T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Gül: Artık kazanmak için siyaset yapmalıyız!

Herkes, bir macera filmi heyecanıyla "kapatılan" Fazilet Partisi'ni bundan sonra nelerin beklediğini, hangi kanadın nasıl davranacağını ve kimin ne yapacağını merakla izliyor. Milli Görüş hareketi ilk kez bu denli geniş bir sorgulamayla, bu denli keskin bir iç hesaplaşmayla karşı karşıya. Ard arda iki kez kapatılmak gibi bir talihsizlik yaşayan bu hareket; şimdi en azından bir daha kapatılmamak ve mutlak surette de seçmenlerinin beklentilerini iktidara taşımanın formülünü arıyor. Zaten yol ayrımının temelinde de bu arayış yatıyor. Peki, sonuç gerçekten nereye varacak? FP'de bir ayrılık yaşanacak mı?

Bu soruları, "yenilikçi" kanadın önde gelen ismi Abdullah Gül ile konuştuk, tartıştık. Gül, bütün tartışmaların önüne şu cümleyi koyuyor: "Yazık oldu, Fazilet Partisi'nin kapatılmaması gerekirdi!"

Hukukumuz da daraldı

Dün, FP'nin kapatılmasının ne kadar ciddi bir karar olduğunu bazıları tarafından yeterince anlaşılamadığını yazmıştım. Abdullah Gül bu kararın ciddiyetini kavrayan az sayıda isimden birisi. O da kapatma kararının aslında ne anlama geldiğinin farkedilemiyor olmasından dolayı şikayetçi: "Partimiz odaktan kapatıldı. Yani bundan sonra ne bir başörtülü milletvekili ne de başörtülü belediye meclis üyesi aday gösteremeyeceğiz. Bunun sokaktaki insana, yani başörtüsü ile okumak ve çalışmak isteyenlere, kızını bu şekilde okutmak isteyen ana-babalara yansıması da var. Onlar da bu kararla mağdur oldular!"

Gül'ün kaygıları bununla sınırlı değil: "Sadece partimiz kapanmış olmuyor, hukukumuz da daralıyor. Gerçekten bugün siyaset yapmak eskisine göre daha da güçleşmiştir. Arkadaşlarımla birlikte Başkanlık Divanı'ndan istifa gerekçemizde de bu gidişe yönelik eleştirilerimiz yatıyordu."

Bir daha kapanmamak için

Abdullah Gül'ün zihninde kapatılma kararına tepki kadar, "Neden kapatıldık?" sorusu ile yüzleşme de bulunuyor. Ve dolayısıyla Gül, "Bir daha kapanmamak, Türkiye'nin dinamik gücü olmak için neler yapmalıyız"a da cevap arıyor. Birinci cevap şu: "Şimdiye kadar uyguladığımız tarz, sürdürülebilir bir tarz değildir. Siyaseti artık kazanmak için yapmalıyız. Talip olduğumuz bütün makamları bu kriterle denetlemeli ve ne kazandırıp ne kaybettirdiğimizi ölçmeliyiz. Bu tarzla siyaset yapmaya devam edersek, kaybeden biz oluruz. Rasyonelleşmeliyiz ve marjinallikten kurtulmalıyız..." Gül'un bu noktada bir de sorusu var: "Senin aklından da 'bu hareketin içinde DYP'den ANAP'tan ya da başka siyasi hareketlerden bazı isimler de burada olsa iyi olur' diye geçmiyor mu? İşte, dürüst, namuslu ve yıpranmamış bu isimleri, yeni partiye kazandırarak daha güçlü bir şekilde yola devam etmemiz gerekir. Artık, 'biz parti değil tekkeyiz mantığı' geçerli olamaz."

2. FP olmaz!

FP'nin gündeminde şu anda yol ayırımları kadar bir arada kalma seçeneklerinin denenmesi de var. Gül'ün yaklaşımı şöyle: "Elbette, 100 milletvekili arkadaşımızın aynı yerde olabilmesi önemlidir. Ama bölünmeyelim diye de yanlış bir ittifak yapamayız. Çünkü, bu bizi küçültür. Yeni partinin 2. FP olmaması lazım. Ben kongrede bu yaklaşımı açıkça ortaya koydum. Şirket yönetirsen kaybedince ortakların kaybeder. Ama parti yönettiğinde kaybedersen bütün seçmenlerin, ülke ve temsil ettiğin davanın bütün unsurları kaybeder. Buna artık izin vermemeliyiz. Hem kendi önümüzü açmak hem de Türkiye'yi değiştirmek için etkin bir siyaset geliştirmeliyiz."

Abdullah Gül'ün görüşleri ve yaklaşımı açık. FP'de birşeyler olacak ve olanlar da mutlaka "yeni" olacak. Nasıl olacağını ise yakında göreceğiz. Çünkü, her geçen saat FP içindeki hesaplaşmayı finale daha da çok yaklaştırıyor.


27 Haziran 2001
Çarşamba
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED