T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Medeni hukuk ve mal ortaklığı

Türkiye, kadına verdiği değeri göstermek için, Medeni Kanun'u değiştiriyor. Aile reisliğini kaldırmak suretiyle, kadın-erkek eşitliğine doğru bir adım atılıyor. Adalet Komisyonu'nda kabul edilen maddeler Parlamento'dan da geçerse, artık kadının erkekten farklı bir ikametgahı bulunabileceği gibi, çocuğun velâyeti de sadece babanın üzerinde olmayacak. Hem kadın hem de erkek beraberce aileyi temsil edecekler. Kadın erkeğin yardımcısı konumundan sıyrılıyor; evi geçindirme sorumluluğunu eşiyle paylaşıyor.

Mal rejimi

Medeni Kanun'da getirilmek istenilen en önemli değişiklik mal rejimine ilişkin olanı. Bugün, Adalet Komisyonu, evlilik süresince edinilen malların ortaklığı konusunu ele alıyor.

Ekonomik tedbirlerin tartışıldığı bir süreçte, para-dolar-enflasyon vs gibi hususların haricindeki her yazı, anlamsız gelebilir insana. Ne de olsa mideler aç, cep delik cepken delik...

Biz, ifratla tefrik arasında, sarkaç gibi sallanan bir ülkeyiz.

İsviçre'de uygulanan mal rejimini ülkemize monte etmeğe çalışırken, enflasyonumuzla, yolsuzluğumuzla ve hükûmet etme şeklimizle, "muasır medeniyetin" çok uzaklarındayız.

Nedir, edinilen malların ortaklığı?

Erkek ile kadın, evlilikleri sırasında elde ettikleri menkul-gayrimenkul malları, ayrılık veyahut ölüm halinde, eşit olarak aralarında paylaşacaklar. Evlilik esnasında edinilen malların ortak olması, hukuki rejim haline geliyor. Eşler ancak özel bir mukavele imzaladıkları takdirde, a)mal ayrılığını veyahut b)paylaşmalı mal ayrılığını benimseyebiliyorlar.

Paylaşmalı mal ayrılığı

Bugün, Adalet Komisyonu'nda farklı fikirler çarpışabilir.

Edinilen malların ortaklığından ziyade, paylaşmalı mal ayrılığının uygulanması görüşü ağır basabilir.

Evli çiftin kullandığı ortak ev (kışlık ve yazlık), araba, ailenin geleceğini teminat altına alan para veyahut herhangi bir tasarruf, boşanma halinde eşler arasında paylaşılacak. Bu miktarın üzerindeki mallar (menkul veyahut garimenkul) kime aitse onun üzerinde kalacak. İşte bu rejimin adı, paylaşmalı mal ayrılığı.

Söz konusu sistem, boşanma halinde, mağdur tarafı ortada bırakmıyor; ama edinilen malların ortaklığı gibi, evliliğin sona ermesi halinde, özellikle çocukların aleyhine işleyen bir uygulamaya da yol açmıyor.

Edinilen mal ve çocuklar

Edinilen malların ortaklığında, eşlerin evlilikten önce sahip oldukları mallar ile, evlilik sırasında kendilerine intikal eden miras, paylaşıma konu olmuyor.

Ama diyelim ki erkek çalışıyor; babasından devraldığı işi büyütüyor; veyahut kendi bir iş kurup zenginleşiyor, sözgelimi dolar milyoneri oluyor. Ayrılırken, evliliği süresince elde ettiği servetin yarısını karısına vermek mecburiyetinde.

Ya çocuklar? Nasıl olsa anne, çocuklara sahip çıkar diye düşünülüyor.

Peki ya erkek, daha önce evlendiyse; ilk karısından ayrılırken önemli bir serveti yoksa, buna mukabil, ilk eşinden çocukları varsa. İkinci evlilikte servet sahibi olduğu için edinilen mal ortaklığı rejimi uygulandığı takdirde, imkânların yarısı ikinci eşe gidiyor. Birinci evlilikten doğan çocuklar açıkta kalıyor.

Biz bu görüşümüzü söyleyince, "istisnai durumlara bakarak, hüküm verilmesi doğru değil" deniliyor.

Oysa, sakıncalar burada sona ermiyor. Ölüm halinde de, eş, servetin yarısını alıyor; sonra geri kalan, miras hukukuna göre dörtte bir kadına, dörtte üç çocuklara paylaştırılıyor.

Başörtüsü meselesi

İsviçre, Amerika gibi olalım, kadınımızı baş tacı yapalım diye, çocukların hakkını bile yiyoruz.

İyi hoş ama, öte yandan niçin başörtülü genç kızlarımızı halâ üniversitelere sokmuyoruz.

Geçenlerde Türker Alkan (Radikal) ve Hasan Cemal (Milliyet) aynı fikri savunuyor, "Tesettürlü kızlar üniversiteye girsinler; ama maalesef Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi buna izin vermiyor" diye yazıyorlardı.

Oysa bu iddia doğru değil:

1) Yüksek Öğretim Kanunu ek 17'nci madde: "Yürürlükteki kanunlara aykırı olmayan kılık kıyafet serbesttir" der.

Anayasa Mahkemesi bu maddeyi iptal etmemiş, sadece, söz konusu hükmün, dini inanç gereği başörtüsünün serbest bırakılması anlamında olmadığı yorumunu getirmiştir.

Oysa, Anayasa Mahkemesi, yeni bir hükmün ihdası anlamına gelecek şekilde yorumda bulunamaz. Nitekim, o tarihte Necdet Sezer, Anayasa Mahkemesi üyesi idi ve ek 17'nci madde iptal edilmediği takdirde, üniversitelerde, her türlü kılık kıyafeti giymenin serbest olacağını karşı oy yazısında belirtmişti.

Demek Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla başörtüsünün yasak olduğu iddiası, kocaman bir yalan. Çünkü Anayasa Mahkemesi, Yüksek Öğrenim Kanunu'nun ek 17'nci maddesini iptal etmedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararı ise, doğrudan öğrenim özgürlüğü ile değil, mezuniyet sırasında, diplomaya yapıştırılan başörtülü resimle ilgiliydi.

Okul, mezun olan genç kıza, zaten üniversiteyi bitirdiğini gösteren bir belge veriyordu, sadece, diploma için başı açık resim isteniyordu. Üstelik, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, "laik üniversitede okumayı tercih eden talebe, kuralları da kabul etmiş sayılır" demek suretiyle, yanlış bilgilendirildiğini de ortaya koyuyordu.

Türkiye'de, Batı'dakine benzeyen kilise okulu ile laik okul ayırımı olmamasına rağmen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ülkemizdeki eğitim kuruluşlarının birbirinden farklı olabileceği yanılgısına düşmüştü.

Demek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin incelediği vakada, hem eğitim özgürlüğü sınırlanmıyordu, hem de mağdur olan kişinin tercih kullanabileceği sanılıyordu. Bu yüzden, başörtüsünün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da yasaklandığı iddiası doğru değil.

Nezaket ve istiskal

Bir yandan, "ayırımcılığa son" diyerek, aile reisliğinden vazgeçiyoruz. Kadına ayıp yapmamak için -aşırı bir nezaket ile- "karı" - (koca) sözünü de Medeni Kanun'dan çıkarıyoruz, her defasında "eş" diyoruz.

Baş tacımız hanımlarımıza erkeklerinin servetinin yarısını bahşetmeğe hazırlanıyoruz.

Öte yandan, kulaktan dolma bilgilerle ve sahte gerekçelerle bir kısım kadını eğitimsizliğe ve işsizliğe mahkûm ediyoruz.

Türkiye'de mal rejiminde bu kadar önemli bir değişiklik gerçekleşirken, halkı bilgilendirecek tartışmalar yapılamıyor.

Çünkü ekonomik ve siyasi bir krizin pençesindeyiz.

Kemal Derviş nihayet yemin etti. İlk gün basına sızan "çelme" iddialarının doğru olmamasını diliyoruz. Hepimiz aynı teknedeyiz. Medeni hukuk dilinde ifade etmek gerekirse, mal ortaklığı rejimini yaşıyoruz. Oysa koalisyondaki partiler halâ ellerindeki bankalardan veyahut yetkilerden vazgeçmeme uğraşı içinde. Halâ Hüsamettin Özkan devrede.

Kemal Derviş'in bütün zorlukları aşıp, Türkiye'yi ekonomik istikrara kavuşturmasını temenni ediyoruz.


14 Mart 2001
Çarşamba
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED