T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Derviş, Ankara'ya yem olursa...

Hükümeti oluşturan üç partiden ikisinin, ANAP ve MHP, Kemal Derviş'e iyi gözle bakmadıkları ve ellerinde tuttukları kamu bankalarını hasislikle tutmak istedikleri yazılıp çiziliyor. Peki, üçüncü ve ana ortak DSP, iyi gözle bakıyor mu?

DSP kim ki?

Kemal Derviş, DSP'yi Bülent Ecevit zannediyor. Derviş'in Ecevit'e yönelik bir "zaaf"ı olduğu kendisini yakından tanıyanlarca bilinir. Derviş, Ecevit'i sever ve güvenir. Üstelik, partili olmadığı ve Washington'dan apartopar ithal edilerek getirilip, Ankara'nın siyaset cangılı (ya da bataklığının) içine atıldığı için, anlaşılan o ki, "meşruiyet kaynağı"nı Ecevit olarak görüyor.

Gerçi, bu son 48 saat içinde Ecevit'in Mohaç Zaferi esnasında vefat edip, Veziriazam Sokullu Mehmet Paşa'nın marifetiyle canlıymış gibi atının üzerine yerleştirilerek, yeniçerilerin zafer resmigeçitini izleyen Kanuni Sultan Süleyman'dan pek farkı olmadığını anlamış olmalıdır. Bu millet ne de olsa, tarihinde, ölü padişahına ta Macaristan içlerinden Belgrad'a kadar canlı süsü vererek yürüten sadrazamlar yetiştirmiş bir devlete sahiptir.

Önce 22 Kasım 2000 ama esas olarak 21 Şubat 2001'den itibaren, "57. Cumhuriyet hükümeti", Mohaç'tan Belgrad'a kadar giden yolda atının üzerindeki Kanuni Sultan Süleyman'a benziyor. Padişah, o mesafe boyunca ordusunun ve devletinin başındaymış varsayılıyor. Oysa, bir mevta idi. "57. Cumhuriyet hükümeti" de, 21 Şubat'tan itibaren mevta. Gelgelelim, "IMF-Dünya Bankası operasyonu" ile Kemal Derviş, mevtayı Mohaç-Belgrad arasındaki Kanuni Sultan Süleyman'a dönüştürdü.

Kemal Derviş, son 48 saat içinde DSP'nin Ecevit'ten ziyade Hüsamettin Özkan olduğunu da herhalde anladı. Bu durumda, koalisyon hükümetinin üç ortağının da Kemal Derviş'ten hazzetmediği sonucuna varılabilir. Kemal Derviş'in ekonomiye gerçekten hükmedip hükmetmediğinin "turnusol kağıdı" Hazine ve BBDK'nın başına yapılacak atamalardan anlaşılacaktır. Derviş'in kendisi "süpermen" olmadığını söyleyerek, "Bu, bir ekip işidir" dememiş miydi? Derviş'in bu makamlara "tercihleri"nin kim olduğu basına yansımamış mıydı?

Oysa, şimdi bu makamlar için isimleri ortada dolaşanlar Derviş'in "tercihleri" değil. Başbakan yardımcılarının "tercihleri".

Yani, Kemal Derviş, "ekibini" kuramayabilir.

Kuramazsa ne olur?

Kemal Derviş, hükümete "dördüncü koalisyon partneri" olarak değil, "sadece kendisi" olarak iltihak etmiş olur. Oysa, Türkiye'ye katkısı ve asıl gücü, ilk şıkkın gerçekleşmesiyle mümkün olabilir. Eğer "sadece kendisi"nin hükümete iltihakı söz konusu olursa, onu suya götürür susuz getirirler. Üstelik, can acıtması kaçınılmaz olan "yeni istikrar programı"nın günahları da onun sırtına yüklenir ve hükümetin defnedilmesi mukadder "kabristan"da en şatafatlı kabir onun için hazırlanır. Türkiye, uluslar arası çapta bir değerini daha, Ankara'daki "siyaset piranhaları"na yedirmiş olur.

Çok iyi bir teknokrat olmak, yerel ve her türlü Bizansvari ayak oyununda ustalaşmış ve bundan başka hiçbir konuda da uzmanlaşmamış olan Ankara siyaset esnafıyla başetmeye yetmez. İşte MHP, Emlakbank konusunda ayak sürümeye başladı. Daha ANAP'ta, hem de yanıbaşındaki DSP-Hüsamettin Özkan'da ne numaralar ortaya çıkacak.

Kemal Derviş'in vakit geç olmadan aklını başına toplamasında, hem kendisi ve hem de Türkiye açısından sonsuz yarar var. "Kozları"nı akıllıca oynarsa, yani bu hükümetten kendisini "özerkleştirir" ise, başarısının önünü açar. Onun başarısı, ekonomide ferahlama demektir ve bundan tüm Türkiye kazanacaktır. "Kozları"nı iyi oynarsa, bu hükümetin gidişinden sonra ister TBMM içinden kurulacak olan yeni bir hükümet de, isterse İtalya'da bir zamanlar söz konusu olan Romano Prodi hükümeti benzeri bir "teknokratlar hükümeti"nde koltuğunu ve işlevini korur ve "program"ın "devamlılığı" ve bu arada program için "zorunlu uluslararası destek" güvence altına alınmış olur.

Piyasalar uyanık. Uyanık olduğu için "asabi" de. Önceki gün, Ankara'daki "ayak oyunları", İstanbul piyasalarınca anında farkedildi. Başkentten tek doğru dürüst açıklama gelmeyince, dolar fırladı; borsa geriledi, "konsolidasyon" söylentileri ortalığı kapladı. Dün ise Derviş, piyasaları rahatlatmak için açıklama yaptı. "Konsolidasyona gidilmeyeceğini" ve "bankaların tasfiyesinin söz konusu olmadığını" bildirdi. Sonuç? Dolar, biraz daha çıktı; borsa, biraz daha düştü. Bu gerçekten özellikle Kemal Derviş açısından tehlikeli bir gelişme.

Çünkü:

1. Bu hükümete güvensizliğin devam ettiğinin çarpıcı bir göstergesi olduğu için;

2. Kemal Derviş'in de bu hükümetin bir "parçası" gibi görülmeye başlandığını gösterdiği için.

Yani, artık Kemal Derviş'in açıklamaları da, piyasalara "müsekkin" gibi gelmemeye başlıyor. Dolayısıyla, "stratejik hedef" değişmiyor: Bu mevta hükümetin çekip gitmesi.

"Taktik hedef" de değişmiyor: Kemal Derviş'in Ankara'daki "siyaset piranhaları"na yem olmaması ve kendisini bu hükümetten ayrıştırması.

İkincisini becerirse, büyük kamuoyu desteğini arkasında bulacaktır. Bu ülkedeki "Ahmet Necdet Sezer fenomeni"ni değerlendirsin, yeter. Zaten kamuoyu desteği elde edemeden, üç ortaklı hükümet arkasında hazırola geçse bile, programın uygulanma şansı yoktur.

Beceremezse?

Yazık olur. Ona ve daha önemlisi Türkiye'ye...


14 Mart 2001
Çarşamba
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED