|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Klasik mûsîkî mecmuâlarında mûsîkî'deki taksîm İlm-i Kelâm'daki dibâce'ye benzetilirse de bu teşbihin sebeb u hikmeti (vech-i şebeh) -muhataplarınca ma'lûm olduğu nazar-ı itibara alınarak- açıklanmaz. Açıklanmadığı için günümüzün müzikologları (!) bu sözü her fırsatta naklederler ve fakat bir türlü taksîm ile dibâce arasındaki farkı -sadra şifâ olacak sûrette- açıklayamazlar. Keşke sükût etseler! Böyle de yapmazlar ve İlm-i Kelâm ile Kelâmullah'ın kıraatini birbirine karıştırırıp "kıraat-i Kur'an" için muhayyel bir dibâce (!) tasavvur eylerler. Mûsîkîmizdeki taksîm'in İlm-i Kelâm'daki dibâce'ye benzerliği meselesini açıklığa kavuşturmak bir köşe yazısının hacmini aşacağından şimdilik biz bu kadarla yetinip İlm-i Mûsîkî'deki taksîm'in İlm-i Mantık'taki taksîm'le alâkasına kısaca işaret edelim: Taksîm bugünün diliyle söyleyecek olursak bölmek (kısımlara ayırmak) demek... Fakat bölmenin, bölümlemenin birkaç türü vardır; zira bir "şey" zâtî... arazî.... ve hem zâtî, hem arazî bakımdan bölünebilir, bölümlenebilir. Nitekim envâ da (nev'îler/türler), aksam da (kısımlar), asnâf da (sınıflar) en nihayet bugün "bölümler" sözcüğüyle çevrilip sadeleştiriliyor ve ne yazık ki bu terimlerin aralarındaki nüanslar hiç ama hiç farkedilmiyor. Bizim ilim geleneğimizde ilim taksîm, ulûm ise tasnif edilir; lâkin ilim tasnif, ulûm taksîm edilmez. Binaenaleyh genel kullanım taksîm'ul-ilm ve tasnif'ul-ulûm şeklindedir. Mûsîkî'deki taksîm ile İlm-i Mantık'taki taksîm arasındaki alâka nedir o halde? Bu suâli cevaplayabilmek için önce İlm-i Mûsîkî'deki fasl (fasıl) ile İlm-i Mantık'taki fasl'ı açıklamak icab ediyor ki -kabaca- ayrım (ayırım, yani tafsîl ve tefrîk değil) mânâsına gelen bu terimler açıklığa kavuşturulmadan taksîm'i tarif etmek çok güçtür. Dolayısıyla aralarındaki alâkayı açıklamak yerine yine burada sadece bu alâkaya işaret etmekle yetinelim. Dibâce Farsça bir sözcük.... "Başlangıç, giriş, sunuş, önsöz" demek.... Bu mânâların mukabilinde Arapça'da ve dolayısıyla Osmanlıca'da -birtakım küçük farklılıklarla beraber- mukadimme, medhâl sözcükleri de kullanılıyor. Ancak burada bilhassa mukaddime sözcüğüne dikkatinizi çekmek isterim. Araplar bu kelimeyi mukaddimet'ul-ceyş şeklinde "öncü birlik" ve/veya "keşif birliği" anlamına gelen askerî bir tâbirden türetirler. Ünlü mûsîkî nazariyatçısı ve mantıkçısı Lâdikli Mehmed Efendi -II. Bâyezid Han'a ithaf ettiği- Zübdetu'l-Beyan adlı mantık risalesinde şöyle der: - "Eger sual idüp dirsen kim mukaddime'nün meânî-i lugavîsi ve ıstılahîsi nedür? Biz eydürürüz kim mukaddime lugatda "mukaddimetu'l-ceyş"e, yani askerün önce göçen bölügine dirler; amma ıstılahda niçe meânîsi vardur." Hiç değilse dibâce ile mukaddime kelimeleri arasındaki lugavî alâkaya işaret edip İlm-i Mûsîkî'deki taksîm'in de kısımlara ayrıldığını/ayrılabileceğini söyleyelim. Sözgelimi 'baş taksîm', 'giriş taksîmi', 'geçiş taksimi' ya da 'ara taksîm', vb. (Şimdilik peşrev sözcüğüne temas etmiyoruz.) Bugün bir mûsîkî terimi olarak taksîm denince, akla sadece emprovizasyon geliyor; tıpkı şiir'deki gazel gibi... Hani şu doğaçlama dedikleri şey... Oysa sabit bir faslın, gayr-ı sabit taksîmi olur mu? Olmaz; ne girişi, ne ortası, ne de sonu itibariyle... ... Taksîm ve/veya Dibâce sözcükleri kimlere ne mânâlar ilham eder bilemem ama mecmûa sûretine bürünmüş Dibâce'yi her ele alışımda sınırlı sayfalarından nedeni bilinmez bir hüzün duyarım, hicranın sesini işitirim âdeta... Emeğin, gayretin, çırpınmanın, bir şeyler söyleme isteğinin, kuvve-i nutkiyye sahibi olmanın gereğini yerine getirme azm u kuvvetinin iniltisini işitirim o melâmetiyle tezâhür eden sayfalarda... Dibâce dergisini birkaç genç çıkarıyor, olmayan harçlıklarıyla... Sevdalarını katarak, ümitleriyle yoğurarak, hiçliğe terkedilmenin, hiçlenmenin, yoklanmanın, yalnızlanmanın tadını alarak o bildik selülöz yığınlarına meydan okuyorlar. Gittikçe derinleşen, zenginleşen Dibâce dergisinin son sayısında (sy. 11, Kış 2001) -tıpkı bütün sayıları gibi- bigâne kalamayacağınız çok önemli yazılar yer alıyor. Bilhassa değerli ilim adamı İhsan Fazlıoğlu'nun tanıttığı meçhul İstanbul yazmasının (tâire) muhtevası fevkalâde çarpıcı... "Varlık'ın Manzûm ve Mensûr Tasavvuru"na Giriş başlıklı bu metni okumanızı değil, ezberlemenizi öneririm sizlere. Salih Remzi'nin Süheyl ü Nevbahar'a Bir Şerh'i ise şimdiden hâşiyeye hak kazanmış... Hâsılı, Dibâce dergisinin kolleksiyonuna sahip olamayanlar için hiç'in tarihi bir hiç'ten ibaret! (İsteme adresi: PK. 73, Fatih/İstanbul; e-mail: dibacedergisi@hotmail.com) Kıskanılası sevdâları olan bu çocukların iniltisine kulak verin; onlar sadece sizin "rağmınıza" değil, sizin "uğrunuza" yazıyorlar! İlgilileri için not: Taksim Atatürk Kitaplığı'ndaki "Mantık Atölyesi", Çamlıca'da açtığımız yeni atölyeden bağımsız olarak faaliyetine devam etmektedir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |