T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Şehir ve kurban

Bu yıl kurban hayli yoğun tartışıldı. Buna sebep belki de TEM otoyolunun her iki yanında, gökdelenlerin gölgesinde, yeşil alanların içinde kurban kesen kalabalığın fotoğrafıdır. Gazeteler bu görüntüyü "Her sokak bir mezbaha" manşeti ile verdiler. Kurban karşıtları köpürdü, çocuklardan, psikolojiden falan bahsedildi. Kaçan boğa görüntüleri, şiddet sahneleri televizyonların kovaladığı konular oldu.

Meseleye daha serinkanlı yaklaşmalıyız. Bu iş özellikle apartımanlardan, arabalardan adım atılacak yer kalmayan metropoller için ciddi bir konudur. Kurban yılda bir kez gelen bayram ile büyük bir organizasyonu gerektiriyor. Sadece İstanbul'da kimbilir belki de yarım milyon hayvan kesiliyor. Bu kadar hayvanın şehre getirilmesi, barındırılması, pazarlanması; sonra kesilmesi için vatandaşa ve belediyelere ne kadar büyük bir gayret düşmektedir.

Vatandaş ne yapabilir?

Evinde, apartımanında, sitesinde, çevresinde, sokağında, bahçesinde bu meseleyi usulüne uygun bir biçimde gerçekleştiremiyor. Belediyeler semt semt, kurban satış noktaları, kesim noktaları oluşturmaya çabalıyorlar. Ben bu bayram bunların epeycesini dolaştım. Doğrusu çok derme-çatma bir organizasyonla karşılaştım. Verilen hizmet talebe karşılık hemen hemen hiç mesabesinde. Vatandaş için kurbanı bulmak bir dert, alması iki, kesmesi üç, nakletmesi dört, kasap bulması beş, ne bileyim her aşaması ayrı bir dert teşkil ediyor. Her fert bilgisi, görgüsü, terbiyesi, temizliğe riayeti ölçüsünde bir davranış sergiliyor. Kimi hemence kurban aldığı çadırın ötesinde kesivermiş, kimileri işte TEM yolu civarı gibi çayırlık bir alan bulup yayılmış, kimileri Kağıthâne Deresi'nin başucuna, o mezbeleliğin ortasına hayvanı yatırıvermiş, kurbanlık çadırının içinde kesen var, kestiğini yüzmek için trafik ışıkları direğine asan var. Tam bir keşmekeş.

Bir dönem cami dernekleri, kurslar, yurtlar, hayır kurumları bu organizasyona kendi ölçüklerinde katılıp yükü hafifletiyorlardı. Şimdi onların üzerinde bir baskı var ve insanlar bu yüzden ortalığa bu kadar saçılıp-döküldüler. Köyünde, kasabasında, taşra şehrinde kurban kesenler bu sıkışıklığı, çaresizliği yaşamıyor. Bu kaos tamamen büyük şehirlerin yapısından kaynaklanıyor. Şehirlerimiz ne yeşil alan, ne yaya kaldırımı, ne tuvalet, ne park yeri, ne de başka hususlarda ihtiyaca cevap verebiliyor. İnsanlar ölüsünü, hastasını, çocuğunu, ihtiyarını, düğününü, cenazesini gönül hoşluğu ile bir yere koyamıyor; bütün bunları halledinceye kadar canı burnundan geliyor. Bu şehirlerde kurban kesmek zor da, SSK Hastanesi'nde muayene olmak kolay mı yani?

Kurban gerçekten önemli bir organizasyon.

Önümüzdeki yıllarda belediyeler şimdiden önlem alıp bu mesele için şehir dışında (ve mutlaka şehir dışında) gereken büyüklükte, temizlikte, satış ve kesim yeri tanzimine gitmelidir. Bu iş için gerekli elemanlar, araçlar temin edilmelidir. Vatandaşı kurbanı ile başbaşa bırakıp, sonra da onu suçlamanın âlemi yok.

Olimpiyatlara hazırlanmalıyız; stadyumlar, pistler inşa etmeliyiz, ödenekler ayırmalıyız. Çünkü büyük bir organizasyondur, ne yapılsa yeridir.

Bu ödenek ve çabanın binde birini de kurbana ayırın, sabit yerler oluşsun, temizliğe riayet edilsin, bir güzel gelenek meydana çıksın, vatandaşın çektiği eziyet sona ersin, "Her sokak bir mezbaha" olmaktan kurtulsun.

Not: Şurasını unutmayalım. Kurban giderek kışa geliyor. Şehirlerin büyük kalabalığı kurban kesmek için çokluk köyüne, kasabasına gider. Bundan böyle gidenler azalacak, kış şartları vatandaşı şehirde kesmeye zorlayacak.


14 Mart 2001
Çarşamba
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED