|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başarısızlığın bedelini ödemeyen yöneticilerin elinde Türkiye büyük bir borç krizine sürüklendi. "Devlet"in borcunu borçla ödemesinin sonucu tarım, sanayi ve hizmet kesimleriyle ekonomi bütünüyle çöktü. Borcunu borçla ödeyen "hükümet"leri hiçbir güç ayakta tutamaz. Borçla borç ödeyen kurum çöker. Devlet bir ticari işletme gibi iflas etmez. Çünkü hükümetler bütçe açıklarını enflasyonla kapatırlar. Enflasyon bütçesini denkleştiremiyen hükümetlerin açığını kapatma vergisidir. Bu vergiyi bütün bir toplum öder. "Devlet" krize girince, Türkiye'de olduğu gibi, uluslararası finans kurum ve kuruluşlarının kapıları çalınır. Aksi halde enflasyon oranı binleri bulur. Devlet borcunu borçla ödemeye kalkarsa, bütün kurum ve kuruluşlar bir bir iflas etmeye başlar. Bunun için, Türkiye'de iflas eden şirketlerin sayısı günden güne artıyor. Bütün Anadolu şirket mezarlığına dönüştü. İş merkezleri cenaze evleri gibi, yas tutuyor. İflaslar şehirlerin hayat kaynaklarını bir bir kurutuyor. Geçen hafta sonu değerli yazar Mustafa Yazgan ve Prof. Dr. Mustafa Aykaç'la birlikte İzmit'te bir panele katıldım. Paneli İLKSAV ve MÜSİAD'ın yöneticileri düzenledi. Giderek derinleşen "ekonomik kriz ve çıkış yolları"nın tartışıldığı paneli, İzmit'in genç girişimcilerinden Necdet Barlas yönetti. Ankara'nın ateşi yükselince, İzmit yatağa düşmüş. Türkiye'nin sanayi merkezinde adeta hayat durmuş. Bir yanıyla İstanbul'a, diğer yanıyla da Adapazarı'na birleşen İzmit'te eski canlılık yok. Türk sanayisinin kalbi atmıyor. İzmit'in ortasında bir enkaza dönüşen SEKA, iflas etmiş, "devlet"i simgeliyor. Türkiye'de gittikçe derinleşen ekonomik ve siyasi krizin kaynağında iflas etmiş, ancak borçla ayakta duruyor gibi görünen "devlet" var. Devlet'in el attığı bütün kurum ve kuruluşlar, çökmekle kalmıyor, kendileriyle birlikte büyük, küçük bütün işletmeleri de iflasa sürüklüyorlar. "Sovyetler Birliği"nin çöküşü "devlet"in iyi bir işletmeci olamayacağını Türkiye hariç bütün dünyaya gösterdi. Dünyanın hiçbir yerinde devlet artık "bankacılık" yapmıyor. Devlet bankacılık yaptığı zaman görev zararlarını kapatmaya IMF'den sağlanan kaynaklar bile yetmiyor. Açıkların kapatılması için yeni vergilerden medet umuluyor. Bu yüzden, hem ekonomik, hem de siyasi kriz derinleşiyor. "İlkesi ilkesizlik" olan politikacıların elinde her yer çoraklaşıyor. Büyük "devlet" deyince, artık dünyanın hiçbir yerinde "kağıt", "şeker" ve "içki" üreten devlet akla gelmiyor. Güçlü devlet, istediği zaman istediği kadar para basan devlet değildir. Güçlü devlet bankacılık yapan ve devlet eliyle kentler kuran devlet de olamaz. Devletin gücü asker ve memur sayısının çokluğundan da kaynaklanmaz. Yirmibirinci yüzyılın güçlü devleti, üretim gücü büyük olan devlettir. Bir ülkede üretim gücünü büyük küçük bütün işletmeler büyütür. Devletin işletmecilik yaptığı yerde, işletmeciliğin evrensel kurallarını uygulamak mümkün değildir. Borçla borç ödeyen işletmeler gibi; enflasyonla vergi toplayan hükümetler uzun süre ayakta duramazlar.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |