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Utanmaları yok ama galiba haklılar!..

Aslında "bu adamlar" haklı galiba..

İyi oldu Fazilet'in de kapatılması..

Nazlı Ilıcak'ın kapatılması yeter mi? O'nu, vatandaşlıktan da çıkarmalıydılar..

"Bu adamlar" ülkeyi "yoldaşlar"ı ile birlikte, ne güzel idare ediyorlardı..

Yurdu demir-ağlarla ördüler "kendi kendilerine" oldukları zaman.. Fazilet olmasaydı, Ankara-İstanbul hızlı trenini bile yapacaklardı..

Nazlı Ilıcak olmasaydı, enflasyon böyle yüksek ve hayat düzeyi böylesine alçak olur muydu?

Aslında bu entel-liboşlar ve Avrupa falan da, iyice ileri gidiyor..

İnsan öncelikle, ekmek yediği kapıya nankörlük etmez..

Patronun biri banka boşaltmış, öbürü 40 yıllık gazetecileri kapı önüne koymuş..

Böyle şeylere kafa takılır mı hiç?

Ne demekmiş insan hak ve özgürlükleri?

Burası Amerika mı, İngiltere mi?

Biz, bu devleti kurmak için, İngilizlerle, Fransızlarla savaşmadık mı?

Şimdi onlara mı benzeyeceğiz yani?

Biz bize benzeriz..

Biz hiç bir sorunu çözmeyiz..

Bütün sorunları biriktiririz..

Krizlerin üzerinde, istersek rüzgar sörfü yaparız..

Kimse de bize karışamaz..

Ne olmuş yani Güneydoğu'ya bir çözüm bulamadıysak ve Kıbrıs'ı askıya aldıysak..

Bizim milli sporumuz yağlı güreş değil mi?

Çekersin el-enseyi ve üç gün üç gece, öyle sallanıp durursun rakibinle..

Yok efendim "zaman hızlanmış", yok efendim "değişim şiddetlenmiş."

Haritalar değişiyormuş..

Bize ne yahu!.

Ankara'ya vız gelir böyle şeyler..

Parti kapatmak ne ki?.. Gerekirse, parlamentoyu da kapatırız biz..

Nazlı Ilıcak, yasaklandığına şükretsin..

Leyla Zana hâlâ hapiste..

Biz 20'nci yüzyılın ikinci yarısında, hem NATO'nun, hem Avrupa Konseyi'nin, hem OECD'nin üyesiyken, bir başbakanla iki bakanı idam etmeyi bile göze aldık..

Bizim jeo-stratejik önemimiz var..

"İçeride" istediğimizi yaparız biz..

İstersek ekonomiyi iflas ettiririz, istersek bankaları boşaltırız, istersek parayı pul ederiz..

İstersek, başını açmayanların saçlarını da sıfır numara tıraş ederiz..

Peruk taksınlar efendim..

Mecbur kalınca, biz de hep maske takmıyor muyuz?

Basın özgürlüğüymüş, medyanın bağımsızlığıymış..

Hadi canım sen de..

Böyle saçma şeylerle uğraşacak vaktimiz yok..

Bu demokrasi de, demokrasi isteyenler de, haymatlos zaten..

Bunlar Türk falan değil, resmen vatansız dünyalılar..

Bir de, insan bıkmaz mı?

100 yıldır, hep aynı şeyler söylenir mi?

Hukukun üstünlüğüymüş, insan haklarıymış, şeffaf toplummuş..

Gerçekten bıktırdılar hepimizi..

Hem "globalleşme" derler.. Hem de, ulusal kültürün, geleneklerin, inançların gözetilmesinden söz ederler..

Akılsızlar.. Sanki tek örnek Batı!..

Bakın Saddam'a.. Gül gibi geçiniyor ve Batı'ya "hayır" diyebiliyor.

Bunlar galiba gerçekten haklı..

Galiba RTÜK Yasası'nı da, "patronlar şeffaflaşsın" diye istediler.. Biz de anlayamadık, Cumhurbaşkanı da anlayamadı..

Mesut Yılmaz da Tantan'ı, siyaset ve idare şeffaflaşsın diye harcadı galiba..

Aslında bütün partiler birbirine benzerken, Fazilet gibi, HADEP gibi farklı partilerin bulunması da, galiba pek hoş değil..

Ayrıca, neden medyada birden fazla patron olsun ki?.. O zaman, "patron yağcısı" gazete yazarı olmak zorlaşmaz mı? Alternatif medya, susturulanlara yazı falan yazdırır..

Gerçekten bunlar haklı..

Ve aynı şekilde, gerçekten bunların utanmaları yok..

Allah bunları Tekelci sermayeye bağışlasın!..

ŞAKA

Harward'ın doğrusu ne?

Harvard'ın yanlışlıkla Harward diye yazılması, gerçekten affedilir şey değil..
Bu yanlışın düzeltilmesi için Harward Üniversitesi'ne başvurduk..
-Lütfen adınızı Harward şeklinde değiştirin, dedik..
Onlardan da, şu cevap geldi..
-Siz de Kemal Derwish deyin, Anayasa'yı Baba-yasa yapın, demokrasi yerine kleptokrasiyi kullanın!..

MÜZİK OLAYI

Süher-Güher Pekinel'ler bizi büyüledi

Önceki gece, "Uluslararası İstanbul Müzik Festivali"nde Süher-Güher Pekinel'leri, Michel Plasson yönetimindeki Toulouse Ulusal Orkestrası eşliğinde dinledik..

Önce Mendelssohn'un (1809-47) "İki Piyano ve Orkestra İçin Konçerto"sunu icra ettiler..

Bu olağanüstü ikizlerin Mendelssohn yorumu, inanılmaz bir "müzik olayı"ydı.. Lütfi Kırdar Salonu'nu dolduran binlerce dinleyici, ayakta alkışladık..

Pekinel'lerin "bis" parçaları (bis, Latince ikinci defa anlamına gelir), çarpıcıydı..

Önce Polonya'lı besteci Witold Lutoslawski'nin (1913-94), "Pagani'nin Bir Temi Üzerine Varyasyonlar"ını yorumladılar..

Lutoslawski, "aleatoric" düzenlemeleri ile müziğin klasik yapısını değiştirmeyi deneyen bir besteci.. Pekinel'ler, bu parçada, mükemmeliyeti zorladılar.

Derken, Fransız besteci Darius Milhaud'un (1892-1974) "Skaramuş"u geldi Pekinel'lerin tuşlarına..

Fransız "Altılar"ından biri olan Milhaud, bestelerinde çok-tonluluk ve caz müziğini birleştiren bir usta.. Pekinel'ler, Milhaud'yu yorumlarken, olay bir piyano gösterisine dönüştü.. İki kardeş, birbirlerine karşı, ama uyumun zirvesinde, beste ile adeta boğuştular..

İnanılmaz bir geceydi.. Orkestra da, solistler de mükemmeldi..

Biraz nefes aldık o gece.. Demokraside olmasa bile, müzikte "çağdaş"ı zorlayıp, geçtik..


27 Haziran 2001
Çarşamba
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED