T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Şark için iyidir

Uyuşturucu kullanan pek çok kişi görmüşüzdür. Zaten Demokrat Parti iktidarına kadar, başı, karnı ağrıyanlara hep "afyon" yutmaları önerilirdi. Bir zamanların Kıt'a Çin'i ve Hindistan'da olduğu gibi. Demokratlar, "Beyaz merdivene" tırmananları çok sıkı ablukaya aldıklarında binlerce fakir-fukara içici, evimizin önünden tabur-tabur geçerlerdi. Tam da yokuş başındaydı evimiz, gözlerimi kısar, aşağılara doğru bakardım, bazan bu taburlar tümen olurdu.

Bu kafilenin başında da daima uzun boylu amma minnacık kafası olan biri bulunurdu. Sonradan bu adamı tanıdım, lakabı "Yumurta Kafa Alaeddin"di! Tahtakale'nin haracını yiyen "Arap Rafet" lakablı bir bıçkının kardeşiydi. Komşumuz Kadriye Teyze, sırtlarında "küfe" olduğu halde kapımızın önünden geçen uyuşturucu tutkunlarını gördüğünde bir hal olurdu, meğer Yumurta Kafa Alaeddin'in ablasıymış. Süleymaniye'deki evimizden çıkıp Vezneciler'deki 5. İlkokul'a gidip-gelirken yol kenarlarında iki büklüm kıvrılıp da kendilerinden geçmiş nice esrarkeşler görürdüm ki, bunun doğal bir hayat tarzı olduğunu sanırdım.

Bir gün babamla Tahtakale'de yürüyorduk. Bu semt, 50 yıl önceleri İstanbul'un Beyoğlu yakası gibi popülerdi orada iri-yarı bir adamı minnacık biri evire-çevire dövdü. Kavga bittikten sonra babam bana dedi ki: "O dev adam nasıl da dayak yedi! Neden? Çünki uyuşturucu kullanıyordu. Uyuşturucunun esiri olanlardan hayır gelmez!" Bu baba nasihatı kulağıma hep küpe oldu.

O dönemlerde vurduğunu deviren iki boksör vardı: Vural İnan'ın ağabeyi Adnan İnan'la "Arap Abdi" adıyla namlı Abdi Özkurtlu. Bunlar büyük boksörlerdi. Neriman Köksal'ın kızkardeşiyle evlendikten sonra spor camiasından çekilerek kayıplara karışan Vural İnan'ın ağabeyi Adnan, ellisine varmadan öldü. Arap Abdi de uyuşturucu aldığı bir gün merdivenden düşerek hayatını yitirdi. Boks dünyasının pırıl-pırıl insanlarını uyuşturucuya kim alıştırmıştı bilemiyorum. Ne var ki atalarımız işin doğrusunu söyleyerek yol göstermişlerdir: "Üzüm, üzüme baka-baka kararır." Şimdi, bir zamanlar kokain kullanan Daum, Beşiktaş'ın başına geçti. Almanlar O'na iş vermediler, fakat Türkiye'de çalışmasına karşı çıkmıyorlar. Koca Avrupa'da yüzyıllardır geçerli olan bir söz vardır: "Bon pur Orient" (Şark için iyidir). İşte bu anlayışa uygun olarak Daum bizlere tavsiye ediliyor. O'nunla ilgili yazıları okuduğumda Galatasaraylılar'ın "kötü", Beşiktaşlılar'ın ise "iyi" dediklerine tanık oluyoruz. Beşiktaş yükselmeli ama "Beyaz merdiveni" kullanmamış bir çalıştırıcının yönetiminde yükselmeli. Almanya'nın pek çok kentindeki duvarlarda "Türken Raus" (Türkler dışarı!") yazar. Spor gibi centilmenlik, doğruluk, temizlik içeren bir uğraşın başına geçirilen bu kokoinman için bizim de duvarlara "Daum Raus!" yazmamız mı gerekiyor?

Bir fıkra

Ne iş olsa yaparım" diyen biri gündelikle işe girmiş ve ilk gün yığınla çamuru ortadan kaldırıp atmış. Ertesi gün önüne 5 çuval patates koymuşlar "Akşama kadar bunları soyacaksın" demişler. Adam işe koyulmuş ama tek çuvalı bile yarılayamamış. İşveren şaşırmış: "Sen dün 5 kilometrelik yolun çamurunu attın, bugün patatesleri neden soyamadın" diye sormuş. Adam boynunu bükerek cevap vermiş: "Bendeniz eski politikacıyım, çamur atmasını çok iyi bilirim ama hiç patates soymadım."

Ve bir gerçek

Dünya Atletizm Salon Şampiyonası için tam 130 ülkenin en seçme atletleri Portekiz'in başkenti Lizbon'da toplandılar. Atletizm bütün sporların anası olduğuna göre Türkiyemizi temsil eden yarışmacılardan bir kaçının şeref kürsülerine çıkmalarını isterdik ama ne yazık ki, hem takım toplama, hem de bu spor bizde yok olup gitmiş.

basınDAN

ATV'de Mustafa Topaloğlu, aslen Sakaryalı olduğunu söyledikten sonra "Tarihin en önemli meydan savaşlarından biri Sakarya'da yapıldı. Bu savaşta başkomutan İnönü bizleri kurtardı" dedi. Türkücü Topaloğlu, tarih, senin uzay palavralarına benzemez. Sakarya Savaşı'nda başkomutan İnönü değil, Mustafa Kemal Atatürk'tü! Macaristan'da yapılan uluslararası turnuada Şeref Eroğlu ile Ercan Yıldız altın madalya kazandılar, haberi, sadece bir-iki gazetede bir-iki satırla çıktı.

SON DAKİKA

Çay Molası'na tam son noktayı koyuyordum ki, SABAH'ta Zülfi Livaneli'yi okudum ve kendi kendime "Al sana bir ecnebi yazar daha" dedim. Kusurus Paşa, Dante'nin "İlahi Komedyası'nı Türkçe'ye çevirecekmiş de Sultan Abdülhamid engel olmuş, bu kitabı okumamak büyük eksiklikmiş. Şimdi Livaneli (Artvinli), vakti varsa biraz da benim yazdıklarıma kulak versin: Açsın ana Britanica'yı Dante bölümünü okusun. Bu eser, Hıristiyanlık öğretisinin baş yapıtlarındandır. Dante'ye göre ilahi mutluluğa ancak Hıristiyanlık prensiplerine uygun yaşayarak ulaşılabilir. Bunları ben söylemiyorum, Ana Britanica Ansiklopedisi yazıyor. Vay benim "Ecnebi yazarım, vay!"


14 Mart 2001
Çarşamba
 
ALİ GÜMÜŞ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED