T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Rüyalarımızın sarışın buğdayı

Çocukluğumun beş altı yaş arası Anadolu'da ıssız küçük bir tren istasyonunda geçti. Babam yakınlardaki bir nahiyede çalışıyor, işine atla gidip geliyordu.

Etrafta bir okul yoktu ve ablalarım okul çağına gelmişlerdi.

Babam bir öğretmen gibi onları okutmaya başlamıştı; sabah derslerini verir, akşama imtihan ederdi. Ablalarımın elinde o yıllarda köy okullarında okutulan bir Türkçe, daha doğrusu okuma kitabı vardı.

Onlar bu kitaptaki şiirleri, hikâyeleri, çeşitli metinleri; evde, bahçede, kâh ayakta bir o yana, bir bu yana gidip gelerek; kâh oturur vaziyete sesli selli okurlarken ben de peşlerine takılırdım. Epeyce güçlü bir hafızam olmalı ki [Şimdi maalesef sabah yediğimi unutuyorum] pek çok şiiri ezberlemiştim. Bunlardan biri Ömer Bedrettin Uşaklı'nın Başaklar Arasında şiiri idi [Şiirin üzerinde bir de resim vardı. Buğday tarlasında, başaklar arasında henüz yürüme çağına gelmemiş, ağlayan bir çocuk. Anası ötelerde ekin biçiyor.] Hayret, o günden bu güne hafızamda bir kaç dörtlüğü kalmış. [Ezberimde hiç şiir yoktur].

Turan Karataş'ın hazırladığı Rüyalarımızın Sarışın Buğdayı [Perşembe Kitapları, 2001. Tlf: (0212) 567 17 79] adlı antolojiyi karıştırırken birden bu şiirle karşılaştım.

Kıvrıla kıvrıla akan bozbulanık bir ırmak, tepelerde meşeler, meşeler arasında öten keklikler, sarı buğday tarlaları, kavaklar, akasyalar ve düdüğünü öttürüp, dumanını savurarak geçip giden bir posta katarı sarıverdi etrafımı.

Çocuk gönlümüzün ihtirasla sarıldığı o basit objeler gibi (Bir misket, bir çember, bir çakı) sevgili şiirle başbaşa kaldım.

Şiir "Mehmetçiğin yavrusuna" ithaf edilmişti. Üç kıtasını alıyorum:

Başaklardan kundağın
Bağ bahçe, solun sağın,
Yıldızlar oyuncağın
Ağlama güzel çocuk!

Uruban yama yama
Gönül koyma akşama
Güzel çocuk ağlama
Anan orak biçiyor.

Oğlusun bir askerin
Ağlama derin derin,
Başak tutan ellerin
Bir gün albayrak tutar!

Turan Karataş'ın "Çocuk üzerine yazılmış şiirler seçkisi" bizi bir kez daha kaybolmuş cennete götürüyor.

Kendi çocukluğumuz ile kendi çocuklarımız arasında bir bağ, bir büyülü atmosfer oluşturuyor. Çocuklarımıza has şiiri sevdirmek, benimsetmek için bir imkan hazırlıyor.

Eserin başında ülkemizde yayımlanmış antolojilerle ilgili bir bölüm yer alıyor.

Karataş kitabını iki bölümde oluşturmuş. İlk kısım "Ustaların dilinden" başlığını taşıyor; ikinci bölüm "Şiire ve çocuğa sevdalı kalemler" adı altında veriliyor. Bu ayrım belki bir tartışma doğurur, ama ne önemi var. Asıl mesele çocuklarla şiiri, biz yaşlılarla çocukluğumuzu buluşturmak değil mi?


27 Haziran 2001
Çarşamba
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED