T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Para basmak mı, konsolidasyon mu?

Kemal Derviş'in bilimsel tutarlılıktan uzak, teorik bütünlüğü bulunmayan ve sistematikten yoksun sözde programı ile ekonomik krizden çıkılamayacağının anlaşılmasından sonra alternatif arayışlarla ilgili artan tartışmaları ibretle izliyoruz.

Kemal Derviş'ten ve programından ümit kesilmiştir.

Baskı altına alınan krizin tekrar ve daha büyük şiddetle sonbahar aylarında ortaya çıkacağını bundan 2 ay önce iddia etmiştik. Kemal Derviş'in 8-10 milyar Dolar dış kredi temin edebilmesi halinde krizin dondurulacağını ve sonbahar aylarına erteleneceğini, dış kredi bulunamaması halinde ise krizin tırmanacağını ve Doların 2.5 milyon lirayı aşacağını ifade etmiştik.

Bu tahminlerimiz halen geçerlidir. Hatta 2 ay öncesine göre kesine daha yakın bir şekilde tahminlerimizin arkasındayız. Uygulanan politikalarda ısrar edilmesi halinde yıl sonuna kadar yeni bir devalüasyon dalgası kaçınılmazdır. Beklentilerin bu tarihten önce de olumsuza dönmesi ve dövize hücumun gerçekleşmesi de sürpriz olmayacaktır.

Kemal Derviş, faiz hadlerini kontrol edeceklerini, dövizin fiyatına ise aşırı dalgalanmaların ortaya çıkardığı istikrarsızlıkların giderilmesine yönelik yapılanların dışında müdahale edilmeyeceğini programında açık olarak ortaya koymaktadır. Piyasa Kemal Derviş'in önerdiği faizi beğenmemiştir. Hazine'ye borç para vermek için daha yüksek reel faiz talep etmektedir.

İstediği vade ile borçlanamayınca Hazine vadeleri 3 aya kadar düşürdü. Buna rağmen paranın bir bölümü dövize yöneldi. Vadesi gelen kamu kağıtlarından çıkan yabancılar, İMF'nin gönderdiği dövizleri satın alarak yurt dışına çıkarmaktadırlar. Merkez Bankası'nın döviz piyasasına müdahelesi çerçevesinde satılan dövizler, veriliş amacına uygun olarak ülkeyi terk etmektedir.

ÇÖZÜM

Artık iç borcun döndürülemeyeceği anlaşılmış ve Kemal Derviş'e destek veren kalemler Eylül sendromundan bahsetmeye başlamışlardır. Acele birşeyler yapılmadığı taktirde Eylül ayında ekonomide kontrolün kaybedileceği kaygılarını dile getirmektedirler.

Mevcut politikalarla iç borç stoğunun azaltılması imkansızdır. Borçlanma politikaları iç borç stoğu ve reel faizleri yükseltmekten başka bir işe yaramamaktadır. Peki neyin yapılmasını, hangi politikaların uygulanmasını istiyorlar?

Açıkça ifade etmeseler de iç borcun para basılarak ve/veya konsolidasyon yoluyla küçültülmesi talep edilmektedir. Yani para basmak veya iç borcun dövize çevrilmeden uzun vadeli hale getirilmesi. Bize göre de gelinen bu noktada yapacak başka bir şey kalmamıştır. Kemal Derviş bir ara moratoryum düşündüklerini, sonra bundan vazgeçtiklerini itiraf ederek gerekirse olağandışı tedbirlere başvurabileceğini ima etmektedir.

Bu noktada, para basılması mı yoksa konsolidasyon mu sorusu akla gelmektedir. İki farklı görüş mevcuttur. Birinci grup ağırlıklı olarak konsolidasyonu savunurken diğer grup ağırlıklı olarak para basılması yöntemiyle iç borç stoğunun döndürülebilir hale getirilmesini savunmaktadır.

MÜSİAD ve MÜSİAD Genel Başkanı Sayın Ali Bayramoğlu da ağırlıklı olarak konsolidasyon, yani borç ertelemesinin kullanılmasını talep etmektedir. MÜSİAD'ın 2001 yılı raporunda oran verilerek iç borçların % 75'inin konsolidasyon % 25'inin ise para basılarak tasfiye edilmesi önerilmektedir.

Biz ağırlıklı olarak para basılarak iç borç sorununun çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Tartışmanın açıklığa kavuşması için konsolidasyonun ve para basmanın ekonomideki olumsuz etkilerinin karşılaştırılması gerekir.

KONSOLİDASYONUN ETKİLERİ

Konsolidasyonda Devlet alacaklılarına, borçlarını vadesinde ödemeyeceğini, ortalama vadesi 14 ayın altına inen iç borçlarını daha uzun vadeye, örneğin 3 yıl veya 5 yıla ertelediğini tek taraflı olarak bildirir.

TL cinsinden borçlar dövize çevrilmeden yine TL olarak uzun vadeli hale getirilir.

Devlet kamu gücünü kullanarak ve alacaklının rızasını aramadan bu işlemi gerçekleştirir. Uzun vadenin risk faktörü faiz oranlarına yansıtılır.

Devlet'ten en büyük alacaklı kesim bankalardır. Vade uzatılınca bankaların aktifleri uzun vadeli hale gelir. Bankaların pasiflerinin kısa vadeli olduğu bilinmektedir. Bankalar taahhütlerini karşılayamaz duruma düşerler, mali yapıları bozulur ve bankaların tamamı teknik olarak batmış olur.

Bu durumda banka, Devlet'in kendisine yaptığını mevduat sahibine uygulayacak ve mevduatın vadesini uzatacaktır.

'Kusura bakma, bendeki 3 aylık mevduatının vadesini 2 yıl uzatıyorum, bendeki paranı ancak 2 yıl sonra çekebilirsin' diyecek.

Reel sektörün fonlarının büyük bir bölümü bankalarda faiz geliri elde etmek için tutuluyor. Bankalar vade uzatımını mudilerine yansıttığında sanayici ve işadamları işletmelerini döndürecek kısa dönem fonlarını kaybedeceklerdir.

Reel sektör büyük bir likidite krizine girecek, bankalar kredi kullanımlarını azaltacaklar, bu şekilde de reel sektörün finansman açığı büyüyecek, ekonomi daralacak, üretim azalacak, işsizlik büyüyecek, milli gelir düşecek, insanlar fakirleşecek. Özetle ekonomi kilitlenecek.

PARA BASMANIN ETKİLERİ

Ekonomideki reel büyüme oranının üzerinde para basılması yani parasal tabanın genişlemesi enflasyonist etkiye sahiptir. İç borcun tasfiyesi için para basılması durumunda genel fiyat seviyesi yükselecektir.

Enflasyon oranındaki artış beraberinde devalüasyonu da getirecektir.

Enflasyon oranının yükselmesi halinde en büyük zararı Devlet'ten TL cinsinden alacaklı olanlar ve döviz cinsinden borcu olanlar görür.

Açık pozisyonu bulunan bankalar sıkıntıya girer.

Bu yöntemin olumsuz yanları dışında olumlu etkileri de olacaktır.

En önemlisi ekonomide durgunluk yaşanmayacak, tam tersine büyüme hızlanacak, üretim artacak, işsizlik azalacak. Devlet'in nominal vergi gelirleri artacaktır. Artan vergi gelirleri dar gelirli grupların kayıplarının telafisinde rahatlıkla kullanılabilir.

Dikkatli bir politikayla yükselen fiyatların hiper enflasyona dönüşmesi engellenebilir.

Her iki yöntemin karşılaştırılması halinde, iç borçları, para basarak tasfiye etmek veya azaltmanın, konsolidasyona nazaran kesinlikle daha düşük fatura çıkaracağı söylenebilir. Bu konuda MÜSİAD Genel Başkanı Sayın Ali Bayramoğlu'nun aktaracağı görüşleri olursa bu satırlardan okuyucularımıza duyurmaktan memnunluk duyacağımız da ifade edelim.

Önümüzdeki günlerde bu konu daha sık tartışılacaktır.


27 Haziran 2001
Çarşamba
 
NURETTİN CANİKLİ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED