T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Gariplikler silsilesi içinde basit detaylar

Sazlar yerlerini almış, solist mikrofon başında; şefin işaretiyle türkü başlıyor.

Nakarat kısımlarda koro da katılıyor türküye.

Türküler birbiri ardına sıralanırken, solistler de değişiyor.

"Haydi benim şah boylum, şah boylum...

Şebboy çiçek başında...

Benim sevdiğim, onüç ondört yaşında..."

Söyleyene bakıyoruz, altmış yaşına yaklaşmış bir adam. Başındaki saçlar dökülmüş.

Emekliliğine ramak kalmış bu adamın, torunu olabilecek yaştaki bir çocuğa âşık olduğunu ve onun için türküler söylediğini düşünecek değiliz ama, bu tür ayrıntılara niye dikkat edilmez ki?

O Bodrum türküsünü söylemek, bir delikanlıya yakışır.

* * *

Arabeskin çocuk yaştaki yanık sesli ve "küçük" ön adlı şarkıcılarının kasetlerde ve sahnelerde söylediği şarkılar, hayatın ağır yükü altında ezilmiş, sevdalar çekmiş, ayrılıklar yaşamış, ihanetler görmüş, feleğin çemberinden geçmiş ve geçerken geçiş ücretini de zamlı tarifeden ödemiş insanların şarkılarıydı, hatırlarsınız.

Yine bir başka gariplik... Eminim dikkatinizi çekmiştir:

İçinde "Anasına kızmış, damda yatan oğlan" sözleri geçen türküyü bir erkek söyler kimi zaman.

"A Fadimem hadi senle kaçalım" diyense, bir kadın olabilmektedir sık sık.

Bu türden garip durumları umursamayışımızın ve çoğunlukla el çırparak eşlik edişlerimizin, kimsenin "tercihine karışmamak" gibi "batılı" bir anlayışa sahip olmakla alakası yok.

Sadece, uzun zamandır yaşadığımız gariplikler silsilesi içinde bunlar çok basit, çok detay kalmakta.

Örnek mi?

Ülke menfaati için kafa yoran, önemli projeleri olan, yönetme kabiliyeti bulunan, hani o meşhur söyleyişle karizmatik, iyi niyetli, birikimli, temiz, dürüst, çalışkan, geniş düşünebilen adamlar kıyıda köşede dururken, tersi nitelikleri haiz kişilerin yönetmeye heveslenmelerini bile içimize sindirmiş, kanıksamış, olağan karşılar hale gelmişsek; kimin hangi türküyü, hangi şarkıyı söylediğini nasıl irdeleyip sorgulayabiliriz ki!

Detaylarla uğraşmaya kimin takati var?

Temel'in dileği

Temel, yolda giderken önüne çıkan şişeye bir tekme savurur. Şişe, sıradan bir şişe değildir.

Tekmeyle birlikte, ağzındaki mantar açılır ve içinden bir duman çıkar.

Artık, o dumanın bir Cin'e dönüşmesi kaçınılmazdır.

"Dile benden ne dilersen" diyen sayın Cin, bizim Temel'e sadece bir dilek hakkı olduğunu söyler.

İtiraz eder Temel. "Benim bildiğim, üç dilek hakkı vermen gerekir."

"O dediğin fıkralar ayrı kategoridendir. Biz şimdi tek dileklik fıkradayız. Ne istersen onu söyle. Zenginlik mi istersin, mutlu olmayı mı, uzun bir ömür mü, evlilik mi, sevdiğine kavuşmak vs. Bildiğim kadarıyla bekarsın ve duyduklarım doğruysa Fadime'yi seviyorsun değil mi?"

Temel, "Pekala" der, "Ne istersem yerine getirecek misin?"

"Elbette. Vazifemdir."

"Tamam öyleyse, torunlarımın altın çatal kaşık takımlarıyla, malikanemde yemek yemelerini görmeyi istiyorum."

Nezaket Hanım

Nezaket, bir kadın ismi olmaktan öte bir şey.

Tuvalet kağıdını veya kağıt peçeteyi koparırken tomarın yarısını ıslatmıyorsan, çöp poşetini toplanma gününden evvel sokağa bırakmıyorsan ve çöplerin üzerine hızla fırlatmak yerine yavaşça itinayla bırakıyorsan, kalabalığın yemek yediği bir yerin lavabosunda burnunu temizlemiyorsan, trafikte her türlü önceliğin yalnızca kendine ait olduğunu düşünmüyorsan, kendine layık gördüğün hayat standartlarını başkaları için de elzem görüyorsan, selam vermenin ve almanın yararlarını biliyorsan, küçük dağlarla bir alakan olmadığının idrakindeysen, nezaketle tanışıyorsunuz demektir.

Az daha

"Neredeyse Merve Kavakçı ile Nazlı Ilıcak'ı FP'yi kapatan Anayasa Mahkemesi üyeleri ilan edecekler!"
Murat Kayacan


27 Haziran 2001
Çarşamba
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED